'Farklı yorumlara açık bir oyun'

İstanbul Şehir Tiyatrosu, Bulgar yazar Hristo Boytchev'in 'Titanik Orkestrası'nı oynuyor. Çevirmen: Hüseyin Mevsim; sahneye koyan Macit Koper.

İstanbul Şehir Tiyatrosu, Bulgar yazar Hristo Boytchev'in 'Titanik Orkestrası'nı oynuyor. Çevirmen: Hüseyin Mevsim; sahneye koyan Macit Koper. Aynı sahnede daha önce de aynı yazarın 'Kuş Operasyonu' olarak oynanan 'Kuşların Albayı'nı seyretmiştik, yine Koper'in çalışmasından.
Ortalıkta IMF'nin 'globalleştirme vizyonu'na uyum sağlamak için yıktırılacağı ve yerine bir ticaret merkezi yapılacağı söylentileri dolaşan Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ndeki 'Titanik Orkestrası' gerçekleşmemesini dilediğimiz bu geleceği haber verir gibi harabeye dönmüş, artık hiçbir trenin uğramadığı bir garda geçiyor.
Boytchev'in metninden oyununu evrensel boyuta yerleştirmek istediği anlaşılıyor. Onun için adı olmayan bu yıkıntı garı mesken edinmiş dört kişinin adları (bir kadın ile üç erkek) Beckett oyunlarını çağrıştırır biçimde yazarca yaratılmış: (Lyubka, Luko, Doko, Meto). İçlerinden biri gar şefi olan ve uzun süredir bir arada oldukları halde birbirlerini nedense oyun başladıktan sonra ilk kez karşılaşıyormuş gibi olan bu dört kişi kendilerini saplandıkları yaşamdan kurtaracak gücü, gelip onları alıp götürecek treni, umut trenini beklemektedirler. Godot'yu bekler gibi. Bunların arasında sonradan beliriveren beşinci kişiyse bir gözboyacıdır; gerçek yaşama gerçeküstü aldatıcı renkler, gerçek olmayan gerçekler katan, farklı bir yaşam örneği yaratan bir gözboyacı. Bu gözboyacı metinde adıyla sanıyla gerçek bir gözboyacıdır: Harry Houdini, gelmiş geçmiş gözboyacıların piri! Oyunun altıncı kişisiyse beklenen, varlığı rayların titreşimlerinden hissedilen, sesi duyulan, arada bir som altından görüntüsünün geçişi uzaktan görülen, ancak yıkık gardan hep hiç durmadan geçen simgesel bir tren.
Ancak bu kuruluştaki iki olgu oyunu yazarının amaçladığı zaman dışılık ve kişilerin evrenselliğinden uzaklaştırmakta. Program broşüründe Houdini'nin ilk adı olan 'Harry' diye yazılmış olsa da, seyirci, doğal olarak, bu kişiyi 'gerçek kimliğiyle' kabul ediyor ve olayı belli bir tarihsel döneme yerleştiriyor. Öte yandan, oyunun ekseni olan gar ve demiryolu olgusu da olayı yine belli bir tarihsel döneme getiriyor. Dolayısıyla yazarın evrensel insan imgesi yaratma amacına ulaştığını söylemek güç. Yine de metin, yaşanan her şeyin ancak insanların düş güçlerinde var olduğu, olabileceği üzerine kurulu. Oyun biterken, yazarın, kişilerinin aslında gerçekten var olmadıklarını, hepsinin içlerinden birinin düş gücü ürünü olduğunu söylemek istediği anlaşılıyor. Bu arada seyirci bu var olan ve olmayan kişilerin birbirinden kopuk monologlarını dinliyor. Bu arada, örneğin, çarpıcı bir biçimde, dokuz aylık hamile kadının aslında hamile olmadığını, numara yapmakta olduğunu anlıyor. Derken umut treni geliyor; binenler; binemeyenler, inenler, inemeyenler!
Boytchev'in, beklenmedik bir anda, Titanik olayına ve gemi batarken bile çalmayı sürdüren orkestrasına gönderme yapan metni, bütünü oluşturan öğeler arasındaki bağıntılar iyi kurulmadığı için benimsenemeyen, hatta kimi öğelerin varlığı açıklanamayan sahnelerden oluşuyor. Bu tiyatroya özel bir ilgisi olduğu anlaşılan Koper de metni bu açmazlarıyla sahneye koymuş. Bu da, doğal olarak, seyircinin, hatta oyuncuların, sahnede olan biteni bütünüyle kavramalarını engellemiş. Düşler dünyasında geçen oyunlarda mantıksallığa yer olmasa da, düşlerin en azından bir inandırıcılıklarının olması, seyirciyi kavraması beklenir. Bu oyunda bunu bulamadık. Ayrıca, oyun boyunca, özellikle de oyunun sonundaki vur patlasın, çal oynasın zurna müziğinin nedenini çözemedik.
Barış Dinçel seyirciyi salona girdiği anda, bir yandan bilinçaltının ürkütücü, hatta tiksindirici karmaşasına götüren, bir yandan da bu karabasanın ufkundan ulaşılmaz bir umut gibi geçen som altından treniyle başarılı bir çevre tasarımına imza atmış. Giysi tasarımı (Nihal Kaplangı) kişilikleri abartıya kaçmadan başarıyla veriyor. Işık (İlhan Ören), efekt (Ersin Aşar) tasarımları da yeterli.
Ustalardan oluşan oyuncu kadrosuna gelince, olayın bütününe haklı olarak girememiş görünseler de Ahmet Uz, Bensu Orhunöz, Can Başak, Burak Davutoğlu, Naşit Özcan birlikte ve ayrı ayrı başarılılar. 'Titanik Orkestrası' farklı yorumlara açık bir gösterim.