İlle de gülmek isteyen seyirciler için

?İstanbul Efendisi?, Şehir Tiyatroları?nda ?şarkılı çalgılı oyun? olarak sahneleniyor. Oyun, yazarı Musahipzade Celal?in toplumsal eleştirisini göz ardı etmiş
İlle de gülmek isteyen seyirciler için

Oyundaki kişilikler, kostümünden mimiklerine kadar grotesk.

İstanbul Şehir Tiyatroları’nda mevsimin yeni oyunları arasına Musahipzâde Celâl’in 1913 yılında yazdığı ‘İstanbul Efendisi’ de katıldı. Sahneye koyan (buna keyfince uyarlayan demek daha doğru olacak) Engin Alkan. Osmanlı toplumuna yönelik ciddi bir toplumsal siyasal - dinsel eleştiri getirir Musahipzâde Celâl’in Türk tiyatro klasikleri arasında yerlerini alan oyunları. Moliére ustanın seyirciyi eğlendirirken eğitme yöntemiyle gerçekleştirilen bu eleştiri kent yönetiminde, toplumsal yaşamda, aile içinde aksayan ilişkileri, olumsuz ya da aykırı yönleriyle kendilerini gülünçleştiren tipler aracılığıyla getirilir sahneye ve oyun boyunca canlı tutulur. Seyirci değerlendirmelere açık bir görgü tanığına dönüştürülülür.
Moliére’in neredeyse her komedyasında dediğim dedik bir ‘baba’ vardır ve bu kişi her zaman, kendini gülünç düşüren bağnazlık, cimrilik, sınıf atlama tutkusu gibi saplantılardan birinin esiridir. Yapıcı eleştiri, merkezdeki bu ‘olumsuz’ kişi ile çevredeki aile bireyleri arasındaki çatışmadan doğar. İstanbul Efendisi de benzer nitelikli ve amaçlı bir komedyadır. Bu oyunda baba, kızının, kendi seçtiği biriyle evlenmesini buyurur. Oysa kızı bir delikanlıyla tutulmuştur. Benzer nitelikli her komedyada olduğu gibi devreye başkalarının girmesiyle mutlu sona gidilir. Musahipzâde Celâl  oyuna Moliére’in de üzerinde durduğu, kimi çevrelerde hâla güncel olan bir başka temel sorunu, baba ya da toplum baskısıyla kız çocukların okutulmaması sorunu da eklemiştir.
Engin Alkan da, program dergisinde, “1839’da okunan Gülhane Hatt-ı Hümâyun’dan bu yana devam eden Türk modern tiyatro hareketi, modern Türk toplumunun inşa hareketinin içinde, toplumu eğitme, toplumun fikir yaşantısına yön verme, öncülük etme, modern aileyi tarifleme vb. görevlerle yükümlü kılınmıştır. Batı’nın ve medeniyet’in Türk toplumuna adaptasyonu modern Türk tiyatrosunun en önemli varlık nedeni olmuştur” diyerek tiyatronun bu eleştirel niteliğine değinmektedir. (Burada Batı örneği Türk tiyatro örneklerinin başlangıç tarihinin 1839 değil 1859 olduğunu belirtmek zorundayız). Ancak aynı Alkan, aynı program dergisinin kapağında, İstanbul Efendisi’ni bu kez farklı bir bakış açısıyla ‘Şarkılı Çalgılı Oyun’ diye nitelendirmiş! Bunun sonucu olarak da, ‘romantik gerçekçi’ Musahipzâde Celâl’in oyunu geleneksel anlatımından ve özünden uzaklaştırılmış, içeriğin temelini oluşturan toplumsal eleştiri bilinçli ya da bilinçsiz olarak göz ardı edilmiş. Alkan, Moliére oyunlarındaki hizmetçi rolü karşılığı olan Çengi Afet’i (Sevil Akı) ve onun simgelediği hoppameşrep çevreyi oyunun odağına yerleştirip vur patlasın, çal oynasın, tümüyle seyirciyi eğlendirme amaçlı bir gösteri çıkarmış. Seyirci, sahnede, görünümleri, makyajları, giysileri, davranışları, mimikleri, konuşmalarıyla iyice groteskleştirilmiş oyun kişilerinin dört kol çengi havasında devinmelerine, pavyon havasında göbek atıp kalça kıvırmalarına (koregrafi: Senem Oluz), yerli yersiz mikrofon başına geçip şarkılar söylemelerine tanık oluyor! Bu arada, 2. perdenin başında, sahne önünde, meydan davulu ve dümbelek vurdurarak İstanbul havası (!) yaratmak istemek (müzik direktörü Hüseyin Tuncel) gerçek İstanbulluların anlayabilecekleri bir uygulama değil. 

Bir masal ülkesi gibi
İstanbul Efendisi, içerikle ve yöreyle bağlantısı pek kurulamayan bir çevre tasarımının önünde (Barış Dinçel), bir masal ülkesini çağrıştıran zevkli ancak kimliksiz kadın giysileri (giysi tasarımı Duygu Türkekul), abartılı yapay sakallar ve kavuklar takınmış anlı şanlı kişileriyle (baba Savleti Efendi: Sezai Aydın / Menteş Ağa: Zafer Kırşan / Ferhat Ağa: Volkan Ayhan), içeriğin temelini oluşturan ciddi toplumsal eleştiri bilinçli ya da bilinçsiz göz ardı edilerek, Savleti Efendinin geri zekâlı oğlu İrfan (Çağlar Çorumlu) çizgisinde, şarkılar-türküler ortasında sürekli komiklikler yapılmaya çalışılarak oynanıyor. Bu uygulamanın dışında kalabilmiş iki kişiyse Esma Hanım (Derya Çetinel) ile Safi Çelebi (Arda Aydın).
Bu tür uygulamaların ancak TV dizilerinin gülme efektleriyle koşullandırılmış, tiyatroda oyun seyrederken de sürekli gülmek gerektiği önyargısına saplanmış bir seyirci kesiminin hayranlığını kazanabileceğini söylemek zorundayız. Oyun bu nedenle uzun süre sahnede de kalabilir, ancak seyredilen Musahipzâde’nin İstanbul Efendisi değil.