9-2 Sezer galip

CHP'nin millet iradesine karşı Anayasa Mahkemesi'ne gittiğinden beri bir haftadır gazeteler, Anayasa Mahkemesi üyelerini ele alarak bunlardan 9'unun Sezer...

CHP'nin millet iradesine karşı Anayasa Mahkemesi'ne gittiğinden beri bir haftadır gazeteler, Anayasa Mahkemesi üyelerini ele alarak bunlardan 9'unun Sezer (ve Demirel ), 2'sinin de Özal tarafından atandığını belirtip, A. M.'nin CHP 'yi haklı bulacağını ve seçimi iptal edeceğini yazıyorlardı.
Tarafsız ve bağımsız olması gereken bir Yüksek Yargı Organı hakkındaki bu futbol maçı tahminine benzeyen değerlendirmeler karşısında irkilmiş; Türk yargısı ve adaleti hesabına dehşete kapılmıştım. Sezer'in, kendisi gibi CHP yanlısı üyeler atadığı ve bu üyelerin çoğunlukta olduğu A. M.'nin de CHP'yi haklı bulacağı anlatılmak isteniyordu. Yani, ortada hak, hukuk ve adalet değil, A. M.'nin üyelerinin siyasî ve ideolojik peşin hükümleri olacaktı.
Pazar günkü yazımda, 'Keşke, yok canım A. M. bu talebi, görevsizlik gerekçesiyle derhal reddeder diyebilseydim. Lakin, bu mahkeme üyelerinin daha önce nasıl haksız ve taraflı kararlar verdiğini bildiğim için ne yazık ki bundan emin olamıyorum' demiştim. Maalesef dediğim çıktı ve 'yargı oligarşisi', millî egemenlik üzerinde azınlık tahakkümünün kurulmasını sağlayan bu adaletsiz ve hukuk dışı kararını açıkladı. Hem de A. M. raportörünün incelemesinde 'görevsizlik kararı' verilmesi görüşüne rağmen...

Yargının sefaleti
Düşünebiliyor musunuz? TBMM'de Cumhurbaşkanı seçiminin birinci turu yapıldıktan ve CHP Anayasa Mahkemesi'ne başvurduktan bir gün sonra Genelkurmay Başkanlığı 'muhtıra' vererek demokratik rejime ve seçim sürecine müdahalede bulunuyor; ayrıca A.M. üzerinde de baskı kuruyor.
CHP lideri Baykal ise, A. M. kararının alınmasından bir gün önce yaptığı konuşmasında, 'A. M. yürütmeyi durdurma ve iptal kararı almazsa, Türkiye tehlikeli bir kriz ve çatışma ortamına sürüklenecektir' diyerek darbe tehdidinde bulunuyor ve A. M. üzerinde baskı kuruyor. Ayrıca, bu konuşma, 47 yıllık darbeler döneminde geçerli olan 'CHP+Ordu=İktidar' formülünün hâlâ işletildiğini gösteriyor.
Baykal'ın bu konuşması, Anayasa'nın, mahkemelerin bağımsızlığıyla ilgili 138. maddesinin 2. fıkrasının açıkça ihlâli mahiyetindedir. Baykal, bu dayatmasıyla, TCK'nın 288. maddesine ve Basın Kanunu'nun 19/2. maddesine göre suç işlemiştir.
Ne yazık ki, koskoca Anayasa Mahkemesi, bu dayatmalar altında ve bu dayatmalara iştirak ederek karar vermiştir. A. M.'nin bu kararı, Türkiye'de yargı bağımsızlığına, adalete ve hukuka indirilmiş bir darbedir. Bu karar, yargının sefaletinin ve hukukun iflasının bir manifestosu olarak anılacaktır.

AMP rejimi nasıl tıkadı?
Böyle siyasî bir karar veren merci, bir yüksek mahkeme olamaz. Olsa olsa siyasî parti gibi hareket eden bir heyet olabilir. Anayasa Mahkemesi'nin kurum olarak şahsiyetine saygı duyabiliriz. Lakin, A. M. üyelerinin -iki tarafsız üye hariç- Anayasa Mahkemesi Partisi (AMP) gibi subjektif tavır alarak CHP'ye destek vermesi ve haksız bir kararla millet iradesine ambargo koyması kabul edilemez bir davranıştır.
Bu hukuk dışı karar, sadece demokratik rejime karşı jakoben bir tavır olarak değil, Türkiye'de siyasî rejimi kilitleyen ve tıkayan bir barikat olarak da anılacaktır. Zira, bu karara göre Cumhurbaşkanı seçilmesi imkânsız hâle getirilmiştir. Bundan cesaret alan CHP oligarşisi, TBMM'yi istediği gibi kilitleme ve çalışmasına engel olma silahına da kavuşmuştur.
A. M.'nin bu kararı, Anayasa'nın, yasamanın yerine geçerek yargı bürokrasisi tarafından tadili anlamına gelmektedir.
Bu suretle, 102. maddeye Anayasa'da bulunmayan bir metin eklenmiş olmaktadır.
A. M.'nin, ellerindeki terazileri eğip büken üyeleri, bu hukuk dışı kararları neticesinde, 102. maddenin 4. fıkrasındaki, dördüncü turda Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal seçimlerin nasıl yenilenebileceğini izah edebilirler mi? Hasılı, bu karar bizatihî Anayasa'nın ihlali mahiyetindedir ve boşluklar oluşturarak demokratik rejimi tıkamıştır.

Cumhurbaşkanı vekili kim olacak?
Anayasa'nın 102. maddesinin son fıkrasında, 'Seçilen yeni Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder' ifadesi, çok açık bir şekilde bu maddede belirtilen seçim süreci sonunda seçilmiş Cumhurbaşkanı ile ilgilidir. Buna göre Gül seçilmiş olsaydı, görev süresi 15 Mayıs'ta dolan Sezer, Gül makamına oturuncaya kadar görevine devam edecekti. Burada kastedilen 'vekalet' değil, 'görevin devamı'dır.
Halbuki, 'Cumhurbaşkanına vekillik etme' başlığı altında düzenlenen Anayasa'nın 106. maddesinde aynen 'veya başka bir sebeple Cumhurbaşkanlığı makamının boşalması hâlinde yenisi seçilinceye kadar, TBMM Başkanı Cumhurbaşkanlığına vekillik eder' denilmektedir. Buna göre, 16 Mayıs'tan itibaren Sezer ayrılacak ve yerine Arınç vekâlet edecektir.
Lakin, benim sahipsiz memleketimde alavere dalavere, bir bakarsınız Sezer, yerinde kalmış; bunun için de muhtıralar verilmiş; A. M. kararları çıkarılmış olabilir. Doğrusu bu rezalete hiç şaşırmayacağım.
ANAP Genel Başkanı Erkan Mumcu beni telefonla arayarak, Salı günkü yazımdaki 'Seçimden önce muhtıracıların Baykal, Ağar ve Mumcu ile temas ettikleri -onlar bunu inkâr etse de- açıkça anlaşılmaktadır' ibaresinin doğru olmadığını ve kendisine iftira atıldığını kesin bir dille söyledi. Ayrıca, Sayın Mumcu, AK Parti'nin üst kademesindeki bir yetkilinin kendilerine, toplantıya iştirakleri karşılığında para teklif ettiğini de ileri sürdü. Kendisinden bu teklifin kim tarafından yapıldığını açıklamasını bekliyoruz.