Yükselen karşı dalga: Demokrasi

Hrant Dink'in cenazesi nedeniyle oluşan dev kalabalığın sağlam bir toplumbilimsel analizi henüz yapılmadı. Ortada bir parti, örgüt ya da devlet zoru yokken...

Hrant Dink'in cenazesi nedeniyle oluşan dev kalabalığın sağlam bir toplumbilimsel analizi henüz yapılmadı. Ortada bir parti, örgüt ya da devlet zoru yokken, İstanbul'un tarihinde gördüğü en büyük kalabalığı oluşturan etmenler nelerdir? Bu kalabalık Türkiye'nin geleceği için ne anlam ifade etmektedir?
Toplum felsefesinin en çok bilinen kurallarından biri şudur: Her yükselen hareket, bir karşı hareket üretir! Marksist felsefede diyalektikten söz ederken değinilir buna, her toplumsal gücün kendi zıddını yarattığı ve bunun tarihin başlıca dinamolarından biri olduğu söylenir. Fizikte de benzer kurallar vardır... Etki-tepki, eylem-karşı eylem...
Bence, o günkü mahşeri kalabalığa da bir 'karşı dalga' olarak bakmak yararlı olur. Neyin karşı dalgası mı? 2007 seçimlerine damgasını basacağı iddia edilen milliyetçiliğin karşı dalgası.
Özellikle o dalganın kolayca bürünebildiği şoven ve faşizan görünüşlerin karşı dalgası.
O gün İstanbul'da o heterojen kalabalığa bakarken anladık ki, bu karşı dalga sanıldığından çok daha büyüktür ve beklendiğinden daha hızlı olgunlaşmıştır. Öyle görünüyor ki, Kemal Kerinçsiz ve arkadaşlarının çeşitli davalarda yaptıkları, yaygınlaşan linç kültürü ve nihayet korunması gereken bir 'ürkek güvercin'in göz göre göre öldürülmesinden doğan suçluluk psikolojisi olgunlaşma sürecini hızlandırmış, dalgayı kabartmıştır.
Dahası, Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelen sinyaller bu dalganın İstabul'la sınırlı olmadığını, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde de kabarmakta olduğunu göstermiştir.
Bu karşı dalgaya bir isim bulmak gerekirse 'demokrasi dalgası' diyebiliriz. O dalgaya katılanlar çok farklı kesimlerden gelseler ve özel gündemlere sahip olsalar bile, demokrasi ortak paydasında birleşmektedir. Demokrasi, yani insan hakları, ifade özgürlüğü, hukukun üstünlüğü ve kanun önünde eşitlik. İsterseniz bunlara Avrupa Birliği yandaşlığını ekleyebilirsiniz.
Bu kabarışı, Türkiye'deki demokrasi mücadelesinin kişiler ve partiler düzeyinden fikirler ve ilkeler düzeyine çıkmasının işareti olarak da değerlendirebiliriz. O gün tek bir kişinin aleyhine slogan atılmadı. Yalnız 301. madde kınandı. Anlamlıdır.
Şimdiye kadar daha çok, yükselen milliyetçilik dalgasının üzerinde kimin sörf yapacağı ve Meclis'e ulaşacağının tartışması yapılıyordu. Şimdi buna yeni bir soru ekleyebiliriz: Kabaran demokrasi dalgasının üzerinde kimler sörf yapacak ve nerelere gidecekler?
Bu büyük kalabalığın üzerinde uzlaştığı ortak demokrasi idealini siyaset sahnesinde temsil edecek olan parti hangisidir? Böyle bir parti var mıdır? Yoksa, seçim tarihine kadar bir şekilde ortaya çıkacak mıdır?
Ve eğer çıkmazsa, bu müthiş toplumsal enerji hayal kırıklıkları denizinde dağılıp gidecek midir?