Yaşam tarzları

Türkiye anlaması zor bir ülke. Zaten öyleydi, son 5-6 yıl içindeki değişimlerden sonra daha da öyle oldu.

Türkiye anlaması zor bir ülke. Zaten öyleydi, son 5-6 yıl içindeki değişimlerden sonra daha da öyle oldu. Ruhunda bölünmeler, gönlünde fırtınalar yaşayan, özgüveni inip çıkan, nereye gitmek istediğini tam bilmeyen ama bulunduğu yerden de memnun olmayan sivilceli, yeniyetme bir çocuk sanki.
Oysa biz sivilcelilik döneminin geride kaldığını düşünüyorduk!
Yine de hakkını vermek gerek: Bazı konularda kafası epey netleşti. Bunlardan birincisi, çokpartili demokrasi. Halkımız kendi yöneticilerini kendi oylarıyla seçmekten, daha doğrusu öyle yaptığını sanmaktan memnun. 29 Mart seçimlerini de öyle bir görev aşkıyla bekliyor.
Tarhan Erdem’in Konda’sının Hürriyet gazetesinin 60. yılı için yaptığı kapsamlı araştırmadan anlıyoruz ki, laiklik konusunda da durum gittikçe netleşmektedir. Yüzde 80’e yakın ezici bir çoğunluk din ile devlet işlerinin birbirinden ayrı olmasını doğru bulmaktadır. (Gerçekte ne kadar ayrılar, oraya hiç girmeyin!)
Öte yandan, diğer bazı araştırmalar Türkiye’nin son yıllarda gittikçe dindarlaşıp muhafazakârlaştığını ortaya koyuyor. Bu yönelimin özellikle taşrada nasıl baskıcı bir sofuluğa dönüşebildiğini Prof. Dr. Binnaz Toprak ile arkadaşlarının ‘Türkiye’de Farklı Olmak’ başlıklı araştırmasından biliyoruz.
Türkiye halkının bir yandan NATO üyesi iken, bir yandan da Amerika ve İsrail’den nefret konusunda dünya rekorları kırması, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın burada kendi ülkesinden daha popüler olması gibi bulgular birçok kişiyi şaşırtıyor. Cumhuriyet Türkiyesi’nin siciline baktıklarında bunu açıklamakta zorluk çekiyorlar.
Sakın bu sonuçlar da genel olarak ülkeye egemen olan muhafazakârlaşma ve sofulaşma yönelimleri ile bağlantılı olmasın!
Tarhan Erdem’inki dahil, araştırmalar gösteriyor ki muhafazakâr ya da seküler hayat tarzları, deyim yerindeyse, bir ‘paket’ olarak alınıyor. Yalnızca nasıl giyindiğinizi ve namaz kılıp kılmadığınızı değil, örneğin gazlı meşrubat seçiminizi, hangi gazeteleri okuduğunuzu, mücevher tercihlerinizi de belirliyor.
Nasıl o yaşam tarzının kalıplarına uyma konusunda açık ya da örtülü bir baskı varsa, simgelerini benimseme, nefretlerini paylaşma konusunda da aynı şey var... Ya hep, ha hiç!
Hele buna Milli Eğitim Bakanlığı ve belediye gibi kamu kurumları da destek verince, ‘Batılı’ Türkiye ideolojik olarak anlaması zor, ‘acayip’ yerlere sürükleniyor.
Bilmem anlatabildim mi?