Gerçek bir düş ortamına davet

Özen Yula'nın 'ilk göz ağrısı' olduğunu anlaşılan 'Dünyanın Ortasında Bir Yer' Ayşenil Şamlıoğlu'nun yorumuyla İstanbul Devlet Tiyatrosunda oynuyor. Şamlıoğlu ile Yula'nın 'Gayriresmi Hurrem'den sonra ikinci buluşmaları bu.

Özen Yula'nın 'ilk göz ağrısı' olduğunu anlaşılan 'Dünyanın Ortasında Bir Yer' Ayşenil Şamlıoğlu'nun yorumuyla İstanbul Devlet Tiyatrosunda oynuyor. Şamlıoğlu ile Yula'nın 'Gayriresmi Hurrem'den sonra ikinci buluşmaları bu.
Olay bu kez de geçmiş zaman içinde geçiyor, ancak bu kez bir düşlem ortamında, kişilerin kişilerle karıştıkları bir öykü içinde değil. Gerçek bir konum var: Yörenin ağası Emre bey, öz kardeşini öldürmüştür, ona âşık olan Ahten'i kendi kadını yapabilmek için ve bunu görünüşte yapmıştır da. Oyun burada başlar, ancak ruhsal örgüler sarmalanır, gerilere giderler. Ahten, Emre beyin zorla ektiği tohumdan bir erkek çocuk doğuracaktır ve bağlanacaktır oğluna. Yürekten bağlanacağı ve bedeniyle buluşacağı bir kişi daha olacaktır: Çiftliğe iş aramaya gelen usta. Ahten'in oğluna, Adem ile Havva söylencesine gönderme yapan, yılan biçimini andıran bir beşik yapacak olan usta. Sonunda, bir yönüyle, 'Medea'yı da çağrıştıran bir sona ulaşan bir tragedya 'Dünyanın Ortasında Bir Yer'. İçeriği kadar biçimsel yapısı, anlatıcı görevini üstlenen koro başı ve korosuyla, şiiriyle ve müziğiyle duygu yüklü 'lirik bir tragedya'. Bu tragedyada insanlar insanlara, yaşamlar yaşamlara, söylenceler söylencelere, düşler düşlere, duygular duygulara, günler günlere, mevsimler mevsimlere dolanıyorlar ve çözülüyorlar. Ya da çözülmüyorlar.
'Renkler ve simgeler senfonisi'
Neresi olduğunu ancak Nasreddin Hoca'nın bildiği 'Dünyanın Ortasında Bir Yer'de geçen Yula'nın metni 'lirik gerçekçi' denebilecek bir anlatım üzerine kurulu. Bir gerçeği şiirsel bir dille aktaran, duyguların derinliğine açımlanmasını seyirciye bırakan bir oyun. Ayşenil Şamlıoğlu, seyirciyi gerçek bir düş ortamına çağırıyor. Metnin şiirselliğini sahneye, eyleme, ortama, kişilere ve çevreye yerleştirmiş, tragedyaya uygun bir özgün müzikle vurgulayıp bir tür duygular, renkler ve simgeler senfonisi yaratmış. Çevre düzeninin tümünü oluşturan ve her sahneye uygun kullanılan, renkten renge, biçimden biçime sokulan, kimi kez birbirlerine sarmalanan duyguları, kimi kez geçen ya da geçmeyen günleri ve mevsimleri anlatan, kimi kez yatak, kimi kez yorgan olan, ufku kapatan, her türlü kaçışı engelleyen sofitadan sarkan bitmez tükenmez yatak çarşaflarını andıran işlevsel bezlerle oluşturulmuş çevre tasarımı gibi (Hakan Dündar), trajik şiirin havasını en uygun renkten en uygun renge geçerek veren ışık tasarımının da (Yakup Çartık) bu etkinin sağlanmasına büyük katkıları var. Bir tür 'Bin Bir Gece Masalları' ile eskil tragedyalar havası bileşimi yaratan ve olayı belirsiz bir düş ülkesine taşıyan giysi tasarımı (Gülhan Kırçova) gibi. Koregrafi de (Handan Özer), uyumlu gibi görünen bu büyülü atmosferin iç çatışmalarını, acılarını, sevgileri, nefretleri, koronun oluşturduğu yakın çevrenin bu duygulara katılımını etkili bir düzenlemeyle gerçekleştirmiş. Sırasıyla acıyı, nefreti, egemenliği, çaresizliği, yeniden ulaşılan sevgiyi, geçici mutluluğu, dostluğu, yeniden acıyı ve acıların en büyüğünü veren özgün müzik de (Can Atilla), bütünün en önemli parçalarından biri.
Oyuncu kadrosunun başarısı da bu bütünle uyumlu. Zerrin Tekindor, Ahten'de, müziğin vurguladığı bütün bu duygulardan egemenlik dışında kalanların tümünü yaşayan sevecen, kırılgan, ancak nefreti de sınır tanımayan, nefretini iyi yönlendiremeyen kişisini etkili bir biçimde canlandırıyor. Yetkin Dikinciler de, Emre Bey'de, egemen konumunun kendisine verdiği güvenceyi her alanda kullanabileceğine koşullandırılmış, giderek yalnızlığının bilincine varsa da en can yakıcı biçimde öç almayı bilen kişisini hissettiriyor. İkinci erkek Can ustada Erdal Bilingen kişisinin boyutunu aşan bir serüvenin içine sürüklenmişliği oynuyor. Burada tüm oyuncuların ve orkestranın da başarılı olduğunu belirtelim.
Düşler evreninin ağır hareketleri üzerine düşünülmüş ve gerçekleştirilmiş renkli, simgelerle bezenmiş etkileyici bir oyun 'Dünyanın Ortasında Bir Yer'. Ancak eleştirmen, oyunun ağır tempolu anlatımının, bütün olumlu yaratılara karşın, seyirciyi zaman zaman oyundan uzaklaştırdığını düşünüyor ve kendisine 'Gösterim iki perde yerine tek perdede yoğunlaştırılsaydı, daha etkili olmaz mıydı?' sorusunu soruyor.