Bazıları darbe sever

Sevgili okuyucular, Cumhurbaşkanı seçimi yaklaştıkça bütün darbesever jakoben odaklar çirkin yüzlerini göstermeye başladılar. 'Son kale'leri düşerken, surların üzerinden kaynar Rum ateşleri dökenler mi istersiniz...

Sevgili okuyucular, Cumhurbaşkanı seçimi yaklaştıkça bütün darbesever jakoben odaklar çirkin yüzlerini göstermeye başladılar. 'Son kale'leri düşerken, surların üzerinden kaynar Rum ateşleri dökenler mi istersiniz,
oklar fırlatanlar mı yoksa taşlar yuvarlayanlar mı? Lâkin çare yok... Jakobenizmin, dayatmacılığın, zorba devlet anlayışının kalesi düşmek üzere. Bütün bunlar, halka hor bakanların son çırpınışları...

Kokuşmuş darbe çığlıkları
Efendim, yeni bin yılın başında, 21. asrın demokrasi ve hürriyetler çağında, Türkiye'de darbe çığlıkları atılmasından ne derece utanç duyduğunuzu çok iyi biliyorum. İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da veya herhangi bir demokratik ülkede darbe olacağından bahsedilse, bu ülkelerin vatandaşları gülüp geçerler. Siz hiç Londra, Paris, Berlin sokaklarında tankların dolaştığını düşünebilir misiniz?
Ne yazık ki, şu benim garip yurdumda, on yılda bir başkent caddelerinde tanklar dolaştırılmış, millet iradesine karşı darbeler yapılmıştır.
Senaryo hep aynıdır. Mevcut sağ iktidarı (Sol zaten iktidar olamamıştır ya) 'irticacı' olmakla suçlayacaksınız. Üniversite öğretim üyeleri kara cübbelerini giyip 'Ordu göreve!' diye bağırarak gösteri yürüyüşü yapacaklar. Öğrenci eylemleri kışkırtılacak. Yargı allâmeleri mevcut iktidarı ve icraatını hukuku eğip bükerek gayrı meşru ilan edecek. Hâki renkli paramiliter sözde sivil toplum kuruluşları sokağa dökülecek ve anlı şanlı medyamız da bu darbe çığırtkanlığına çanak tutacak.
Daha şimdiden bazı köşe yazarları tef çalmaya başladılar bile...
Sizler de sevgili okuyucular, bu rezalet karşısında endişeye kapılacaksınız, huzurunuz bozulacak ve böylesine gayrı medenî, antidemokratik ve pespaye bir ortamda yaşadığınız için hayıflanacaksınız.

Darbe neden yapılır?
27 Mayıs'tan bu yana yarım asırdır darbeciler kendilerine gerekçe ve bahane bulmakta pek sıkıntı çekmemişlerdir. Milletin çok sevdiği rahmetli Menderes'i iktidardan indirip alçakça idam ederken, Yassıada savcılarının, hâkimlerinin ellerinde naylon kadın külotları, Afgan tazıları; dillerinde de güya öğrencilerin öldürüldüğü kıyma makinaları vardı. Darbeciler 'Anayasayı ihlâl' suçu işlerken, hiç sıkılmadan DP iktidarını aynı suçla itham edebilmişlerdir.
12 Mart'ta sosyalist bir darbeyi bastırdıklarını söyleyerek müdahalelerine meşruiyet kazandırmaya çalıştılar.
En makul darbe gerekçesi, 12 Eylül öncesindeki asayiş sorunuydu. Ancak, darbeciler, meşru iktidar zamanında bu meseleyi niçin halletmedikleri sorusunu cevapsız bırakmışlardır.
28 Şubat'taki yegane gerekçe, Erbakan Hoca'nın Başbakanlığı'nın hazmedilemeyişi idi. Gerisi, Müslüm-Fadime soytarılığından
ve lâfü güzaftan ibaretti.
İşin aslı, oligarşik azınlığın demokrasiyi ve millet hâkimiyetini bir türlü içine sindiremeyişidir.
İnsafla düşününüz, şimdi Cumhurbaşkanı olarak millet tarafından seçilmiş bir halk çocuğu yerine, bir generalin, üniversite mensubunun ya da bürokratın aday gösterilmesi söz konusu olsaydı, hiç bu darbe çığlıkları atılır mıydı?

