Yeni yükselen değerler

Büyük ekonomik krizin ardından gelmesi beklenen yeni dönemin yükselen değerleri neler olacak?

Büyük ekonomik krizin ardından gelmesi beklenen yeni dönemin yükselen değerleri neler olacak?
Geçen yazımda dört adaydan söz etmiştim: Tutumluluk, tevazu, çevreye saygı ve dayanışma.
Bunlara iki ekleme yapmak istiyorum: Sorumluluk ve saydamlık.
Ve bu ikisinin bir araya gelmesinden oluşan ‘dürüstlük’.
1980’lerde doruğuna ulaşan ve Reagan-Thatcher-Özal gibi isimlerle simgeleşen Neo-liberal çağ bir dizi toplumsal değeri de birlikte getirmişti. Türkiye’de de ‘yükselen değerler’ olarak yüceltilen bu kavramların merkezinde ‘bireycilik’ vardı.
Bu sözcüğü ‘bencillik’ olarak da okuyabilirsiniz.
Topluma faturası ne olursa olsun, bireyin kendisini daha iyi hissetmesini sağlayan her şey makbuldü. Başkalarını düşünmek, bazı ilkeler adına bazı şeylerden vazgeçmek çağın gerisinde kalmak anlamına geliyordu.
Yalnızca birey ve yalnızca ‘şimdi’ vardı.
Kendini iyi hissetmenin en garantili yolu pahalı tüketim idi. ‘İyi yurttaş’ alışveriş yapan insanla eş anlamlı hale gelmişti. Özellikle Batı’nın tüketim toplumlarında, ama gittikçe bizde de, insanlar ‘bitkin düşene kadar alışveriş yapmak’la övünüyorlardı.
Nakit yoksa kredi kartları ne güne duruyordu?
İlk büyük çelişki buradaydı aslında: ‘Bugüne’ odaklanmış bireyler ‘yarın’ın parasını harcamaktaydı.. Yarın hiç gelmeyecekmiş gibi yaşıyorlardı.
Yarının kötü bir huyu vardır oysa, gün olur gelir.
‘Sorumluluk’ ve ‘tutumluluk’ modası geçmiş kavramlardı.
Neoliberallerin gurusu Milton Friedman temel kuralı koymuştu:
“İşadamlarının toplumsal sorumluluğu, kârlarını artırmaktan ibarettir.”
Ne pahasına olursa olsun kârlarını artırmak!
‘Kâr artışı’ biricik başarı ölçüsüydü.
Bir yandan düzenin ideologları tarafından ‘açık toplum’ methiyeleri düzülürken, bir yandan da kapalı kapılar ardında, bulanık sularda ve alacakaranlıkta, büyük dolaplar çevriliyor, servetlere servetler katılıyordu.
Bir zamanlar en güvenilen kurumların başında gelen ve sağlam kumbaralara benzetilen bankalar tek kollu kumar makineleri haline gelmişti. Makinenin içinde neler döndüğünü yalnızca içerdekiler biliyordu.
Dünyanın en ‘başarılı’, en çok gıpta edilen insanlarıydı onlar!
Bu dönemin değerleri arasında ‘başarı’yla gelen küstahlığı, kendini beğenmişliği, alaycılığı da sayabiliriz.
Türkiye’de liberal ideolojinin yükselişi ile o dönemin yükselen değerleri arasında sıkı ilişkiler vardır...
Yeni dönemin yükselen değerleri de büyük olasılıkla ülkemize yansıyacak. Toplumsal yaşamı, kültür dünyasını, medyayı ve siyaseti etkileyecek.
Ama nasıl?
Yeni yükselen değerler dalgasının üzerinden sörf yaparak kimler vuracak sahillerimize?
Kimler ‘çağın adamı’ olarak anılacak?
Kimler tutumluluk, tevazu, çevreye saygı, dayanışma, sorumluluk ve şeffaflık gibi nitelikleri nedeniyle sivrilecek? Kimlerin döneminin dolduğu anlaşılacak?
Yerel seçimleri bu açıdan da izleyebiliriz.