Bıyıklı kadınlar üzerine

İçlerinde kuzinim Zeynep Göğüş'ün de bulunduğu, KADER'in 'bıyıklı kadınlar'ını ilgiyle izliyor ve kadınların seçimi sorununu gündeme getirdikleri için de destekliyorum.

İçlerinde kuzinim Zeynep Göğüş'ün de bulunduğu, KADER'in 'bıyıklı kadınlar'ını ilgiyle izliyor ve kadınların seçimi sorununu gündeme getirdikleri için de destekliyorum. Bence bıyıklı kadınlar gösterisi, kadının siyasetteki temsiline dikkat çektiği için başarılı olmuştur. Ancak, bunu daha fazla uzatıp işin tadını kaçırmamak gerekir. Bir zamanlar feministlerin yeşil boya ve iğnelerle yaptıkları gösterilerin nasıl ters teptiğini ve antipati uyandırdığını unutmamalıyız.
***
'Feminizm' denilince aklıma hep genç yaşta kaybettiğimiz Duygu Asena gelir. 'Kadının Adı Yok' isimli kitabı, bir dönemde Türkiye'de feminizmin manifestosu gibi kabul edilmişti. 1988'de Millî Eğitim Bakanlığım sırasında, doğru hatırlıyorsam Güneş Gazetesi'nde yazıyordu. Bir gün beni arayıp pazar röportajı yapmak istediğini söyledi. Teklifini kabul ettim. Lâkin, Asena'nın, milliyetçi-muhafazakâr ANAP'ın Millî Eğitim Bakanı'nı iyice köşeye sıkıştırmak isteyeceğini bildiğim için, önceden dersimi çalışıp feminizm konusundaki teoriyi esaslı bir şekilde okudum.
Röportaj sırasında benim bu konudaki bilgimi fark eden Asena, zorlamaktan vazgeçti ve çok güzel bir çalışma yaptık. Şimdi, bıyıklı kadınları
görünce Duygu Asena'nın mücadelesini hatırladım.
İnsanlığın 21. asrın başlarında ulaştığı medeniyet seviyesinden sonra, iki cins arasında hâlâ ayrımcılık yapanlar bulunuyorsa; bunların, erkeğin 'yegâne üstünlüğü' (!) olan 'kas gücü'ne dayanarak pederşâhi (ataerkil) hâkimiyet kuran 'barbarlar'dan ne farkı vardır?
Bugün her fırsatta samimiyetsiz şekilde pohpohlanarak yüceltilmeye çalışılan günümüzün kadını, bilinç altında 'kadınlara karşı üstünlük' varsayımının geçerli olduğu modern toplumlarda, ne yazık ki en çok 'cinsel obje' olarak hatırlanmaktadır. Kadını bir 'emtia' olarak takdim eden ve pazarlayan kitle haberleşme araçlarının hâkim olduğu dünyamızda, bırakınız kadın haklarını, kadının, pazar ekonomisinin kurallarına tâbi bir ticarî meta hâline getirildiğini görüyoruz.
***
Kadının siyasette aktif rol alabilmesi için, her şeyden önce, siyasete talip olması gerekir. Ne yazık ki, özellikle Türkiye'de siyasete ilgi duyan kadın oranı çok düşüktür. Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirler dışında bu talebin daha da azaldığı görülmektedir.
Siyasî partilerde 'kadın kolları' kurulması ve yönetimde 'kadın kontenjanları' ayrılması, klâsik erkek politikasında kadınları 'siyasetin süsü' olarak kabul etme eğilimini değiştirmemiştir.
Diğer taraftan, başörtülü kadınlar için uygulanan fiilî siyaset yasağı da, özellikle Türk siyasetinde ağırlığı olan muhafazakâr siyasî partilerde kadınların mevcudiyetini olumsuz şekilde etkilemiştir. Bu nevi partilerde, kadınlar propaganda faaliyetlerinin büyük ölçüde yükünü çekerken, temsilde ayrımcılığa maruz kalarak tasfiye edilmektedirler.
***
Kadının siyasî temsilde ağırlığının artması, kadın-erkek eşitliği ve adaletinin sağlanabilmesi bakımından çok önemlidir. Parlamentonun hiç değilse dörtte birinin kadınlar tarafından oluşturulduğu bir ülkede, kadın hakları konusunda her alanda süratli bir gelişme sağlanabilecektir.
Bunun için, siyasî partiler ve seçim kanunlarında değişiklik yapılarak, kadınlar lehine 'pozitif ayrımcılık' uygulamasına geçilmesi düşünülebilir.
*******************************
Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu
D. Mehmet Doğan'ın 'Mağlubiyet İdeolojisinin Sonu' adlı yeni çıkan eserini, her satırını hazmetmeye çalışarak bir haftadır okuyorum. 'Batılılaşma İhaneti' isimli ilk eserini yirmili yaşlarda yayımlayan Doğan'ın bu son eseri, fikir dünyamızın muhteşem bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Millî kültürümüze ve tefekkürümüze ilgi duyan her aydına bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum (Ebabil Yayınları,
Telefon +90 312 435 61 31 web:http:/www.nobelyayin.com).