Darbeyi kimler sever?
Elbette darbeden çıkar sağlayanlar ve bir de safiyane istismar edilmiş olanlar.
Geliniz, beraberce 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül'den sonra kurulmuş Hükûmetlerde bakan olanlara kısaca bir göz atalım:
27 Mayıs Darbeseverleri: Cemal Gürsel (Orgeneral, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Milli Savunma Bakanı), M. İhsan Kızıloğlu(Tümgeneral, İçişleri, Devlet Bakanı ve Başbakan Yrd.), Şefik İnan (Profesör, Devlet ve Maliye Bakanı), Âmil Artus (Yargı Bürokratı, Devlet ve Adalet Bakanı), Nasır Zeytinoğlu (Yargı Bürokratı, Devlet ve içişleri Bakanı), Fethi Aşkın (Bürokrat, Gümrük ve Tekel Bakanı), Abdullah P. Gözübüyük (Yargı Bürokratı, Adalet Bakanı), Fahrettin Özdilek (Orgeneral, Millî Savunma Bakanı ve Başbakan Yrd.), Hüseyin Ataman (Korgeneral, Devlet ve Millî Savunma Bakanı), Kemal Kurdaş (Profesör, Maliye Bakanı), Fehmi Yavuz (Profesör, İmar ve İskân Bakanı), Bedrettin Tuncel (Profesör, Millî Eğitim Bakanı), Ali Mukbil Gökdoğan (Profesör, Bayındırlık Bakanı), Daniş Koper (Bürokrat-İş adamı, Bayındırlık Bakanı), Sıtkı Ulay (Albay, Devlet ve Ulaştırma Bakanı), Nusret Karasu (Profesör, Sağlık Bakanı), Ragıp Üner (Profesör, Sağlık Bakanı), Nusret Fişek (Profesör, Sağlık Bakanı), Reşat Aktan (Profesör, Tarım Bakanı), Feridun Üstün (Bürokrat, Tarım Bakanı), Cahit Talas (Profesör, Çalışma Bakanı), Raşit Beşerler (Bürokrat, Çalışma Bakanı), Mehmet Baydur (Bürokrat, Ticaret Bakanı), Fethi Aşkın (Bürokrat, Gümrük ve Tekel Bakanı), Şahap Kocatopçu (İşadamı, Sanayi Bakanı),
Ekrem Tüzemen (Yargı Bürokratı, Adalet Bakanı), Muzaffer Alankuş (Orgeneral, Millî Savunma Bakanı), İhsan Soyak (Bürokrat, Sanayi Bakanı).
12 Mart Darbeseverleri: Nihat Erim (Profesör, Başbakan), Sadi Koçaş (Albay, Başbakan Yrd.), Attila Karaosmanoğlu (Bürokrat, Başbakan Yrd.), Mehmet Özgüneş (Binbaşı, Devlet Bakanı), Osman Olcay (Bürokrat, Dışişleri Bakanı), Özer Derbil (Bürokrat, Dış Ek. İliş. Bakanı), Sait Naci Ergin (Bürokrat, Maliye Bakanı), Selahattin Babüroğlu (Asker, Bürokrat, İmar İskân ve Ulaştırma Bakanı), Suat Bilge (Profesör, Adalet Bakanı), Naim Talu (Bürokrat, Başbakan), Sabahattin Özbek (Profesör, Millî Eğitim, Ulaştırma ve İçişleri Bakanı).
12 Eylül Darbeseverleri: Kenan Evren (Orgeneral, Devlet ve Cumhurbaşkanı), Bülent Ulusu (Oramiral, Başbakan), Zeyyat Baykara (Bürokrat, Başbakan Yrd.) Nimet Özdaş (Profesör, Devlet Bakanı), İlhan Öztrak (Profesör, Devlet Bakanı), Vecdi Özgül (Tuğgeneral, Gençlik ve Spor Bakanı), Recai Baturalp (Korgeneral, Gümrük ve Tekel Bakanı), İlhan Evliyaoğlu (Bürokrat, Gümrük ve Tekel Bakanı), Haluk Bayülken (Bürokrat, Millî Savunma Bakanı), Selahattin Çetiner (Korgeneral, İçişleri Bakanı), İlter Türkmen (Bürokrat, Dışişleri Bakanı), Adnan Başer Kafaoğlu (Bürokrat, Maliye Bakanı), Hasan Sağlam (Tuğgeneral, Millî Eğitim Bakanı) ve daha bir sürü general, profesör, bürokrat bakanlar...
Aslında bu listeyi iki misli daha çoğaltmak mümkündür.
Elbette bunların içlerinde çok değerli kişiler de vardı. Ancak, hepsi de darbeciler tarafından tepeden inme bakan yapılmışlardı.
Bu listeyi incelediğinizde, darbe hükûmetlerinde en fazla bakan yapılanların, üniversite öğretim üyeleri, yargı mensupları, bürokratlar ve generaller arasından çıktığını görürsünüz.
İşte o zaman, TSK içinde darbe hazırlığı yapanların, hukuku saptıran yargı mensuplarının, bilime aykırı yorum yapan ve sokağa dökülen üniversite baronlarının, alttan alta askeri kışkırtan bürokratların gerçek niyetlerini anlarsınız.

Cumhurbaşkanı kim olsun?
Gerilimin sona ermesini, 'son kale'nin düşmemesini ve CHP Çankaya İlçe Başkanı'nın hüküm sürmesini isterseniz, aşağıdaki teklifimi düşünürsünüz:
Geliniz Cumhurbaşkanlığa Şener Eruygur Paşa'yı veya Erdoğan Teziç'i seçelim. Bakınız o zaman TBMM'de 367'lik çoğunluk aranır mı? Ayrıca, Köşk'te bir 'Devrim Konseyi' oluşturalım. Troçki'nin dediği gibi 'sürekli devrim' yapılsın ve toplum irticacı unsurlardan temizlensin. Devrim Konseyi'ne Vural Savaş, Sabih Kanadoğlu ve Nuh Mete Yüksel üye olsunlar. Deniz Baykal'ı da Başbakanlığa âlâyü vâlâ ile oturtalım.
Sabahları da televizyonlarda oda orkestraları eşliğinde '10. Yıl Marşı' çaldırarak hâl-i pürmelâlimize göz yaşı dökelim.
Ne güzel olurdu değil mi?