Çıkış yolunu ancak daha çılgın birileri gösterebilir

Tiyatroadam?ın sahnelediği ?Albay Kuş?, unutulmuş bir tımarhanedeki delileri anlatıyor. Sezonun ilgi çekici oyunlarından biri
Çıkış yolunu ancak daha çılgın birileri gösterebilir

Bulgar yazar Boytchev?in oyununu Murat Karasu sahneye koyuyor.

Tiyatro dünyamızın kazandığı yeni topluluklardan biri olan Tiyatroadam Hristo Boytchev’in yazdığı ‘Albay Kuş’la seyirciye güzel bir sürpriz yaşatıyor. Oyunu çeviren Nihal Geyran Koldaş, sahneye koyan Murat Karasu.
2002’de İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda ‘Kuş Operasyunu’ başlığıyla Macit Koper’in sahneye koyduğu bu traji-komedyayı Boytchev 90’larda Bosna savaşı sırasında okuduğu bir gazete haberi üzerine yazmış. Bu habere göre, Birleşmiş Milletler, sonunda Balkan halklarına gıda yardımı kararı almıştır. Boytchev’in deyimiyle: “Tanrı’nın İsrailoğullarına çölde kudret helvası yollaması gibi”. Uçaklarla atılan malzeme sandıklarından biri Bulgaristan’da, bir dağın tepesinde, bir süredir psikiyatri hastahanesine (tımarhane de diyebiliriz) dönüştürülmüş yıkık ‘Kırk Kutsal Aziz’ manastırının yakınlarına düşer. Ve... donmamak için bir odaya doluşmuş, yiyecekleri, içecekleri, yakacakları, ilaçları, doktorları olmayan ‘deliler’in açtıkları sandıktan asker üniformaları çıkar!..
Bir karamizah fıkrası niteliğindeki bu haber, anlaşılan, ‘Albay Kuş’un kahramanlarına yakın bir kişiliği olan, kendisi de çılgınca işlere girişen, oyununu yazdığı yıl Bulgaristan cumhurbaşkanlığına adaylığını koyan ve ancak %2 oy alan Boytchev’in ruhunda fena yankılanmış. Boytchev’in ‘Albay Kuş’ta kendisine bir tür psikoterapi uyguladığı bile söylenebilir. Tanrı, manastır, İsrailoğulları, Rahibe Teresa, ‘deli’ denenler ve denmeyenler, gökten düşen nimetler, savaş ve birörneklik simgesi üniformalar, iletişim aracı kuşlar gibi simgelerle yoğunlaştırılmış anlamsal göndermeler ortamında Boytchev tepelerine üniformalar düşen ‘deliler’e de, onlara bu üniformaları atan ‘akıllılar’a da çıkış yolunu sormaktadır. “Akıllılara çıkış yolunu ancak onlardan daha çılgın birileri gösterebilir”, bunlar da ancak ‘deliler’ olabilir.  Bu ikilem, Aziz Nesin’in ‘Deliler Boşaldı’sını anımsatır biçimde, ‘gerçek deliler tımarhanedekiler midir? dışarıdakiler mi?’ sorusu çevresinde sahneye getirilir. Boytchev’e göre, çılgın projeler üretenlere ‘deli’ deniyorsa dünyayı yarattığı, sonra da bu hatasına âşık olduğu için en büyük çılgın Tanrı’dır ve O yalnızca çılgınlara yardım eder.  Sonucun ne olduğuysa ayrı bir konudur. Tartışılır.
Murat Karasu, bu çılgınlık / delilik / akıllılık kavramları çatışmasını, kişilerin davranış ve düşünüş özellikleri, korkuları, tutkuları, saplantıları... yüzünden yer yer komedyaya dönüşen, ancak insanlık durumunun onulmaz acısını seyirciye her an yaşatan gerçek bir traji-komedya örneği bu oyununu tüm ruhsal, düşünsel boyutları ve karşıtlıklar ikilemleriyle yansıtmış sahneye.
Bir felsefe boyutu da kazanan iki perdelik oyunda Karasu, yalnızca ötekilerden farklı olan ‘deliler’le karşılarına anlatıcı / yorumlayıcı ‘akıllı’ örneği olarak çıkarılan genç doktor arasındaki ilişkileri, karşıtlıkları vurgulayan, aynı zamanda da benzerliklerin altını çizen başarılı bir anlatımla vermiş. Karasu oyun alanını dairesel tek mekâna indirerek kişilerin ruhsal durumlarını görsel olarak da somutlaştırmış. Tozlanmış anı kırıntılarından oluşan bu çevre düzeni (Başak Özdoğan Pirim) insanlık tragedyasını yürek burkucu içeriğiyle yansıtıyor, ışık tasarımı da (Mete Ünver) geçişler ve vurgulamalarda başarıyla uygulanıyor.

Komedyanın kolayına kaçmadan
Oyunun beşi erkek, biri kadın ‘kutsanmış’ altı delisi: ‘paranoya biçiminde seyreden akut şizofreni’ teşhisli Fetisov / Albay: Aşkın Şenol; yakınında patlayan bomba yüzünden sağırlaşmış Haco / Aktör: Burak Dur; iktidarsızlık saplantılı altı çocuk babası Davud / Çingene: Fatih Koyunoğlu; insanların üstüne basmalarından korkan Matthew / Ufaklık: Sarp Akkaya; alkol bağımlısı kleptoman Kiro / Hırsız: Ferit Kaya; günahlarının cezasını çekip önce Rahibe Teresa gibi, sonra da Cesaret Ana gibi olmak isteyen eski fahişe Pepa: Ayça Aykut ile tek akıllısı: morfin bağımlısı genç doktor: Deniz Özmen giderek uyumlulaşan bir birliktelik içinde kurallarını kendilerinin koydukları bir oyunu sürdürürler. Bu kadro, deliliği de, akıllılığı da abartmadan, komedyanın kolayına kaçmadan, yaşamın trajik yanlarını sürekli hissettirerek, derinden derine de, deli denenlerin yarattıkları oyun mu gerçektir ? yoksa kendini normal kabul edenlerin oynadıkları oyun mu ? sorusunu  irdeleyerek sahneliyor.
‘Albay Kuş’, mevsimin önemli oyunlarından.
‘Albay Kuş’ 28 Kasım Cuma saat 20.30’da Akatlar Kültür Merkezi’nde (Tel: 0212 351 93 82), 1 ve 15 Aralık saat 20.30’da ise, Oyun Atölyesi’nde sahnelenecek.