Yeni YÖK Başkanı ve türban konusu

ODTÜ Sosyoloji Profesörü Yusuf Ziya Özcan'ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından YÖK Başkanlığı'na atanması gazetelere manşet oldu. Böyle bir bürokratik atama dünyanın hiçbir yerinde bu kadar önemsenmez.

ODTÜ Sosyoloji Profesörü Yusuf Ziya Özcan'ın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından YÖK Başkanlığı'na atanması gazetelere manşet oldu. Böyle bir bürokratik atama dünyanın hiçbir yerinde bu kadar önemsenmez. Ama bizdeki ilgiye şaşmamak lazım:
Türkiye'nin en önemli fay hattı olan laiklik ve onun en kritik mevzii sayılan üniversitelerde türban yasağı oradan geçiyor.
Devir internet devri. Prof. Özcan'ın CV'sini indirip sanki kendi çalıştığım üniversiteye başvurmuş gibi inceledim. Şunlar dikkatimi çekti:
University of Chicago doktorası akademik kalitesi konusunda yeterli güvence. Dünyanın en iyilerinden biridir. ODTÜ'de de adamı kolay kolay profesör yapmazlar. Tesadüfen kendisini profesör bulmuşlardan değil yani.
Yayın listesi eklektik, çok farklı konu alanlarından oluşuyor: Yöntembilim, gelir dağılımı, sosyal politika, polis eğitimi, iyotlu
tuz kullanımı, cep telefonunun işlevleri...
Daldan dala dolaşmış olsa da, polis eğitimi ve Müslümanlarla ilgili çalışmaları dikkat çekiyor.
1992-1994 yıllarında Malezya'da Uluslararası İslam Üniversitesi'nde ziyaretçi profesör olarak ders vermiş. Sanıyorum AKP'nin dış politikadaki beyni Prof. Dr. Ahmet Davudoğlu da orada bulunmuştu. Özcan'ı YÖK Başkanlığı'na atayan Cumhurbaşkanı Gül'ün de İslami Kalkınma Bankası geçmişi var.
22 Temmuz seçimlerinden sonra Türkiye'ye iyice ağırlığını koyan kadroların bu ortak özelliğini kaydedelim ve geçelim.
Ayrıca 22 Temmuz'dan sonra başlayan yeni dönemde YÖK'te Galatasaray kökenli bir Anayasa hukukçusunun yerine İslami duyarlıkları yüksek bir sosyoloğun atanmasını olağan ama anlamlı bulduğumuzu not edelim...
Prof. Özcan, YÖK Başkanı olduktan sonra bence çok doğru olarak iki konuyu vurguladı: Eğitimde tam özgürlük ve yüksek bilimsel kalite.
Gerçekten, tam özgürlüğün olmadığı yerde bilim yapmak oksijeni az odada koşu yapmaya benzer. Çabuk tıkanırsınız.
Popülist siyasal baskılarla arka plana itilen eğitim kalitesi konusu ise, elmalarla armutların dikkatle birbirlerinden ayrılmasını gerektirir. Siyasi baskılarla gecekondu üniversiteler açarak University of Chicago'lar yaratamazsınız.
Yeni YÖK Başkanı, türban yasağını vahim bir insan hakları ihlali olarak görüyor ve mutlaka kalkması gerektiğini savunuyor. Bunun yöntemi olarak da, daha özgürlükçü ve hoşgörülü bir yönetim tarzını yeğlediği anlaşılıyor.
Yani, türban giyip üniversiteye gelen öğrencilere karşı eskisi gibi engelleme yapılmazsa konu unutulup gider diye ümit ediyor. Bir çeşit, kendiliğinden kaybolup gitme senaryosu...
Ben de, kız öğrencilere karşı ayrımcılık olarak gördüğüm üniversitelerde türban yasağının bir şekilde kalkmasından yana olduğum halde, bu senaryoyu şu aşamada çok iyimser buluyorum. Bu konu, türbanı siyasal bir istismar aracı haline getirenlerce bu kadar kaşınıp kangren edilmiş olmasaydı söylediği yöntem uygun olabilirdi.
Ama şimdi gerginliklere yol açabilir, açacaktır.
Çaresi, üniversitelerde türban yasağı kalktıktan sonra ne olacağı konusunda bir uzlaşma çerçevesi oluşturmaktır. Laik Cumhuriyet'in adım adım elden gittiğine inanan bir 'azınlık' Özcan'ın atanmasını da aynı büyük planın yeni bir adımı olarak görüyor. Soruyorlar: Tartışma orada bitecek mi, yoksa hemen bir sonraki halkaya mı geçilecek? Üniversitelerdeki yasak kalktıktan sonra ertesi gün liselerde de kalkması için mi kampanya başlayacak, yoksa türbanlı mezunların kamu makamlarına gelebilmesi için mi?
Ve nereye kadar? Özgürlük sarmalı nerede daralmaya başlayacak?
Bu çok zor postu kabul ederek ateşten gömlek giyen Prof. Özcan böyle bir uzlaşma oluşturmak için bir şeyler yapacak mı doğrusu merak ediyorum. Kimbilir, belki de artık bu türden uzlaşmalara bile ihtiyaç kalmamıştır!