Orfeo tüm salonu denizin dibine çekti

Hotel Pro Forma?nın Leyla Gencer anısına sunduğu, Kirsten Dehlholm?un uyarlayıp sahneye koyduğu, çarpıcı bir şiirsel gösteri olan ?Operation: Orfeo? Tiyatro Festivali?nin unutulmazları arasında yer aldı

İçinden kedi geçmeyen bir sahnede izleme mutluluğuna eriştiğim, Hotel Pro Forma ile Letonya Radyo Korosu’nun Leyla Gencer’in anısına sunduğu, İb Holten’in opera metni üzerine kurulu, Kirsten Dehlholm’un uyarlayıp sahneye koyduğu ‘Operation: Orfeo’, İstanbul Tiyatro Festivali’nin unutulmazları arasında.
Yunan mitologyasına göre müzik tanrısı Apollon’un yetiştirdiği Orpheus lir çalmada öyle ustadır ki Argonotlarla katıldığı Altın Post seferi boyunca müziğiyle korkunç dalgaları bile sakinleşmiştir. Dönüşünde evlendiği kır perisi Eurydike ölünce onun peşi sıra o da yer altındaki Ölüler Ülkesi’ne iner ve müziğinin coşkusuna kapılan tanrı Hades’ten Eurydike’yi yeniden yaşama çıkarma izni alır. Ancak bir şart vardır: dönüş yolunda arkasından gelecek Eurydike’ye bir kez bile bakmayacaktır...
Üç yanı denizlerle çevrili Danimarka’da tiyatro yapan Kirsten Dehlholm’un bu öyküden yola çıkarak gerçekleştirdiği bu özgün uyarlamada Ölüler Ülkesi artık yer altında değil. Mitologyadan esinlenen ancak yörenin doğasına uygun biçimde deniz dibine çekilmiş. Bo Holten, John Cage ve Gluck’un parçalarından esinlenilmiş, içeriğin çığlıklarına dönüşmüş sessel anlatım da bu yürek burkucu serüvenin şiirselliğini öne çıkarıyor. Bir solist (Baiba Berke) ile farklı seslerden oluşan bir koro tarafından yorumlanan bu müzik, bir dansçının (Lisbeth S. Andersen) yaratıcı yorumuyla da biçimselleştiriyor.

Işıkla yaratılan şiirsellik
Bu hüzünlü anlatıma belki de en çarpıcı şiirsel destek ışık konsepti ve tasarımı (Maja Ravnn/Jesper Kongshaug). Işık, deniz dibindeki bu Ölüler Ülkesi’ne inen ve çıkan, yaşamın ve ölümün katmanlarını simgeleyen, sahneyi boydan boya kateden ve sürekli renk değiştiren basamaklardan oluşan çevre düzenini ve bir örnek giysi tasarımlarını (Anette Meyer) kimi zaman ışıltılı, kimi zamansa ürpertici boyutlara çekiyor. Ve ışık, en sonunda, renklı ve şiirsel bir dalgalı uygulamayla tüm salonu dalgaların altına alarak, deniz dibine çekerek: “İşte sonunda herkesin gideceği yer burası” diyor.
Dehlholm, sunduğu gösterim söylenceyi birebir izleyen bir aktarım olmasa da yorumunun en azından başlığıyla bu bağlama bir gönderme niteliğinde olduğunun, dolayısıyla da sınırlı bir seyirci kesiminin, özellikle de belirli bir altyapısı, hassas bir algılama gücü olan, şiirselliğe ve kalıp dışı müziğe açık, beğeni düzeyi yüksek bir seyirci kesiminin ilgisini çekeceğinin kuşkusuz bilincindeydi. Gösteriminin bu tür yorumlara hazır olmayan seyircide bir şaşkınlık yaratacağının da. İstanbul’da Tiyatro Festivali seyircisinin bir bölümü de bu şaşkınlığı uzun süre, neredeyse son sahneye kadar üzerinden pek atamadı. Salon tümüyle dalgaların altında kaldığında, ancak, bu sessel, görsel, ışıksal kompozisyonlar ve özgün yaratılar serisiyle buluştu.
Teşekkürler Hotel Pro Forma. Teşekkürler İKSV.