Yeni anayasa fırsat mı, tuzak mı?

Anayasa konusunda büyük bir tartışmanın başlangıç aşamalarındayız. Bu tartışmayı nasıl yapacağımız büyük önem taşıyor.

Anayasa konusunda büyük bir tartışmanın başlangıç aşamalarındayız. Bu tartışmayı nasıl yapacağımız büyük önem taşıyor. Meramımızı bıkmadan usanmadan en açık şekilde ifade ederek karşımızdakini ikna etmeye çalışarak mı, yoksa birtakım önyargılarla kulakları tıkayıp karşımızdakileri hain ya da zaptiye ilan ederek mi?
Daha şimdiden iki ana yaklaşım belirmiş bulunuyor: Yeni anayasa yapma sürecini 'fırsat' ya da 'tuzak' olarak görenler.
Özellikle AKP'ye yakın liberal çevrelere göre bu süreç, daha demokratik bir Türkiye yaratmak için bir fırsattır. Türkiye bu 'sivil' fırsatı iyi kullanmalıdır.
Özellikle CHP'ye yakın ulusalcı çevrelere göre ise, amaç Atatürk Cumhuriyeti'nin temel direklerini yıkarak, 'ılımlı İslam devleti' modeline daha uygun bir çerçeve yaratmaktır, yani bir tuzaktır.
Birinci grupta olanlara göre süreç en demokratik ve saydam bir biçimde yürütülecek ve geniş çaplı bir uzlaşmayla sonuçlanacaktır.
İkinci grupta olanlara göre ise, demokratik tartışma iddiası göstermeliktir, AKP tıpkı cumhurbaşkanlığı sürecinde olduğu gibi bir yandan uzlaşmadan söz ederken bildiğini okuyacaktır.
Son 25 yılını 1982 Anayasası'ndan şikâyet etmiş biri olarak, yeni ve 'sivil' bir anayasa yapma girişimine karşı çıkmanın tutarsızlık olacağını düşünüyorum. Türkiye'nin daha özgürlükçü ve çağdaş yeni bir anayasaya gerçekten ihtiyacı var.
Sırf AKP'ye inat olsun diye Kenan Evren'in anayasasını mı savunacağız?
Önemli olan, 'fırsat'ın nasıl kullanılacağıdır. Türkiye'nin ihtiyaçlarına en uygun, en iyi anayasanın ortaya çıkması için herkes elinden geleni yapmalıdır.
Yalnızca içerik -daha doğrusu, birkaç netameli maddenin içeriği- değil, süreç ve usul de önemlidir. Aksi takdirde, yeni metin daha yürürlüğe girmeden bir kez daha meşruiyet tartışmaları başlar.
Yeni hükümet Avrupa Birliği ideallerine bağlılığını yinelediğine göre, böyle bir metnin temel parametreleri bellidir. Bunlara 'çağdaş uygarlık düzeyi'nin ölçütleri gözüyle bakabiliriz.
İlk taslağı hazırlayan komisyonun başkanı Prof. Dr. Ergun Özbudun 'özgürlükçü', 'çoğulcu', 'laik', 'demokratik' gibi sıfatlarla tanımlıyor bunları. Ben 'sosyal' teriminin eksikliğini anlamlı buluyorum.
Bence soldaki partiler, girişime refleks olarak karşı çıkmak yerine, bu ölçütün içinin nasıl doldurulacağını düşünmeli, alternatifler oluşturmalı.
'Laiklik' elbette her şeyden önemlidir. Türkiye bu coğrafyada böyle bir anayasa yapabiliyorsa, bu her şeyden önce 80 yıllık laiklik deneyimi sayesindedir.