Böyle olur bizim buraların ?Dava?sı

Kerem Kurdoğlu?nun ?İstanbul?da Bir Dava?da yarattığı ?eğlenceli bir Kafka müzikali? havası, kimilerine yadırgatıcı gelebilir, ancak Türkiye?nin toplumsal siyasal ortamı açısından giderek güncelleşen bir bildiri niteliğinde bile görülebilir
Böyle olur bizim buraların ?Dava?sı

Oyunda Derya Alabora (sağdan üçüncü) çarkçıbaşılığı etkileyici görünümüyle başarıyla gerçekleştiriyor.

Repertuvarını ilke olarak çarpıcı çağdaş yorumlara açan ve tiyatro çevresinde kendine özel bir yer kuran Garajistanbul ilk kez 16. İstanbul Tiyatro Festivali’nde oynanan ‘İstanbul’da Bir Dava’yı bir süre için yeniden sahneliyor. Oyunu Kafka’nın ‘Dava’sına dayanarak yeniden yazan ve özgün bir yorumla sahneye koyan Kerem Kurdoğlu.
125. doğum yılı kutlanan Kafka’nın bitiremediği, ölümünden sonra Max Brod’un katkılarıyla yayınlanmış kapkara bunalım romanı ‘Dava’da sıradan bir vatandaş olan Joseph K.’nın yaşamını birdenbire bir karabasana dönüştüren olaylar dizisi anlatılır. Bay K. bir sabah evine gelen bir otorite temsilcisinden hakkında bir soruşturma başlatıldığını öğrenir, ancak neyle suçlandığı kendisine açıklanmaz. Bundan sonra uzun sürecek bir dolaylı gözaltı baskısı içinde yaşayacaktır. Arada bir sorgulanmak için çağırılır, ancak neyle suçlandığı kendisine bir türlü söylenmez ve Bay K., Orwell’in ‘Big Brother’ simgesine de kaynaklık etmiş bir sürekli izlenme, gözaltında olma duygusunun pençesinde, giderek saplantıya dönüşen bir gelecek kaygısıyla yaşamını sürdürmeye çalışır...
Kerem Kurdoğlu, ‘İstanbul’da Bir Dava’ uyarlamasını gerçekleştirirken, ‘dâhice’ diye nitelediği Andre Gide-Jean-Louis Barrault uyarlamasından ve bu uyarlamanın Kâmuran Şipal, Sabahattin Eyüboğlu ve Ahmet Cemal çevirilerinden yararlanmış ve aslında Kafka’nın temel izleğine bağlı kalmış. Ancak bu bağlılık, kendine özgü bir uygulamayla ve cesur bir yaratıcılıkla, toplumsal çevreyi ve çerçeveyi ters-yüz eden, eylemi ‘eğlenceli bir Kafka müzikali’ne dönüştüren, geleneksel bakışı bozan bir sonuca açılmış. ‘İstanbul’da Bir Dava’, şarkılı, danslı, eğlenceli bir gösterime dönüşmüş.
Bu yorum Kafka’nın ‘Dava’da yarattığı atmosferin içinde yaşamış ve bundan derinliğine etkilenmiş olanlar için, kuşkusuz, yadırgatıcı, kolay benimsenemeyecek bir durumdur. Ne var ki, olayı günümüze getiren Kurdoğlu’nun uyarlaması Türkiye’nin toplumsal  siyasal yaşam ortamı açısından yorumlandığında giderek daha da güncelleşen bir bildiri niteliğinde bile görülebilir. Kurdoğlu’nun yorumu seyirciyi günümüz Türkiye’sinde toplum üzerine karabasan gibi çöken benzer bir uygulama gerçeğiyle buluşturduğu gibi toplumun bir kesiminin köşesine sinmiş oluşunu; bir kesimininse buna karşı tümüyle ilgisiz kalışını, hatta her türlü değerlendirmeden uzak, şarkılarla, türkülerle bundan özellikle kaçınışını  da getiriyor sahneye ve herkesi düşünmeye çağırıyor. Bu temel karşıtlık üzerine kurulmuş olan oyun, bu niteliğiyle seyircinin karşısına neşeli bir karamizah örneği olarak çıkıyor.
Kerem Kurdoğlu, Kafka’nın boğucu labirentini de tersine çevirmiş: sahne alanı ile fuaye arasındaki perdenin açık tutulmasıyla iyice genişletilmiş alanda labirent dehlizlerini ortada sergilemiş, her sahne için oyuncular tarafından değişik oluşumlar için yeniden kurgulanan tekerlekli, açık renk, yüksek platolara dönüştürmüş. Bu uygulama, aynı zamanda, çok sahneli oyunun kesintisiz sürdürülebilmesini de sağlıyor. Anlatıcı dışındaki oyuncuların açık renk giysileri de Kafka havasıyla çarpıcı bir karşıtlık içinde; amaç açısındansa olumlu (Çevre ve giysi tasarımı: Naz Erayda). Oyunun en etkileyici öğelerinden biri olan özgün müzik (İmre Hadi) ile koregrafi (Naz Erayda) ve ışık tasarımı da (Yüksel Aymaz) bu karşıtlığı  vurguluyor. 

Herkesin başına gelebilir
Kerem Kurdoğlu’nun, baştan sona sahnede tuttuğu anlatıcının eylemin dümeninde olduğu söylenebilir. Derya Alabora da çarkçıbaşılığı her zamanki rahat ve etkileyici görünümüyle başarıyla gerçekleştiriyor. ‘Sedat Bey’, ‘Leman Hanım’ gibi özel yerel adlarla da süslenmiş oyunda seyircinin, yalnız yaşadığı ve bir kuruluşta önemlice bir mevkide olduğu dışında hakkında bir şey bilmediği ‘şüpheli adam’ Bay K.’da Yiğit Özşener de oyunun şen ortamı içinde bunalımlı kişisini iyi aktarıyor. Bay K.’nın yaşamına giren, çıkan, etkili, etkisiz, öteki kişilerdeyse oyuncu kadrosu (Güvenç Dağüstün, Cüneyt Yalaz, Gözde Çetiner, Metin Göksel, Roza Erdem, Hande Özelsancak, Uğur Altun) pek çok tipi dönüşümlü olarak başarıyla canlandırıyor. 
Bay K.’nın başına gelenler, tanık olduğumuz gibi, her yerde herkesin başına gelebilir, ve serüven, o can çekişirken “İstambul is not Constantinople”le bile bitebilir.