Yanlış hesap

Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) kapatılmasından sonra DPT milletvekillerinin Meclis'ten çekileceklerini kesin olarak ilan etmelerinin hemen ardından televizyonda yaptığım yorumda şöyle demiştim...

Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) kapatılmasından sonra DPT milletvekillerinin
Meclis’ten çekileceklerini kesin olarak ilan etmelerinin hemen ardından televizyonda yaptığım yorumda şöyle demiştim:
“Ey DTP milletvekilleri. Sakın Meclis’ten ayrılmayın. Seçmenler sizi oraya bağımsız milletvekilleri olarak gönderdiler. İkiniz hariç
hepiniz gene bağımsız milletvekilisiniz. O zaman nasıl DTP’ye girmişseniz şimdi de Barış ve Demokrasi Partisi’ne girebilirsiniz. Ufuk Uras’ın size katılmasıyla grup kurabilirsiniz. Görüşlerinizi Meclis kürsüsünden dile getirebilirsiniz. Parlamentoda olmanın avantajlarından yararlanabilirsiniz. Seçmenleriniz
sizin onlar adına konuşmanızı istiyor. Meclis’ten çekilmeniz büyük bir hata olur.”
Ama onlar çekilme kararında ısrar ettiler.
Büyük bir hata daha işleyerek, toplantılar yapmak üzere Diyarbakır’a çekildiler. Bu çekilmenin kendilerine bütün Türkiye’nin değil yalnızca bir yörenin partisi damgası vuracağını düşünmediler. Günümüzde siyasetin daha çok bu türden simgeler üzerinden yapıldığını gözardı ettiler.
Bakın, Genelkurmay Başkanı bile basın toplantısını bir savaş gemisinde yaparken bunun simgesel anlamının gözden kaçırılmamasını söylüyor.
Mağduriyet sarhoşluğu içinde duygusallığa esir olanlar bir türlü akıllarını kullanıp kendileri için neyin daha doğru olacağını göremediler.
Ta ki İmralı’dan bu yönde talimat gelene kadar!
DTP’nin, seçmenlerinin kendisine yüklemek istediği demokratik işlevi mertçe üstlenmek yerine, hep kenara çekilip ‘Asıl patron burada!’ gibilerden arkayı işaret etmesini Türkiye açısından bir talihsizlik olarak değerlendirdim. Gene de, partilerine oy vermediğim halde, Meclis’ten çekilme kararlarını kendi çıkarları açısından değerlendirince, aldıkları kararın hata olduğunu gördüm ve söyledim.
Akıl böyle diyordu.
Sonunda, İmralı’dan gelen talimatla da olsa, aklın yolunu buldular.
Bakalım onların akla aykırı kararını desteklemek için binbir dereden su getiren amigolar şimdi ne diyecekler?
Türkiye’nin böyle bir akılsız amigo sorunu var. Bunlar sürü psikolojisi ile hareket ediyor, belirlediklere hedeflere hep birlikte saldırıyorlar. Bu yaparken o kadar takıntılıdavranyor, o kadar uçlara gidiyorlar ki, sonunda doğrudan kendi davalarına zarar veriyorlar.
Örneğin gece gündüz sabah akşam orduya saldırmayı bir takıntı haline getirmiş olanlar...
Ordunun elbette demokrasi sınırları içinde kalması gerekir, elbette hataları vardır. Ancak ülkedeki her türlü melanetten ordu mu sorumludur? Ordu takıntısı kimilerini öylesine akıldışı bir noktaya getirdi ki, farzı muhal, trafik kazası yapan binbaşının haberini birinci sayfadan ‘Bir binbaşı daha tutuklandı’ diye vermeye ve adeta zil takıp oynamaya başladılar.
Bu gibi takıntı sahipleri eninde sonunda kantarın topuzunu kaçırır, bir noktada “Bu kadar da olmaz!” dedirterek kendilerini rezil ederler. Nitekim bu zihniyetten beslenen birilerinin Reşadiye’de yedi asker şehit edildikten sonra burada da suçu orduya yüklemek amacıyla “Albay Dursun Çiçek de Reşadiyeli idi” diyebilmesi bardağı taşıran damla oldu. Gözler açıldı.
Akılsız amigolardansa akıllı düşmanları tercih ederim. Meclis’e dönerek akıllıca bir iş yapmış olan BDP’lilere de tavsiyem bu.