Kuklalarla düşsel bir şenlik

'Kukla denen de nedir ki?' diyebilecek olanlara belki de şu yanıt verilebilir: "Kukla sanatı ipleri bir Ölümsüz'ün ellerinde değil, giderek ölümsüzlüğe ulaşan...

'Kukla denen de nedir ki?' diyebilecek olanlara belki de şu yanıt verilebilir: "Kukla sanatı ipleri bir Ölümsüz'ün ellerinde değil, giderek ölümsüzlüğe ulaşan, ulaşacak olan ölümlü sanatçıların ellerinde olan bir yaratı evrenidir ve kökleri yeryüzünün her yerinde insanlığın bilinen tarihine kadar uzanır."
Bu yaratı evreninin olağanüstü örnekleri 10. Ülker İstanbul Uluslararası Kukla Festivali'nde 9-16 Mayıs tarihleri arasında Bulgaristan, Fransa, İspanya (2 topluluk), İtalya (2 topluluk), Japonya, Kanada, Rusya (2 topluluk) ve Tayvan'dan, beşi festivale ikinci kez katılan 11 topluluk ile Türkiye'den beş topluluğun yedi oyunuyla, toplam 27 gösteriyle yediden yetmişe, içlerinde oyun özlemi yatan tüm seyircilere düşsel bir şenlik olanağı sunuyor. Ülker'in katkılarıyla kukla sanatçısı Cengiz Özek'in düzenlediği artık gelenekselleşen bu festival dünyadaki kukla festivalleri arasında da yerini almış. 2008'de Kanada'da yapılacak ve genelde Doğu Akdeniz yöresi kukla dünyasına ayrılacak olan ManiganSes Kukla Festivali düzenleme kurulu da bu nedenle İstanbul'da.
Festivalin galasında seyirci, Japon Dondoro Tiyatrosunun 'Kiyohime Mandara' başlıklı oyununu seyrettik. Bir sanatçının, günümüz Japon kukla sanatının en büyük ustalarından biri olan Hoichi Okamoto'nun bir 'tek kişilik düet'ini. Sahnede iç içe geçmiş olarak devinen kuklanın mı kuklacıyı, yoksa kuklacının mı kuklayı yönettiği bir türlü anlaşılamayan, tek kişinin aynı anda kadına ve erkeğe dönüşerek sergilediği bir 'düet'. Bu olağanüstü gösteriyi seyirci, Japon dünyasının simgesel içeriğine her zaman giremese de, hatta başlığı oluşturan özel adın anlam boyutunu sezemese de, hissederek seyretme mutluluğuna ulaştı. Bir varoluşun, her yönüyle aşkın ve yok oluşun gerçeğini tüm şiirsel boyutlarıyla, bir sessiz ve düşsel öykü çerçevesinde yaşatan bu gösterimi, Okamoto, 2000 yılında Festivale ilk katılışında da, görsel ve anlamsal boyutlarıyla seyircilere yine unutamayacakları bir yetkinlikle sunmuştu. 10. Festivalde de aynı etkiyi, ayrıntılarla daha da zenginleştirilmiş bir biçimde, kuklacı kukla maske birlikteliğini doruğuna çıkararak yaratıyor.
Festivale çağrılı Doğu ve Batı Avrupa, Rusya, Kanada, Tayvan ve Japonya gibi genelde birbirlerinden farklı kültürlerden gelen topluluklar da kuşkusuz bu nitelikte gösterimler sunacaklardır. Ve, bütün uluslararası etkinlikler gibi bu festival de, bir yandan bu toplulukların birbirleriyle karşılıklı etkileşim ortamına girmelerini sağlayacak, bir yandan da seyirciye farklı duyarlılıklar keşfetme, farklı anlatım yolları görme, farklı duygular yaşama fırsatı verecek. Sanatçılara da, yok olmaya yüz tutmuş gibi görünen geleneksel gölge ve kukla sanatlarını yeniden değerlendirme, yaşatma heyecanı duyma ve tümü kapsayacak yeni anlatım yolları bulma olanağı. Her türlü oyunun temeli olan kukla, gölge oyunları günümüz sahne sanatçısına geleneksel oyun değerlerleriyle beslendiğinde doğal, özgün, çağdaş tiyatro konseptlerine ulaşma olanakları da yaratacaktır.
Kukla Festivali'nin önemli olaylarından biri de, açılışta Festival Onur Ödülü'nün, çok yerinde bir seçimle, pek çok sanat dalındaki araştırmalarının yanı sıra tiyatro tarihi, kukla ve Karagöz alanlarındaki örnek araştırmalarıyla, yayınlarıyla, konferanslarıyla, dersleriyle Türk ve dünya literatürüne büyük katkılarda bulunmuş, zengin kaynaklar sunmuş olan, 80. yaşında da bu katkılarını sürdüren, İstanbul dışında olduğu için ne yazık ki törene gelemeyen Metin And'a verilmesiydi.
10. Ülker İstanbul Uluslararası Kukla Festivali içlerinde hâlâ oyun heyecanı ve arılığı hissedenlerin kaçırmamaları gereken bir etkinlik.