ANAP'lı ve DYP'li dostlara önemli bir tavsiye

Dünkü yazımda, Cumhurbaşkanı adayı seçimi vesilesiyle, AK Parti'deki yetkili dostlarımdan bahsetmiştim. Sadece AK Parti'de değil, diğer siyasî partilerin tamamına yakın kısmında da çok değerli dostlarım var.

Dünkü yazımda, Cumhurbaşkanı adayı seçimi vesilesiyle, AK Parti'deki yetkili dostlarımdan bahsetmiştim. Sadece AK Parti'de değil, diğer siyasî partilerin tamamına yakın kısmında da çok değerli dostlarım var. Tabiatıyla bunların başında da eski partim olan ANAP ve DP'den itibaren siyasî çizgimin devamında bulunan DYP geliyor. Bu siyasî partilerin yöneticilerinin büyük kısmı yakın dostumdur. Lafı uzatmamak için DYP'den Mehmet Ağar ile Saffet Arıkan Bedük'ü, ANAP'tan Erkan Mumcu ile Mehmet Keçeciler'i hemen sayabilirim.
Yazıma 'ANAP'lı ve DYP'li dostlara önemli bir tavsiye' başlığını atarken 'dost' sözünü boşuna kullanmadım. Tezada düştüğümü söylemezseniz, bütün siyasî partilerdeki dostlarımın aynı derecede başarılı olmasını gönülden diliyorum. Allah, Türkiye'nin hakkında hayırlısını nasip etsin...
* * *
Bu girizgâha şundan lüzum gördüm. Bugün yazdıklarımı, herhangi bir siyasî partinin menfaatleri açısından değil, Türkiye'nin menfaatleri ve huzuru bakımından kaleme aldığıma lûtfen inanınız.
Dost acı söyler... Gerçek dostlar, sevdiklerini üzme pahasına doğru bildiklerini söylemekten kaçınmazlar.
Çok şükür ki ben, bütün siyasî hayatım boyunca bu temel düsturdan ayrılmadım.
DYP ile ANAP'ın, Cumhurbaşkanı seçimi konusundaki tavrı, beni ve milletimizin büyük çoğunluğunu sukûtu hayale uğratmıştır.
Her iki partinin hukukî görüşü de, Cumhurbaşkanı seçimi için toplantı yeter sayısının 184 olduğu ve CHP'nin iddia ettiği gibi 367'ye ihtiyaç bulunmadığıdır. Hem Ağar, hem de Mumcu, bu görüşlerini açıkça ifade etmişlerdir. Esasen, bunun aksini iddia edebilmek için ya cahil ya da kötü niyetli olmak gerekir.
Bu durumda her iki siyasî partiye ve lidere düşen görev, bugünkü Cumhurbaşkanı seçimi oturumunda TBMM Genel Kurul toplantısına girerek, demokrasinin baltalanmasını ve hukukun istismarını önlemektir. DYP ve ANAP, elbette AK Parti adayına oy vermek mecburiyetinde değillerdir.
Halbuki, artık Cumhurbaşkanı seçimi sürecinin başladığı bir sırada, adaylık süresinin dolmasına bir gün kala kalkıp da 'erken seçim'den dem vurup, Cumhurbaşkanını genel seçimlerden sonra seçelim derseniz, asla inandırıcı olamazsınız. Buna halk arasında 'beynamaz mazereti' derler.
DYP ile ANAP, bu mazereti ileri sürerek oylamadan kaçmayı düşünüyorsa, bunun anlamı 'CHP'nin kuyruğuna takılmak' olur. Sadece CHP'yle birlikte hareket etmek olsa neyse... Kanadoğlu, Teziç gibi hukuku ideolojik peşin hükümlerine âlet edenler, millete karşı dayatmada bulunanlar ve antidemokratik formüller arayanlarla aynı safa düşmüş olurlar.
Hem 367 görüşüne karşı çıkacaksınız, hem de bu fitnenin işletilmesine yardımcı olacaksınız...
Eski dostlar, yarın milletin önüne çıktığınızda bu tezadı nasıl izah edeceksiniz?
Hele bir de sizin yüzünüzden cumhurbaşkanı seçilemez de derhal seçime gidilirse veya antidemokratik zorlamalarla karşılaşılırsa, bunun sorumlusu olarak millete nasıl hesap vereceksiniz?...
* * *
1987 yılında siyasîlerin affı gündeme geldiğinde, önce Özal'ı ikna etmiş ve o tarihteki DYP temsilcisi sevgili dostum Mehmet Dülger ile beraber Anayasa değişiklik teklifi hazırlamıştım. Ne yazık ki, 'Siyasî rakiplerimize kendi elimizle imkân vermeyelim' görüşünü savunan bazı oportünist politikacılar, Özal'ın aklını çelerek onu referanduma ikna ettiler. Bereket versin ki, millet bunu reddetti de demokratikleşen Türkiye'de bir kara leke meydana gelmedi. Aynı akıl hocalarının mevcut liderleri de ifsat ettiğini görüyorum.
Uzun lafın kısası, DYP ile ANAP toplantıya girmeyip 367 tartışmasına sebep olurlarsa, bunun bedelini siyasî tarih önünde de, halkın karşısında da ödeyemezler. Genel Kurul toplantısına girmeli ve millet iradesine karşı yapılan bu komployu engellemelidirler.
YÖK Başkanı Prof. Teziç'e yapılan saldırıyı şiddetle kınıyor ve kendisine geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.