Vurun Basın Konseyi'ne!

Bilmem farkında mısınız? Zaman gazetesi, Basın Konseyi'nden çekildiğini açıkladı.

Bilmem farkında mısınız?
Zaman gazetesi, Basın Konseyi’nden çekildiğini açıkladı.
Eş zamanlı olarak kimi yayın organlarında Konsey’e ve Başkanı Oktay Ekşi’ye karşı saldırı kampanyası başlatıldı.
Ne oluyor?
Gazetecilerin mesleki etik bilincine sahip olmalarını önemseyen kıdemli bir meslek mensubu olarak örgüt konusunda sekter değilim. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesiyim, Basın Enstitüsü Derneği’nin yönetim kurulundayım, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin etkinliklerine katılmışımdır,  çağrılırsam gene katılırım. Ayrıca iki dönemdir Basın Konseyi Yüksek Kurulu üyesiyim. Toplantılarına istediğim kadar sık katılamamakla birlikte, Konsey’in nasıl çalıştığını çok iyi bilen biri olarak Konsey Başkanı Oktay Ekşi’ye ve Konsey’e yönelik sistemli hakaret ve yıpratma kampanyasının ağır bir haksızlık olduğunu düşünüyorum.
İşte bu yüzden “Keşke Yüksek Kurul’un toplantıları televizyondan canlı olarak yayınlanabilseydi” diyorum. “Belki o zaman birileri o toplantılarda neler olduğunu görür, söylediklerinden ve yazdıklarından utanırlardı.” 
Dikkat edin, ‘birileri’ diyerek sınırlıyorum, çünkü saldırganlardan bazılarının utanç duvarlarını çoktan aştıklarını biliyorum.
Bundan bir önceki ve benim de katıldığım Yüksek Kurul Toplantısı’nda alınan üç karara baktığınızda ne dediğimi anlayacağınızı sanıyorum.
BİRİNCİ KARAR: Yüksek Kurul, Vakit gazetesinin uyarılmasına oybirliği ile karar verdi. Çünkü bu gazete 15 Nisan 2009 tarihinde yayınladığı ‘Söverken turp gibiydi’ başlıklı haberde, Çağdaş Yaşamı Destekleme Başkanı Türkan Saylan’ın fotoğrafı yanında, bir okuyucuya atfen “Hayatını örtü düşmanlığına adadı. Ömrünün son dönemi başörtü takmaya mecbur kaldı. Allahım (C.C) sen her şeye kadirsin” sözlerine yer vermişti. Yaşlı ve hasta bir insana yönelik bu ifade Meslek İlkeleri’nin 13. maddesinde yer alan ‘insani değerleri incitici’ bulundu.
Söyler misiniz incitici mi, değil mi?
İKİNCİ KARAR: Taraf gazetesinin kınanmasına oybirliği ile karar verildi. Çünkü bu gazetenin 28.03.2009 günlü sayısında, fotoğraflı olarak kullanılan ‘Paşa 35 milyonluk transferin aracısı’ başlığı ile manşetten ve 10. sayfada ‘Paşanın lüks hayat oyunu’ başlığı ile tepeden verilen haberde, İlker Güven’in Boğaz Komutanlığı döneminde yolsuzluklara adı karıştığı için emekli edildiği, Ergenekon zanlısı/sanığı olduğu, İngiltere’den Türkiye’ye sokulacak 35 milyon dolar için 100 bin dolar karşılığı Oyakbank’da nüfuz kullandığı iddia edilmişti. Oysa fotoğrafı kullanılan ve hakkında ayrıntılı bilgi verilen bu İlker Güven, suçlamaların muhatabı olan İlker Güven değildi. Birinci İlker Güven, Tuğamiral olarak 1993’te emekli olmuştu, yanlışlıkla habere konu edilen Tümamiral İlker Güven ise 2004’te emekliye ayrılmıştı... Onun kişilik haklarına ağır ve haksız bir saldırı söz konusu idi. Muhabir ve gazete mesleğin gereklerine yerine getirmediği gibi, düzeltme yayımlamayı da reddetmişti
Böyle bir şey sizin başınıza gelse, Basın Konseyi’nin ne yapmasını isterdiniz. Gazeteye ödül vermesini mi?
ÜÇÜNCÜ KARAR: Yüksek Kurul, Burgaz Alkollü İçeçekler tarafından gönderilen düzeltme metnini yayımlamadığı için Hürriyet gazetesi yazarı ve Referans gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can’ın cevap hakkına saygısızlık nedeniyle uyarılmasına oybirliğiyle karar verdi.
Bu son kararda benim oyum yok, çünkü Doğan Medya Grubu’nda çalışanlar o grubun gazete ve televizyonlarıyla ilgili konularda oy kullanamıyorlar. Oktay Ekşi de kullanamıyor. Kimse kendi grubu hakkında oy kullanamıyor. Kararlar diğer üyeler tarafından alınıyor.
Ben Basın Konseyi’ne karşı açılan kampanyayı ‘Ötekiler’ adlı kitapta ayrıntılı olarak anlattığım ideolojik hegemonya savaşımının bir muharebesi olarak görüyorum. Birçok cepheden yürütülen bu kampanyaya alet olmak istemeyenlerin, eksikleri ve kusurları ne olursa olsun, Basın Konseyi’ne destek olmalarının zamanıdır. Yoksa meslek bağcıyı dövmek isteyenlere kalacak!