Artık şu 301'i uzatmayalım

1997'nin yaz aylarından itibaren mahkeme mahkeme dolaşmaya başlamıştım. Hemen her gün adliye koridorlarını arşınlayıp savcılara ifade veriyor; her hafta birkaç defa...

1997'nin yaz aylarından itibaren mahkeme mahkeme dolaşmaya başlamıştım. Hemen her gün adliye koridorlarını arşınlayıp savcılara ifade veriyor; her hafta birkaç defa Türkiye'nin çeşitli il ve ilçelerinde DGM'lerde ve Ağır Ceza Mahkemeleri'nde yargılanıyordum. Suçum, 28 Şubat aleyhinde konferanslar vererek demokrasiyi ve insan haklarını savunmaktı.
Hakkımdaki davalar, zamanın Genelkurmay II. Başkanı Çevik Bir'in emirname üslûbuyla yaptığı şikâyetlerle, genellikle eski TCK'nın 159. maddesine göre, yani şimdiki yeni TCK'nın 301. maddesine göre açılırdı. Güya, 'devlet kurumlarını ve askerî muhafaza kuvvetlerini' 'tahkir ve tezyif' ediyormuşum... Bir de halkı isyana teşvik ettiğim iddiasıyla eski TCK'nın 312. ve yenisinin 216. maddesine göre de DGM'ler tarafından yargılandım ve nihayet başörtüsü mezalimi yüzünden YÖK'ü eleştirmemi 312. madde kapsamında gören 28 Şubat adaleti tarafından 1 sene ağır hapse mahkûm edilerek 5 ay cezaevinde yattım.
Ömrünü milleti ve devleti için hizmet yolunda geçirmiş milliyetçi ve vatansever bir kişi için bunun ne demek olduğunu bilemezsiniz...
***
Başbakan 'derin devlet'ten söz ediyor. Antidemokratik gelişmeleri, ille de esrar perdesine büründürüp 'derin' sıfatıyla dramatik hâle getirmeye lüzum yok ki... Mevcut pozitif hukuku uygulayacak yerde, kendilerine 'vatan kurtarıcı' rolü biçerek elindeki adalet terazisini eğip bükenler, aslında 'derin devlet'in en önemli mensupları değiller mi?..
28 Şubat'taki MGK kararlarına karşı Sultanahmet'te düzenlenen mitingte konuşmuş; MGK'nın asker üyelerini tenkit ederek, 'Meselâ, Jandarma Genel Komutanı eğitimden ne anlar, eğitimci midir?' demiştim. Bu ifadem üzerine hakkımda şimdiki 301. maddeden dava açıldı. Mahkemenin, bir celsede beraat kararı vermesine rağmen, Yargıtay 4. Ceza Dairesi üyeleri, kararı aleyhime bozdular. O zaman Daire Başkanı olan değerli hukukçu Doç. Dr.
Sami Selçuk'un, bir hukuk âbidesi kıymetinde olan muhalefet şerhini hâlâ saklıyorum.
Sizlere, bunun gibi yüzlerce örnek gösterebilirim.
***
Ne yazık ki, bugün 301. madde tartışması, siyasî bir renge bürünmüştür. 'Türklüğün aşağılanması'nı elbette istemiyoruz. Lâkin, 'aşağılama' kelimesinin esnekliğine sığınarak düşünceyi suç hâline getirmeyi de Türk toplumuna yakıştırmıyoruz.
Bizi, önce 301. maddeyi alkışlayıp sonra kaldırılması için baskı yapan riyakâr AB çevresi de, 301. maddenin yanlış uygulanmasını fırsat bilerek Türkiye aleyhinde kampanya yürüten Türk düşmanları da ilgilendirmiyor. Bu maddenin yanlış uygulanmasını önlemek, bizim adalet sistemimiz için her şeyden daha önemlidir.
Artık bu kadar zıtlaşmadan sonra, AK Parti İktidarı'ndan, maddenin tümünün kaldırılmasını istemek siyaseten haksızlık olur. Nitekim, Başbakan da maddenin kaldırılmayacağını; ancak değiştirilebileceğini söylemiş ve tâdil tekliflerini istemiştir.
Bizim değişiklik teklifimiz şöyledir:
1. 'Aşağılama' yerine 'ağır hakarette bulunma' veya 'alenen sövme' ifadesine yer verilmelidir.
2. Bu maddeyle ilgili kovuşturma izni, 'Cumhurbaşkanı' veya 'Adalet Bakanı' veyahut da 'Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu' tarafından verilmelidir.

Not: Neçirvan Barzani, Mesut Barzanive Talabani'nin uşakları zaman zaman paçama saldırıyorlar. Bir vatansever olarak, bunlar benim şerefimi arttırır. Irkçı bölücüler, yalanlarıyla gerçekleri asla örtbas edemezler.