Anayasa Mahkemesi rüştünü ispat etti

Cumhurbaşkanı seçimi münasebetiyle ortaya çıkan süreçte Anayasa Mahkemesi, Türkiye'nin en yüksek bir yargı kurumu olduğunu unutarak, tamamen tek taraflı ve politik kararlar vermiş ve kamuoyu nezdinde itibarını kaybetmişti.

Cumhurbaşkanı seçimi münasebetiyle ortaya çıkan süreçte Anayasa Mahkemesi, Türkiye'nin en yüksek bir yargı kurumu olduğunu unutarak, tamamen tek taraflı ve politik kararlar vermiş ve kamuoyu nezdinde itibarını kaybetmişti. Bu dönemde, başta meşhur '367 Kararı' olmak üzere AYM'nin kararlarına bakıldığında, hukukun bir tarafa bırakıldığı; Sezer'in, Baykal'ın ve muhtıracıların tesirinde kalınarak siyasî tavır alındığı görülmektedir. Nitekim, 367 Kararı'nın gerekçesi yayınlandığında bu eğilim açıkça anlaşılmıştır.
Bu süreçte medyanın, hukuka hiç aldırmadan, görülmekte olan davanın sonucunu, Sezer'in AYM'ye atadığı üye sayısına göre önceden 9-2 ilan etmesi, AYM'yi sanki bir siyasî partiymiş gibi taraf olarak göstermiş ve üyelerin büyük kısmını töhmet altında bırakmıştır.
AYM'nin verdiği bu haksız ve hukuksuz kararlar, bizzat Anayasa'yı ihlâl edici mahiyette olmuştur. AYM bu kararlarıyla 'yerindelik denetimi' yapmış ve 'kanun koyucu' gibi hareket etmiştir (Md. 153/2). Netice olarak, AYM yasama yetkisini gasp ederek kendisini 'Senato' yerine koymuştur.
***
AYM'nin geçen hafta verdiği 'red kararı', Türk yargısı bakımından son derece önemli bir dönüm noktası niteliğindedir. Herkes, AYM'nin bu defa da Sezer'in ve CHP'nin isteği doğrultusunda, Anayasa değişikliği öngören 'Referandum Kanunu'nu bozmasını beklerken; AYM 6-5 lik oylamayla bu talepleri reddetmiştir. Bu kararın, dış basında, hiç bir hukukî mülahazaya yer verilmeden sadece politik gerekçelerle değerlendirilerek 'sürpriz' olarak vasıflandırılması dahi, AYM'nin ne ölçüde politik konumda görüldüğünün bir ifadesidir.
Son kararıyla AYM rüştünü ispat etmiş ve hâlâ hukukî değerlendirmeler yapma ehliyetinde bir kurum olduğunu göstermiştir. Bir oy farkıyla da olsa, AYM'nin bu red kararı, üzerindeki Sezer'in ve CHP'nin gölgesinden bir ölçüde sıyrılmasını sağlamıştır.
***
AYM'nin bu kararı, hukukî bakımdan da doğru bir karardır. Şöyle ki:
1. Anayasa'nın 148. maddesine göre; 'oylama çoğunluğu'nun, gerekçeyle birlikte değerlendirildiğinde, kanunlar gibi son oylamanın öngörülen çoğunlukta yapılmış olması şeklinde anlaşılması gerekir. Böyle olunca, değişiklik kanununun bir maddesinin 366 oyla kabulü, kanunun tümü üzerindeki oylamayla aklanmış olmaktadır.
2. Anayasa'nın 175. maddesine göre; değiştirme teklifinin kabulü Meclis'in üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür ve ana ilke de budur. 175. maddenin 3. ve 5. fıkralarındaki üçte iki nisabı, bu ana hükmün dışındadır ve sadece Cumhurbaşkanı'nın referanduma götürmesine yönelik bir hükümdür.
Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından seçilmesini ve diğer değişiklikleri öngören kanun, şeklî bakımından usule uygun olarak çıkarılmıştır ve AYM'nin bu konudaki kararı hukuka uygundur.
Bütün jakoben baskılara rağmen bu kararı veren ve anayasal yargıyı uçurumun kenarından döndüren 6 AYM üyesini kutluyoruz.