Herkesin bildiği cinayet şehrin sahnelerinde

Marquez?in romanından Macit Koper?in uyarlayıp sahneye koyduğu Kırmızı Pazartesi, romanın özünü koruyan yaratıcı değişikliklerle, seyirciyi sahneye bağlayan başarılı bir oyun

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, ‘Kırmızı Pazartesi’yi ilk olarak Tiyatro Festivali’nde sahneledi.

İstanbul Şehir Tiyatroları önemli bir yapımla giriyor 2008-2009 mevsimine: Marquez’in filme de çekilen romanından Macit Koper’in İnci Kut çevirisini temel alarak ustaca uyarlayıp sahneye koyduğu, son Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali’nde de sahnelenen ‘Kırmızı Pazartesi’.
Özgün başlığı ‘İşleneceği herkesce bilinen bir cinayetin öyküsü’ olan romanında Marquez nedenlerden sonuca giden geleneksel anlatı düzeneğini tersine çevirir ve sonuca yol açan nedenleri ters yönde irdeler. O sabah kasabadaki herkes ‘yakışıklı, aklı başında, yirmibir yaşında ve kendine ait bir serveti olan’ Santiago Nasar’ın Pablo ve Pedro Vicario kardeşler tarafından öldürüleceğini bilmektedir. İşlenecek cinayetin nedeni bellidir: kasabanın yenisi zengin Bayardo San Roman, anlı şanlı bir düğünle, deli divane olduğu Angela’yla, kara mizah üstadı Marquez’in ‘Melek’ adını verdiği Angela’yla evlenip gerdeğe girmiştir. Ne var ki Angela bakire çıkmaz. Bayardo, Angela’nın ağzından Santiago Nasar’ın adını aldıktan sonra onu evine yollar. Angela’nın doğru söyleyip söylemediği oyun boyunca anlaşılamayacaktır ama nasıl olmuşsa olayı herkes ayrıntılarıyla öğrenmiştir. Angela’nın ikiz kardeşleri Pablo ile Perdo da ailelerinin onuruna sürülen bu lekeyi Santiago’yu öldürerek temizlemeye karar verdiklerini herkese ilan etmişler, bıçaklarını kasapta iyice biledikten sonra Armenta’nın aşevinde kafayı çekerek kurbanlarını beklemeye başlamışlardır. Kasabaya yıldırım hızıyla yayılan bu durumdan bir tek Santiago’nun haberi yoktur... 

‘Yazar anlatıcı’ hep sahnede
Macit Koper, uyarlamasında, romanın özelliklerini koruyan ve seyirciyi  oyunla bütünleştiren bir yoruma gitmiş. Yaratıcı değişiklikler yaparak, özellikle romandaki yazar / anlatıcıyı neredeyse oyun boyunca sahneden inmeyen bir anlatıcıya dönüştürerek bu tür uyarlamalarda karşılaşılan pek çok sorunu en baştan çözmüş. Anlatıcı da cinayet sırasında kasabada olan bir arkadaşıdır Santiago’nun. Yıllar sonra geri dönmüştür ve mahkeme tutanaklarını inceleyerek o gün yaşananları, herkesin bildiği bir cinayetin neden önlenemediğini, kişilerin davranışların nedenlerini seyirciyle birlikte belirlemeye ve anlamaya çalışmaktadır. Koper, başlangıçta, romanın akışını bir an için değiştiren, ancak anlatımı güçlendiren yerinde bir seçimle Angela ile Bayardo’nun düğününü ilk sahneye taşımış ve bu renkli sahnede oyunu tüm kişilerin katıldığı bir tangoyla başlatmış. Ancak bu yerel müzik ve sahneden yansıtılan yerel renkler olayı, tragedyayı yöresellik kalıbına sıkıştırmıyor,  evrensel boyuta da taşıyor. Töre egemenliğindeki kapalı toplumlarda bir erkek hakkı olduğuna ve şiddet yoluyla cezalandırılması gerektiğine inanılan, çelişkili bir biçimde o toplum kadınlarının da neredeyse haklı buldukları bu kalıplaşmış inanç, sahnede, romanda olduğu gibi, etkili uygulamalarla, bir insanlık sorununa dönüştürülüyor, aile onuru sorunu evrensel boyuta taşınıyor. Koper’in defalarca tekrarlattığı Santiago’nun bıçaklanarak öldürülmesi sahnesinde, olan bitenden habersiz delikanlının her seferinde hayretten açılan gözleri yerel toplumla yer yer örtüşen, yer yer karşıtlaşan bu ikilemi derinden yaşamasını sağlıyor, seyirciyi bu sorgulamayı yapmaya zorluyor. Dramatik gerilimi ilk sahnelerde kurulan ve aşama aşama gelişen, kişilerin davranış nedenlerini farklı bakış açısılarıyla irdeleme olanağı sağlayan bu sahneleme Marquez’e layık bir yaratı. Teknik açıdan da, çok sahneli olmasına karşın olayların akışı ve eklemlenmesi hiç aksamadan doğal biçimde sağlanan bir kurgu. Genelde kan kırmızısı ve yaşam yeşili gibi karşıt sıcak renklerle kuşatılan, asılı kuş kafesleri, tavanlardan sarkan vantilatörler, kıvrılan merdivenler, hemen hiç açılmayan yamulmuş pencereler, demir kollu kapılar gibi göstergelerle hem bir Güney Amerika kasabası, hem de ikircikli bir içekapanıklık havası yaratan, böylece bildiriyi görselleştiren çevre tasarımı (Barış Dinçel); kişilerin tüm özelliklerini yöreye uygun nitelikleriyle yansıtan giysi tasarımı (Nihal Kaplangı); bu sıcak havayı veren ışık tasarımı (Kemal Yiğitcan) ile koreg-rafinin de (Handan Ergiydiren) bunda kuşkusuz önemli katkıları var.

Kadroda herkes başarılı
Her biri ayrı ayrı başarılı ve uyumlu kalabalık kadrodan burada anabileceklerim ancak Anlatıcı (Murat Garibağaoğlu); Santiago (Murat Çoşkuner);  San Roman (Burak Davutoğlu); Angela (Meriç Benlioğlu); Pablo (Çağlar Yiğitoğulları) Pedro (Bahtiyar Engin) ile Armenta (Rozet Hubeş). ‘Kırmızı Pazartesi’ kaçırılmamalı.