Barışı kasap dükkânında aramak

?Maskeliler? tepesinde pervaneler, masalarında bıçaklar, duvarlarında kan olan bir kasap dükkânında, geçen bir kardeşlik ya da savaş-barış meselesi üzerine belleklerden silinmeyecek bir oyun
Barışı kasap dükkânında aramak

‘Maskeliler’, farklı dünyalardan üç kardeşin hikâyesi. Serdar Orçin kasap çırağı Halit’i, Mehmet Gürhan İsrail’de çalışan Davut’u, Levent Üzümcü ise Filistinli komutan Naim’i canlandırıyorlar (soldan sağa).

İstanbul Şehir Tiyatrolarının yeni oyunlarından biri de genç İsrailli yazar İlan Hatsor’un ‘Maskeliler’i.  Nebil Tarhan’ın çevirisiyle sahneye koyan Taner Barlas.
‘Maskeliler’ tek perdelik bir ilk oyun. İlan Hatsor’un 1990’da daha üniversite öğrencisiyken, ilk İntifada’yı izleyen yıllarda yazdığı, bu döneme konumlanmış,  İbraniceden Arapçaya çevrilip Filistindeki yerleşim birimlerinde oynanmış, Avrupa ve ABD sahnelerinde de yankılar uyandırmış bir oyun. Filistinli üç erkek kardeş çevresinde kurgulanan ‘Maskeliler’, yer ve kişi adları değiştirilerek 2. Dünya Savaşında Nazi işgali Fransa’sına da, 1. Dünya Savaşı sonu işgâl İstanbulu’na da uyarlanabilirdi.
Hatsor oyununda, herkese gerçek yüzünü gösterten savaşın yaşattığı tragedyaları, savaşan toplumlardaki koşullanmaları, cepheleşmeleri, psikolojik yıkımları, kişilik kaymalarını, karşıt ahlâksal tutumlar bütününü, direnişleri, fedakârlıkları, ihanetleri, kişilik, insanlık sorunlarını ile davranış nedenlerini tüm toplumlara ve insanlığa ortak üç farklı ‘maskeli’ durum alışla sergilemekte, nedenleri derinlemesine irdelemekte, işlemekte ve sorgulamakta.
Ortanca kardeş Naim Filistin direniş komitesinin komutanlarındandır; kardeşi Halit köydeki kasap dükkânında çıraktır, ağabeyleri Davut’sa artık ‘bir başka gezegen gibi’ olan Tel Aviv’de bir restoranda bulaşıkçı. Farklı kişiliklerdeki ve konumlardaki bu üç kardeş, gecenin karanlığında, kapalı bir mekânda, kilitlenmiş kapılar ardında, bir kasap dükkânındadırlar. Köye gizlice gelmiş olan Naim, İsrail gizli servisi hesabına çalışan bir işbirlikçi olduğundan kuşkulandığı ağabeyi Davut’u masum bir bahane uydurarak oraya getirtmiştir ve onu, yaşanan olaylara tarafsız bakabilen, durumu gerçek boyutunda değerlendirmeye çalışan barışçıl Halit’in tanıklığında sorgulamaktadır. Davut inkâr etmekte, olayların gelişimi içinde yanlış anlaşılmış olduğunu söylemektedir. Naim’se ‘köyde leş gibi kokan birileri’ olduğundan emindir. Onun için ‘tek yol gerçeğin yoludur’. Sorgulama bu gerçeğe ulaşılıncaya kadar, dönüşü olmayan noktaya varılıncaya kadar iniş çıkışlarla devam edecektir. Evrensel savaş barış sorunsalına olayı kardeşlik gibi doğal bir aile bağı içine yerleştirerek odaklanan ‘Maskeliler’de trajik son unutulmayacak bir insanlık dersi niteliğindedir. Aynı zamanda da siyasal bir bildiri. Temeldeyse bir barış çağrısı.

Yönetmen Taner Barlas
Kasap dükkânı, bulaşıkçılık, kilitli kapılar, zifiri karanlık gece, dışarıda yuvalanmış ölüm korkusunu çağrıştıran kesim bekleyen tavuklar, kanlı duvarlar gibi simgesel göndermelerle, İsrail-Filistin çatışması gibi kaçınılmazlığı her an hissedilen güncel göndermelerle, kardeşler arası duygusal yırtılmalarla, sorgulamalarla yüklü çıkışı olmayan bu gerilim ortamıyla yoğurulmuş bir metin ‘Maskeliler’. Taner Barlas oyunu, bütün bu öğeleri ve ayrıntıları kararınca vurgulayan etkileyici bir anlatımla, seyirciyi her an kendisine sorular sormaya yönelten bir akışla koymuş sahneye. Barlas’ın savaşın vahşetini tüm çarpıcılığıyla veren bu çalışmasında: Barış bir ütopya mıdır? Neden? soruları da seyircinin zihnine kazınıyor.
Bunda kuşkusuz Duygu Sağıroğlu’nun çevre tasarımının da büyük katkısı var: Kapısı kilitlenmiş bir kasap dükkânı; kesim masalarına sokulmuş, uçları sarkan değişik büyüklükte ve çok sayıda  son sahnede kullanılacak! - keskin bıçak, tavana asılı çengeller, bunlardan birine asılı anahtar, kafesler içine hapsedilmiş canlı tavuklar, horozlar, yerlerde tüyler, kan içinde duvarlar, tepede döndükçe her an insanın boynunu kesip koparacak korkusu yaratan pervaneler, ve sahnede, doğal, ancak farklı giysileri (giysi tasarımı: Zuhal Soy) toplumdaki farklı konumlarını veren, rollerinin adamı üç erkek kardeş: kefiyeyle maskelenmiş Naim; yıpranmış bir takım elbise içindeki memur kılıklı ağabey Davut ile doğal haliyle, günlük bir pantalon, gömlek giymiş küçük kardeş Halit.
Çocukluğundan beri işgalci güce karşı direne gelen, sonunda komite yöneticiliğine yükselen ve “köyde hayalet gibi dolaşan maskeliler”den biri olan Naim’de Levent Üzümcü kişisini kuşku, şaşkınlık, öfke, acımasızlık ile bastırdığı duygusallık arasında ince köprüler kurarak yaşatıyor. Davut’ta Mehmet Gürhan neredeyse inandırıcı olacak savunmasıyla, yaşam savaşımıyla, duygudan duyguya geçişleriyle oyunculuktaki ustalığını doruğa taşıyor. Duvarlardaki kanları silmeye uğraşan, duyduklarına inanamayan, yine de kardeşçe bir çözüm yolu bulmaya çalışan, sevgi yüklü son hareketiyle hem Davut’u daha kötü bir sondan kurtarmak, hem de aile şerefine leke sürdürmemek isteyen Halit rolünde Serdar Orçin de bu ikiliye aynı düzeyde eşlik ediyor.
‘Maskeliler’ belleklerden silinecek gibi değil.