Adaylara son kıyağım

Sevgili okuyucular, gelecek pazar günü seçim var. Bu hafta adaylara son kıyağımı yapıyor ve Türkiye'yi bölme misyonuna sahip DTP'liler dışında hepsine başarılar diliyorum.

Sevgili okuyucular, gelecek pazar günü seçim var. Bu hafta adaylara son kıyağımı yapıyor ve Türkiye'yi bölme misyonuna sahip DTP'liler dışında hepsine başarılar diliyorum.

Giyiminize dikkat edin
Efendim, politikada geçerli olan kıyafet, koyu renk -tercihan lâcivert- takım elbise, beyaz gömlek ve kravattır. Sakın ola ki, halktan yana görüneceğim diye mahallî kıyafetlere heves etmeyiniz. Meselâ, başınızda kasket, üzerinizde yelek, şalvar, ayağınızda çarıkla filân ortalıkta dolaşmaya kalkmayınız. Sonra, hem çok gülünç duruma düşer, hem de halkı hafife almış olursunuz.
Bir de bazı sosyetik çevrelerde giyim merakı vardır. Adam, üzerine bir tişort geçirir, altına da bir blucin giyer; spor ayakkabısıyla arz-ı endam ediverir. Adayın bu şekilde sığır çobanı (cowboy) kıyafetiyle dolaşması da pek doğru olmayacaktır.
Giyim konusundaki son tavsiyem: Aman, siz siz olun da sakın dar pantolonlar giymeyin!.. Bir defasında aday olarak yaptığım bir aşiret ziyaretinde, Fırat kenarında yer sofraları kurulmuş; ben diyeyim yüz metre, siz deyin ikiyüz metre... Etrafında yüzlerce kişi sıralanmış beni bekliyor. Bendeniz, aşiret reisi ile kucaklaştıktan sonra sofranın başına geçip bağdaş kuruverdim. Gene lâcileri giymişim ki, elbisem aday olduğumu bas bas bağırıyor. Lâkin pantolonum çok dar... Neyse efendim, bizim Gaziantep'in meşhur kuzu etli frig (bir nevi buğday) pilavını da gövdeye indirip kalkmaya çalışırken olanlar oldu. Benim daracık pantolonum, taşıdığı bir kazan frig pilavına isyan edercesine büyük bir gürültüyle tam ortasından patlamaz mı?.. Şaşkınlıkla bakakalan partililere, 'Yanlış anlamayın, sadece pantolonum söküldü' dediğimi hatırlıyorum.
Daha sonra köylüler tarih düşürmüşler; 'Hasan Celâl Bey'in pantolonu patladıktan iki sene sonra' filan diye hâlâ konuşup duruyorlarmış.

Kendinizi iyi takdim edin
Efendim, adayın halka takdimi ve tanıtımı çok önemlidir. Bu konuda mübalağa ederseniz feci şekilde tiye alınırsınız. Demirel'in 'barajlar kralı', Ecevit 'in 'Karaoğlan', Türkeş'in 'Başbuğ' şeklinde takdimi bir dereceye kadar halk tarafından benimsendi. Ancak, Tansu Hanım'ın 'ana, bacı' edebiyatı, Demirel'in 'baba' âvâzesi gibi kabak tadı verdi. Kendinizi olduğunuzdan fazla göstermeye çalışmayın; yoksa alaya alınırsınız. Bir de takdim konusunda ciddî olmaya çalışın.
Bir seçim gezisinde, rahmetli dostum Erkal Zenger, Özal'ın takdimini yapıyor. Bir ara sıkıldı; yeni bir şeyler söylemek istedi. Köşedeki karpuzcuya gözü ilişince bağırmaya başladı: 'Koş vatandaş koş! Kasabaya Özal geldi!' Yakasına yapışıp 'Ulan! Karpuz mu satıyorsun?..' diye bağırdığımı hatırlıyorum.
Zenger bana çok içerlemiş. Özal ile birlikte Gaziantep'in Yavuzeli ilçesine gittiğimizde otobüsün üstünde beni şöyle takdim etti: 'Otobüsümüz Man dizel, adayımız Hasan Celâl Güzel!' Yavuzeli'li hemşehrilerimin gülmekten nasıl altlarına kaçırdığını tahmin edersiniz...

Sloganlarınızı iyi seçin
Efendim, partilerin ve adayların, seçime yönelik akılda kalıcı sloganlara ihtiyacı vardır ve her seferinde de bulunur bu sloganlar... Eline limonları toplayıp şapır şupur sıkarak halk arasında dolaşanlar mı ararsınız; birer süpürge edinip sırıta sırıta ortalığı süpürenler mi?.. Adayların bulduğu seçim sloganlarını, memur sendikaları bile akıl edemez. Şimdi bir de elinde iple dolaşanlar çıktı.
Benim fukara uğur böcekli partim de bir zamanlar 'Dürüstlük ve Fazilet Mücadelesi' sloganıyla ortaya çıkmıştı. Parti binalarının kapısına 'Bu kapıdan hırsızlar giremez!' yazmıştık. Ne oldu biliyor musunuz? O kapıdan içeriye kimsecikler girmedi. Pardon! Cem Uzan, delegeleri ve cümle ilgilileri satın alarak pencereden girdi ve 'malı' götürdü. Biz de arkasından baka kaldık.
Bu sloganlarla sekiz sene gece gündüz çalışıp yüzde 0.3 oy alabildik. Herifçioğlu, köfte, döner, cep telefonu dağıtıp göbek attırarak üç ayda yüzde 7.3 oyu kapıverdi. Ben meydanlarda, dökülen seçim otobüsümle oy isterken vatandaş, 'Kendine faydası yok, bize ne yararı olacak?' derdi. Cem Uzan için ise 'Amerikalıları bile dolandırmış ya, bu adamda iş varmış' dediler.

