Ankara'nın taşına bak...

Sevgili okuyucular, bugünlerde Ankara buram buram siyaset kokuyor. Lâcivertlerini giymiş aday adayları, siyasî partilerin genel merkezlerinde yönetici avına çıkmış, dolanıp duruyorlar.

Sevgili okuyucular, bugünlerde Ankara buram buram siyaset kokuyor. Lâcivertlerini giymiş aday adayları, siyasî partilerin genel merkezlerinde yönetici avına çıkmış, dolanıp duruyorlar. Öyle ya, son kararın liderlerin iki dudağı arasında olduğu şu garip sistemimizde 'parti içi demokrasi'den söz etmek mümkün değil. Çeyrek asır önceki, çok şikâyet ettiğimiz 'delege sistemi' bile bundan daha demokratik sayılırdı. Aday adayları, hiç değilse birkaç yüz delegenin gönlünü etmek zorunda kalırlardı. Şimdi artık, ünlü siyaset bilimcisi Duverger'nin deyimiyle 'seçilmiş krallar' ve bendeleri var.
Bir keresinde, ANAP Grubu'nda yaptığım bir konuşmada, 'Arkadaşlar! Artık seçim dönemi geldi.
Adaylar seçim bölgesine gidiyorlar. Siz de Başbakanlık Konutu'nun bahçesine gidiniz' demiştim de rahmetli Özal'ı kızdırmıştım.
Bu defa kadınlar daha fazla sayıda aday gösterilecekmiş telaşıyla koşuşturan hanımcıkları, lidere ve yakın çevresine ulaşabilmek için
önüne gelenden medet uman adamcıkları gördükçe, aday olmadığım için hâlime şükrediyorum.

Krallar ve köpekleri
Aman yarabbim, şu benim cânım memleketimde ne kadar da çok kral var! Sadece Duverger'nin 'seçilmiş kralları' olsa neyse... Her şeyden önce bizim Abdera Cumhuriyeti'nin Kralı 10. Sezeryus var. Krallık süresi dolduğu halde istifini bozmadan sarayında oturuyor ve kilitlenmiş krallık seçimleri sayesinde, bu gidişle daha da çok oturacağa benziyor. Bununla kalsa iyi... Silahına dayanarak krallığını ilan edenler ve muhtıralarla ahkâm kesenler mi istersiniz, karakûşî kararlarıyla Selçuklu Veziri Bahaeddin Karakuş'a rahmet okutan mahkemeler mi, yoksa derebeyliklerini ilan eden YÖK senyörleri mi?... 'Cumhuriyet' diye yırtındığımız şu acayip memleketimizde ne kadar çok 'kral' olduğunun 'farkında mısınız'?
Şair Can Yücel'in dediği gibi. 'Taş da var köpek de/Ama kralın köpek/Sıkıysa kır kafasını' İşte, 'oligarşik egemenlik' de buna denir zaten...
Ne güzel söylemiş Şair Bedri Rahmi Eyüboğlu:
'Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim' .

'Sâkî getir müselles'
Namık Kemal, Abdülhamid Han döneminde bir gün kafayı çekip şu beyiti söyleyince soluğu sürgünde almış:
'Bâde arak tükendi, sâki getir müselles
Eşşeyü lâ yüsenna, illâ ve kad yüselles'.
Yani, Abdülaziz Han'ın ve V. Murat'ın hâl'ini kastederek sıra Abdülhamid'e geliyor imasında bulunmuş.
Şimdilerde, bizim CHP'li dostlar da, CHP+Ordu=İktidar formülüne bir de 'yargı'yı ekleyerek seçim kampanyalarında 'Öcü geliyor!' diye halkı korkutmaya çalışıyorlar. Lâkin ne müsellesi(üçlü), ne murabbası(dörtlü), artık beşe geldik dayandık. Bakın efendiler, sizin siyasî hırsınız yüzünden bu aziz vatanımız, İttihatçı talanına uğramış Osmanlı'ya dönecek. Bırakınız artık 'Vatan elden gidiyor!' palavrasını da sepetinizde ne pamuk varsa onu çıkarın...

Toplum yönetenlerden ilerde
Geçen akşam katıldığım bir TV programında Etyen Mahçupyan, "Türkiye'de toplum, kendisini yönetenlerden daha ilerde" dedi. Toplumun modernleştiğini ve yöneticilerin basitleştiğini söyledi.
Ali Bayramoğlu da, 'Türkiye'de laik kesim demokratlaştı; dindar kesim sekülerleşti' teşhisinde bulundu.
Benim de iştirak ettiğim bu tesbitler, aslında Türkiye'nin geleceğinin aydınlık olduğunu gösteriyor.
Lâkin, önce bu sunî tıkanıklığı atlatmamız lâzım. Bunun için de karşılıklı inatlaşmadan vazgeçilmesi gerekir. Daha önce de yazdığımız gibi, Sezer'in iade ettiği Anayasa değişikliği kanununu, aynen tekrar, TBMM'den geçirmek yerine, tek maddelik bir değişiklik kanunuyla 367 saçmalığına son vermek
daha uygun olacaktır.
Bu tutum, halk tarafından bir 'ricat' ve geriye dönüş olarak kabul
edilmez. CHP'nin tavrı, kimin halktan kaçtığını açıkça ortaya koymuştur. Esasen, AK Parti, Cumhurbaşkanı'nın millet tarafından seçilmesi tezinden vazgeçmiş olmayacaktır. Ancak, toplantı yeter sayısının 184 olması sağlanırsa, TBMM'nin önü açılır ve rejim tıkanıklığı giderilmiş olur. Bu suretle, -aslında seçimden önce de mümkündür ama- hiç değilse seçim sonrasında CHP'ye taviz verilmeden Cumhurbaşkanı seçmekten ve Sezer'in işgalinden kurtulmuş olunur.
Cumhurbaşkanı mevcut sisteme göre seçildikten sonra, derinlemesine bir incelemeyi müteakip Cumhurbaşkanının seçim şekli ve süreci değiştirilebilir.
AK Parti, millî iradeye karşı yapılan zorbalıklardan dolayı mağdur olmuştur ve buna karşı tepki oylarını çekecektir. Lâkin, bizim milletin belirsizliklerden korktuğunu ve kavgadan hoşlanmadığını da unutmamak lâzımdır.
***
İşte böyle sevgili okuyucular, bugünlerde Ankara'da her kapının ardında ayrı entrikalar çevriliyor, hesaplar yapılıyor ve lâcivert giyimli adamcıklarla birbirinden şık hanımcıklar mebusluğa hazırlanıyor.
Yani sizin anlayacağınız, koyun can derdinde, kasap mal derdinde vesselâm...