Düşen uçağın yolcuları

Mustafa Avkıran ile Övül Avkıran'ın başlattıkları girişim sonucu gerçekleşen Garajistanbul, İstanbul'un 2007 yılı başında kazandığı çok işlevli ve kullanışlı yeni bir gösteri mekânı.

Mustafa Avkıran ile Övül Avkıran'ın başlattıkları girişim sonucu gerçekleşen Garajistanbul, İstanbul'un 2007 yılı başında kazandığı çok işlevli ve kullanışlı yeni bir gösteri mekânı. Galatasaray Garajı'nın alt katındaki otoparkın sanatsal etkinliklere, dans, konser, sahne gösterimlerine uygun bir konuma getirilmesiyle kazanılan bu alanla Türkiye'de bir ilk gerçekleştirilmiş oluyor: 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti statüsüne aday İstanbul'un bu unvanı devlet tiyatrosuz, opera, bale, konser salonsuz bir kent olarak da kazanabileceği sanılarak Atatürk Kültür Merkezi'nin, etkinliklerin sürdürüleceği başka bir tiyatro opera merkezi, konser ve sergi salonları kompleksi yapılmadan yıkılması planlanır ve İstiklal Caddesi'nin göbeğindeki 160 yıllık Saray Tiyatrosu, yerine işhanı yapılmak üzere, üç gecede, sessiz sedasız yıktırılırken; parklar otoparka dönüştürülürken Garajistanbul'la karşımıza ilk kez ters yönde bir oluşum çıkıyor. Bu tür 'ters oluşumların' devamını dileriz.
Sonsuz gibi bir zaman
Garajistanbul'da, başka gösterimlerin yanı sıra, önceki yıllar önemli yapımlara imza atmış olan Ve Diğer Şeyler Topluluğu da Yeşim Özsoy Gülan'ın yazıp sahneye koyduğu 'Son Dünya'yı oynuyor. 'Aksak İstanbul Hikâyeleri'yle Afife En Başarılı Oyun Yazarı ödülünü almış olan Yeşim Özsoy Gülan yine ilginç bir denemeye girişmiş:
Düşen bir uçaktaki yolcuların kendilerine -seyirciye de- sonsuz gibi gelen bir süre içinde zihinsel olarak yaşadıkları. Oyuna katılan bir falcı kadın da bir yerde biliciyi oynuyor. Yeşim Özsoy Gülan'ın metni herkesi, düşen bir uçağın içinde olmaları durumunda neler hissedeceklerini, düşüneceklerini, nasıl davranacaklarını kendi içlerinde de kurgulamaya çağırıyor. Bu bakımdan başarılı. Ancak sahnedeki oyuncuların -Kadın (Perihan Kurtoğlu), Erkek (Ulgar Manzakoğlu) ve Üçüncü Kişi (Deniz Özmen)- olarak adlandırılmaları dolayısıyla aralarında var olduğu düşünülen ilişki yumağı belirginleşmiyor. Bunların kişiliklerine de fazla giremiyor seyirci. Kişilerin öykülerinin birbirleriyle bağlantıları kopuk kalıyor. Metnin bir yap-boz gibi kurulması, gelişmesi ve bütünleşmesi beklenirken, bu gerçekleşmiyor.
Sahneye koyucu olaraksa Yeşim Özsoy Gülan, seyirciyi oyunun havasına daha fuayeye girişte sokmuş. Seyirci, gerçek bir uçağa binmek üzere gerçek bir havalimanına giriyormuş gibi bir örnek giyimli güvenlik görevlilerinin denetiminden geçiyor. Fuayede de uçağa binişi bekliyor, iyi düzenlenmiş sürekli anonslar altında. Havalimanında genelde yaşanan rötar bile yaşanıyor burada. Seyirciyi, sanal yolcuları, gerçek oyuncularla birlikte salon-uçağa da, bu kez kadın ve erkek 'hostesler'i oynayan kapıdaki görevliler alıyorlar nedense yine aynı giysilerle, herkese yerini göstermek ve alışılmış bilgileri vermek üzere. Bu iyi düşünülmüş girişin uçak içindeki bilgilendirme aşamasında kimi 'hostes'lerin arada bir komiklik yapmalarıysa oyunun bütününe aykırı düşüyor.
Sahne yerleştirmesini gerçekleştiren Genco Gülan, etkili ve işlevsel bir düzenleme yaratmış. Teknik açıdan da başarılı. Üç oyuncu da, bir saatten fazla bir süre, havada tellerle asılı duruyorlar ya da deviniyorlar ve son derece rahat görünüyorlar. Bu bakımdan teknik ekibi ve oyuncuları özellikle kutlamak gerek. Tellerin kimi zaman ışıkta parlaması dışında başarılı bir uygulama.
Diksiyon ve ses sorunları
Ne var ki oyunda -belki de salonun akustiğinin çok elverişli olmayışı nedeniyle- gerçek bir diksiyon sorunu var. Adam ile Üçüncü Şahıs'ın pesten söyledikleri seyirciye ulaşmıyor. Kadın'ın tiz tonlarıysa geçiyor.
Aynı sorun efektlerde de yaşanıyor. Özellikle de pilot kabininden yapılan anonslarda ve pilotun konuşmalarında. Bunlar Yıldıray Şahinler tarafından kaydedilmiş olsa da seyirciye tam geçmiyor. Bu sorunun aşılması gerek...
Sonuçta 'Son Dünya' konusuyla ve uygulamasıyla ilginç bir deneme.