Gösteriş çok önemlidir
Külüstür seçim otobüsüm dedim de aklıma geldi. Aman, seçim otobüsünüze ve ses cihazınıza dikkat edin. Yoksa, benim gibi yarı yolda kalırsınız.
Gene Doğu-Güneydoğu'daki bitmez tükenmez seyahatlerimizden birisindeyim. Bizim fakir uğur böcekleri 25 yaşındaki ihtiyar seçim otobüsümüze bozuk bir ses cihazı yerleştirebilmişler. Lâfın yarısı duyulmuyor. Erzurum'un Horasan ilçesinde meydan mitingi yapıyoruz. O zaman YDP'nin ana sloganlarından biri 'Hırsız hırsızdan hesap soramaz!' idi. Hesabı ancak biz sorarız demeye çalışıyorum. Hoparlörden sadece kelimenin ilk hecesi olan 'Hır' çıkıyor, 'sız' çıkmıyor. Horasanlılar, karşılarında hır hır diye 'hırlayan' bir genel başkan görünce yerlere yatıp yıkıla yıkıla gülmeye başladılar. Ben de çaresiz, otobüsün üzerinde elimde mikrofonla tesisatçıyı kovalamaya başladım. Sonra şövalyece bir tavırla mikrofonu atıp Hamiyet Yüceses gibi mikrofonsuz konuştum ama Hasankale'ye geldiğimde sesim Mehmet Ağar'ınkine benzemişti.
Horasan'da benim tonton Kürtlerimin, 'Sen çok yaşa beğim, Allah seni de güldürsün' diye bana sarılmaları gözümün önünden gitmiyor.
Bizim halkımız pek hoştur.
Hem asılan afiş ve bayraklardan, anons arabalarından şikâyet ederler; hem de bunları dikkatle inceleyip 'Falanca parti burada güçlü değil galiba; baksanıza afişleri yok' derler. Bunun için gösterişi asla ihmal etmeyin.

'Senin niyetin bozuk!..'
Seçim yazısı yazılır da hiç Tansu Ablamız'dan söz etmemek olur mu? Efendim, bir defasında Tansu Hanım, Gaziantep'te miting yapacak. O esnada miting meydanının üstünde güvenlik için polis helikopterleri dolaşıyor. Bundan ilham alan Tansu Ablamız da sözlerine şöyle başlıyor: 'Ey, üzerinde helikopterler dolaşan Gaziantep halkı!..' Seni özledik Tansu Abla! Seçimden sonra DP'nin başına gel de neşemizi bulalım...
Tansu Hanım dedim de aklıma geldi. Kırklareli'nin Vize ilçesinde elense çekerek öpüşüyorum. Çifte zurnalar, Mehter'deki mekkâreler gibi ortalığı inletiyor: 'Ey gaziler yol göründü'. Ben de coşarak bütün Vizelileri elense çekip öptükten sonra, böyle coşkulu zamanlarda yaptığım gibi meydan okuyup şakalaşarak 'Ey Vizeliler, parti genel başkanlarını güreştirin, kim yenerse Türkiye'yi o idare etsin' dedim. Yediği sert elense ile kendinden geçmiş yaşlı bir Vizeli göçmen, ensesini uğuşturarak o tatlı şivesiyle, 'Oş dersin be Asan Celâl Agam da, senin niyetin kötü. Sen bizim Tansu Anımla güreş etme peşindesin' demez mi? Hayatımda böyle utandığımı hatırlamıyorum. Herkes kahkahalarla gülerken, 'Onun da kocası gelsin güreşelim' filân dedim ama bir daha hiçbir yerde aynı espriyi yapmaya cesaret edemedim.

Ah hocam ah!
Bugünlerde Erbakan Hoca, laikçi TV'lerin bülbülü hâline geldi. Eski arkadaşlarına olmadık laflar ediyor.
28 Şubat'tan sonra Konya'ya gitmiştim. Saatlerce halk arasında dolaştıktan sonra akşam Kon TV'de canlı program yapıyoruz. Derken seyircilerden birisi beni eleştirerek 'Bugün niye kadınlarla el sıkıştınız?' diye sordu. Ben bu lüzumsuz soruyu geçiştirmeye çalıştım ama Hoca'nın adamları birbiri arkasından aynı soruyu sormaya başlayınca içerleyerek dedim ki; 'Bakın, bu akşam haberlerde hep beraber seyrettik. Erbakan Hoca, Tansu Hanım'ı ziyarete gitmişti.
Uzun uzun sandviç yaparak el sıkıştılar. Şimdi cevap verin bakalım; ya bu iş günah değil; ya Tansu Hanım kadın değil; ya da sizin Hocanız erkek değil...' Tahmin edeceğiniz gibi, bu cevabım üzerine sorular bıçakla kesilir gibi kesiliverdi.
İyi pazarlar, iyi seçimler...