Eski ve yeni İstanbullular için

?Histanbul? bir yandan eski İstanbul özlemini dile getirirken, bir yandan da günümüzün olumsuz insan gerçeği ile deprem endişesini sözle, müzikle ve sesli karikatürlerle yüzümüze çarpıyor
Eski ve yeni İstanbullular için

Övül (sağda)-Mustafa Avkıran’ın (soldan ikinci) sahneye koyduğu ‘Histanbul’da Memet Ali Alabora ve Defne Halman rol alıyor.

Kuruluşundan bu yana geleneksel tiyatro kalıplarının dışında kurgulanan ilginç ve etkileyici yapımlarla kendi çizgisini oluşturmakta olan Garajistanbul bu kez de İstanbul’a ağıt niteliğinde bir oyun sunuyor seyircisine: Kemal Gökhan Gürses’in yazdığı, Övül Avkıran ile Mustafa Avkıran’ın tasarlayıp sahneye koydukları ‘Histanbul’. Garajistanbul’un Hollandalı ortağı Kozmopolis’in isteği doğrultusunda 5. Sokak Tiyatrosu’nun gerçekleştirdiği bir 10+ projesi.
‘Histanbul’, ciddi bir eleştiri çizgisi üzerinde gelişen bir özlem oyunu. İstanbul’un gerçek boyutunu içlerinde hissedenler için geçmişe açılan bir yolculuk kapısı. Çok katmanlı kültürlerden oluşan bir süzülmüşlüğün merkezi olagelmiş İstanbul’un şiirini, 50-60 öncesi yeşil İstanbul’un, 6-7 Eylül vahşetinden önceki dost İstanbul’un havasını şöyle ya da böyle solumuş olanlar için. Gürses’in ‘Histanbul’u bir yandan bu eski İstanbul özlemini dile getirirken, bir yandan da günümüzün olumsuz insan gerçeği ile beklenen deprem gerçeğini, her şeyi kaybetme olasılığını sözle, müzikle, şarkılarla ve sesli karikatürlerle vuruyor yüzümüze. Bu arada oyunu baştan sonra geçen bir insancıl duygu, aşk da şiirsel bir umut ışığı yakıyor içimizde.
Avkıran çifti, son 50 yıldır sürekli kırılan toplumsal fayların üstünde yıkıcı depremler yaşayan, şimdi de, altında kaynamakta olan doğal fayın önemsemeden yaşayan İstanbul’u anlatan ‘Histanbul’u siyah ile beyazın çatışması üzerine yapılandırmış. Düşü simgeleyen beyaz ile gerçeği simgeleyen siyahı da sürekli olarak sahnenin iki yanında devindirmişler. Gürses de sahnedeki ışıklı panolar üstüne simsiyah çizmekte, canlı olarak, İstanbul’u ele geçirmiş ve kente bir yama gibi yapışmış, olumlu yönde bir değişim umudu olmayan kesimi. Ve kendisi simsiyah konuşturmakta bunları yöre ağızlarıyla. Oyunun başkişisinin görünümüyse siyah ile beyazın bileşiminden oluşturulmuş. Bu kişi toplumsal ve doğal gerçeğin bilincinde olan genç bir bilim adamı, İstanbul’un altında fokurdayan fayla ilgili araştırmalar yapan, geçmişin müziğini de hisseden bir yerbilimcidir. Gerçek mi, yoksa bir düş mü olduğunu anlayamadığı beyaz giysiler içindeki genç ve güzel bir kadına, İstanbul imgesi olarak da algılanabilecek bir esrarengiz kadına tutulmuştur. Oyun bu ikili çevresine, bu eksen üzerinde gelişecektir.
İstanbul izleri taşıyan tasarlanmış müziklerle, var olan müziklerin yorumlarıyla (müzik tasarım Evrim Demirel/ses-video denetimi, DJ Ata Güner), İstanbul renklerine de bürünen usta işi ışık düzenlemesiyle (ışık tasarım Yüksel Aymaz) sahneleniyor ‘Histanbul’.
Bilim adamı Ali Bora’da Memet Ali Alabora oyunun yükünü büyük ölçüde omuzluyor. Söylediği şarkılardaki tonlamalarında daha dikkatli olması gereken esrarengiz ve uzak kadında Roza Erdem de sahnede gerçekten güzel bir düş gibi.
Eski ve yeni İstanbulluların ‘Histanbul’u görmeleri gerek.