İçinde yaşadığımız şiddet

İstanbul yeni bir tiyatro kazandı. Laçin Ceylan, Nihat İleri ve Levent Öktem'in kurdukları BiTiyatro. Gerçek bir repertuvar tiyatrosu. Ne yazık ki belirli bir sahneleri yok.

İstanbul yeni bir tiyatro kazandı. Laçin Ceylan, Nihat İleri ve Levent Öktem'in kurdukları BiTiyatro. Gerçek bir repertuvar tiyatrosu. Ne yazık ki belirli bir sahneleri yok. İlk oyunları çağdaş Alman kadın yazar Christine Sohn'un 'Etna/Bedendeki Kuyu'su. Oyunun başarılı sahneye koyucusu da Christine Sohn. Başarılı çeviri Ahmet Cemal'in.
Yabancı bir ülkede, o ülkenin dilini bilmeden çeviri bir metni sahneye koymanın, bu metin isterse kişinin kendi metni olsun, en zor işlerden biri olduğu bilinir. Sahneye koyucu çeviri metni de ayrıntılarına kadar bilmek, hissetmek, yaşamak zorundadır. Bu olmazsa sahnede bir yapaylık, bir uyumsuzluk, bir yaşanmamışlık oluşur. Bu sorunu aşmak için tiyatronun çözüm üretmesi gerekir. BiTiyatro bunu, akılcı bir yaklaşımla yonetmen yardımcısına (Selin Türkoğlu) aynı zamanda çevirmenlik görevi vererek aşmış. Böylece dil sorunu ortadan kalkmış.
'Etna/Bedendeki Kuyu' tek kişilik denebilecek bir yapım: Başkişi, içinde yaşamak zorunda olduğu adaletsiz toplumun, aralarında yaşamak zorunda kaldığı acımasız insanların, çevresinde tanık olduğu şiddetin, tüm sorumsuzluklarının, suça karşı bilinçli suskunlukların yükünü bedenindeki ruhsal kuyulara gömen hepimiz gibi biri, adı da 'bilge' anlamına gelen Sophie. Ne var ki bu kuyular zaman zaman bir yanardağ gibi patlayacaklardır, Sophie de kendi yarattığı gölgelerin peşinde koşacaktır. Dış dünyadan karanlık odaya, bilinçaltına geçişle başlayan, yaşanmış ya da yaşanabilecek acılar üzerine kurulu, düşsel ölülerle ve sürprizlerle dolu bu çağdaş tragedya, yaşamı yaşanmaz kılan anlamsız şiddete, şiddetin sıradanlaştırılmasına, toplumsallaştırılmasına bir karşı koyuş olarak yaşanıyor sahnede. Ancak Sophie de kendini bu şiddet paranoyasından kurtaramamıştır. Sahneye girdiğinde güçlükle sürüklediği sandığın içinde öldürdüğü bir genç vardır: Oğlu öldürülürken sorumsuzca cinayeti seyreden genç adam. Küçük bir valizin içinde de öldürülmüş olan kendi oğlu ya da ondan kalanlar. Sophie sahnede simgesel nesneler üzerinde yatıştırmaya çalışacaktır öfkesini. Kendisine yol gösterici ikinci kişiliğini de susturacaktır, umulmadık bir biçimde... Ona göre asıl suçlular zorbalardan çok zorbalığı seyredenler, hiçbir şey yapmadan bakanlar, cinayetleri bile seyredenlerdir. Onun çok beğenip defterine yazdığı deyişiyle: "Bir suçun oluşmasını seyretmek ona katılmaktan daha ağır bir suçtur".
İnce ince dokunmuş bu etkileyici metni, bu kurgulanan 'düşler dünyası'nı sahneye koyan yazarı Christine Sohn bu çalışmasıyla büyük bir yapıma imzasını atıyor ve kişisinin bunalımını seyirciye çarpıcı biçimde ulaştırıyor. Hrant Dink'in öldürüşünü izleyen gün yayımlanan Agos'un birinci sayfası gibi güncel, Ajda Pekkan'nın plağı gibi yerel, Mevlevi müziği ve semâsı gibi tarihsel ve evrensel göndermelerle bildirisinin halkalarını giderek genişletiyor. Bu etkinin yaratılmasında, neredeyse sahnenin her tarafını kaplayan ve içlerinden her türlü sürpriz çıkan değişik boy sandıklardan, valizlerden oluşan çevre düzeni ile Sophie'nin kan rengi dekolte giysisiyle sahne tasarımı (Norbert van Ackeren/Yaşar Alparslan); mavi umut ışığına kapanan kapıdan karanlık bilinçaltına girişi, Sophie'nin kan rengi giysinin bir süre için alacakaranlığa dönüşmesini gerçekleştiren ışık tasarımının da (Rüzhdi Aliji) büyük katkıları var.
Paramparça bir kadın
Son sahnede olağanüstü bir antre yapan Nihat İleri de vuruyor oyuna kendi damgasını. Tüm oyun boyunca Sophie'de Laçin Ceylan'ı izlemekse tiyatro adına ayrı bir mutluluk. Laçin Ceylan, bu paramparça kadının benliğinin sorgulandığı oyun boyunca yalnızlık kuyusundaki kişisinin kendi yarattığı oyunlarla giriştiği kişilik sorgulamasını, birikimlerinin ve bunalımının giderek yükselişini, ikinci kişiliğini öldürdükten sonra kendisinin de sandıklardan birinin içine sığınmasını olağanüstü bir ustalıkla aktarıyor. İlk sahneden, Laçin Ceylan'ın daha antresinden, önemli bir olayla karşı karşıya kalacağını, kalmaya başladığını hissediyor seyirci ve yaşıyor aslında hepimizin içimizdeki kuyulara hapsettiğimiz, bir türlü lavlaştıramadığımız bu bunalımı.
Mevsimin en önemli oyunlarından biri 'Etna/Bedendeki Kuyu'. Kaçırmayın.