Aşırı hızın neticesi

İstanbul Şehir Tiyatrosu (İŞT), gerçek gösterim yeri Muhsin Ertuğrul Sahnesi olması gereken bir başyapıtı, Fransız tiyatrosunun en büyük yazarlarından Racine'in 'Bayazıt'ını (Bazajet) sahneliyor Kadıköy Haldun Taner'de.

İstanbul Şehir Tiyatrosu (İŞT), gerçek gösterim yeri Muhsin Ertuğrul Sahnesi olması gereken bir başyapıtı, Fransız tiyatrosunun en büyük yazarlarından Racine'in 'Bayazıt'ını (Bazajet) sahneliyor Kadıköy Haldun Taner'de. Tragedyayı sahneye koyan Başar Sabuncu, oyunun Reşat Nuri Darago tarafından yapılan ve 1946'da Milli Eğitim Bakanlığı'nca yayımlanan çevirisinden genelde farklı ve ilginç yeni bir çevirisini de gerçekleştirmiş. Çevre tasarımı da Başar Sabuncu'nun.
Fransızların kendi Shakespeare'leri olarak gördükleri Racine'in bugüne kadar Türkiye'de yalnızca bir tragedyası sahnelenmişti: Munis Faik Ozansoy'un çevirdiği, 1968-69, 1969-70 sezonlarında Ankara Devlet Tiyatrosu'nda Julien Bertheau'nun geleneksel bakış açısıyla sahneye koyduğu 'Andromak'. Sabuncu ve İŞT ikinci bir Racine tragedyası getiriyorlar sahneye. Yalnız bunun için bile kutlanmaları gerek.
'Bayazıt', konularını her zaman eskil Yunan ve Roma'dan alan klasik Fransız tiyatrosu tarihinde bir ilki oluşturur: olay tragedyanın yazılışıyla neredeyse aynı dönemde yaşanmış bir olaydır. Racine böyle bir konu seçerek tragedyanın zaman içinde uzaklık ilkesine aykırı davrandığı yönündeki eleştirileri Osmanlı uygarlığının Batı anlayışına ve yaşamına eskil dönemler kadar uzak olduğunu, dolayısıyla bu 'mesafe'nin 'Bayazıt'a aynı prestiji kazandıracağını ileri sürerek yanıtlamıştır.
Racine'in tragedyaları yapı, içerik, kurgu, şiirsel anlatım, başkişilerin çözümlenir gibi olurken yeniden düğümlenen sorunları, ilişkileri, inançları, iç çatışmaları, duygularına inatçı bağlılıkları, bu arada olayı çevreleyen siyasal entrikaların değişkenlikleri, yazgının önlenemez gerçeğinin tüm korkunçluğuyla yansıtılması açılarından tiyatro repertuvarının sahnelenmesi güç oyunlardandır. Racine'in yapıtlarının başlıca özelliklerinden biri de trajik yazgıyı tanrıların değil ölümlülerin kendilerinin belirlemesidir.
IV. Murat (özgün metinde Amurat) Bağdat seferine çıkarken kardeşi Bayazıt'ın öldürülmesini buyurmuştur. Ancak saray kaynamaktadır: Murat'ın eşi Roksan (Roxane) Bayazıt'a vurgundur ve kendisine yâr olması koşuluyla tüm yönetimi ona devretmeye hazırdır; ancak Bayazıt, Atiye'ye (Athalie) âşıktır... Sadrazam Osman'sa (Osmin) durumu kendi çıkarına göre yönlendirmek istemektedir;
Kişi adları Türkçeleşmiş
Başar Sabuncu, 'Bayazıt'ı sahneye ilginç bir yaklaşımla etkileyici biçimde yansıtmış: beş perdelik tragedyayı tek perdeye indirerek eylemin akışını belki aşırı derecede-hızlandırmış; kısalttığı metnin şiirselliğini arka plana çekmiş; Roksan dışındaki kişi adlarını Türkçe karşılıklarıyla vermiş, görsel düzeydeyse, çevre (Başar Sabuncu), giysi (Canan Göknil) ve müzik tasarımlarında (Selim Atakan) farklı bir yaklaşım izlemiş, bir tür 'evrensel fusion'a gitmiş: bir dehliz olan mekân Osmanlı sarayını doğrudan çağrıştırmıyor; oyun alanını çepeçevre saran kıvrılmış Yunan sütunları ile bir köşeden seyircilere bakan Yerebatan Sarnıcı'nın ünlü ters dönmüş Meduza başı genel olarak tarihe ve mitologyaya bir gönderme niteliğinde. Sabuncu giysilerle de eylemi zamana ve uzama yaymış. Roksan'ın şalındaki hilaller dışında hiçbir şey saray giysilerini, hatta mekânı doğrudan çağrıştırmıyor. Etkili müzik de aynı yaklaşımı pekiştiriyor.
Siyasal entrika ön planda
Ne var ki bu aşırı hızlandırılmış akışla kişileri parçalayan duyguların, çatışmaların, tavır alışların, değişimlerin nedenleriyle birlikte seyirciye her zaman sindirilerek aktarıldığını söylemek kolay değil. Sahnede, kişilerin duygusal çıkmazlarının derinliğine irdelenmesinden ve trajik sona gidiş aşamalarının vurgulanmasından çok siyasal entrikalarla güç gösterilerinin gerçek tragedyayı örttüğü bir olay sergileniyor. Duygularsa, genelde, ancak kalın çizgilerle dışavurulabiliyor. Roksan (Şebnem Köstem) âşık bir kadının umutlarından, beklentilerinden, düş kırıklıklarından, çırpınışlarından, çaresizliklerinden çok öfkesini oynuyor. Tepesinde dolaşan ölüm tehdidine rağmen kişiliğinden, gerçek duygularından ödün vermeyen Bayazıt (Ahmet Özaslan) soluk bir kimliğe bürünmüş. Atiye'yse (Hümay Güldağ) Bayazıt'la paylaştığı içten duyguları seyirciye daha ince çizgilerle aktarabiliyor. Sonuçta tragedya başkişilerin sonlarını hazırlayan trajik derinliklerden çok sanki sadrazam Osman'ın (Can Başak) entrikalarına odaklanmış.
Bütün bu nitelikleriyle, 'Bayazıt' görülmesi gereken bir gösterim.