Bu büyük millet...

Sevgili okuyucular, bu hafta sizlerle millî tarihimiz hakkında sohbet edeceğim.

Sevgili okuyucular, bu hafta sizlerle millî tarihimiz hakkında sohbet edeceğim. İstedim ki, Türkiye ve Türkler aleyhinde bu kadar aykırı sesler yükselirken yüreklerinizi ferahlatacak sözler de söyleyelim. Bu büyük milletin tarihinden ve zaferlerinden bir nebze de olsa bahsedelim. 

Malazgirt’ten Büyük Taarruz’a
Efendim, Ağustos, Türk Milleti’nin ‘Zafer Ayı’dır. Malazgirt’ten Mohaç’a, Büyük Taarruz’a kadar, Ağustos ayında muhteşem zaferler kazanılmıştır.
Selçuklu Türk Sultanı Alp Arslan’ın 26 Ağustos 1071 tarihinde kazandığı ‘Malazgirt Zaferi’nden tam 851 yıl sonra, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 26 Ağustos 1922 günü ‘Büyük Taarruz’u başlattı ve ‘30 Ağustos Zaferi’ni kazandı.
Malazgirt Zaferi, ‘devlet ve vatan kuran zafer’dir. 26 Ağustos 1071’de Anadolu’nun fethi başlamış ve bir vatan kurulmuştu. 26 Ağustos 1922’de ise bu vatan yok olmaktan kurtarıldı ve Osmanlı Devleti’nden yeni bir ‘Türk Devleti’ doğdu.

Tarih şuuru çok önemlidir
Tarih şuuru bulunmadan istikbalde iddialı olunamaz. Türkiye Tarihi (Türk Tarihi değil) Malazgirt Zaferi ile başlamıştır. Bu zafer bize, dostumuzun düşmanımızın gıptayla baktığı, üzerinde bugüne kadar yaşaya geldiğimiz ve ebediyyen yaşama azminde olduğumuz emsalsiz bir vatan kazandırmıştır. Türk Milleti, bu güzel vatanı, geçmişte olduğu gibi bundan sonra da korumakta ve savunmakta kararlı olduğu sürece, Malazgirt Zaferi önemini ve değerini hiç yitirmeyecektir.
Bu vesile ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bin yıllık ‘Türk Yurdu’ olduğunu da vurgulamak istiyorum. Türkler, Anadolu’ya doğu ve güneydoğudan girmişler; Selçuklular başta olmak üzere, Anadolu’daki ilk devletlerini önce bu bölgede kurmuşlardır. Artuklular, Dânişmendliler, Mengücekler, Saltuklular, Sökmenliler (Ahlatşatlar ), İnaloğulları, Dilmaçoğulları, doğu ve güneydoğuda asırlar boyunca hükümran olmuşlar ve birbirinden güzel eserler vermişlerdir. Günümüzde etnik kimliklerini farklı ifade edenlerin sayıca artması, bu bölgeleri ‘Türk Vatanı’ olmaktan aslâ çıkarmayacaktır. 

1071’de Ahvâl-i Umûmiye
Hiç düşündünüz mü sevgili okuyucularım, Anadolu’nun fethi tarihi olarak kabul ettiğimiz 26 Ağustos 1071’de, yani bundan bin yıla yakın zaman önce, Türk Sultanı Alp Arslan’ın kazandığı Malazgirt Zaferi esnâsında, dünyanın ahvâl-i umumiyesi neydi ve bugünün ‘medenî’ milletleri ne durumdaydılar?
Amerika ve Avustralya kıtaları bomboştu. Kuzey Amerika’da, bugünkü ABD’nin topraklarında, Asya’nın kuzeyinden gelen göçebe kabileler, muhtemelen Türklerle akrabalığı bulunan Kızılderililer vardı. Orta ve Güney Amerika’da ise İnka, Maya ve Aztek medeniyetleri yeşeriyordu. Bugünkü AB’nin bulunduğu Avrupa’da tam bir karanlık ve zulüm hâkimdi. Batı Roma’nın yıkıntıları arasında, Türk Hun İmparatoru Attilâ’nın önüne katarak getirdiği barbar kavimler, tam bir kültür ve medeniyet fukarası olarak derebeylerinin etrafında vahşî bir hayat tarzı içerisinde yaşıyorlardı ve Kilise’nin Ortaçağ zulmetindeki rolü, Engizisyon işkenceleri hâlinde tezahür ediyordu. Avrupa’nın karanlığı, daha sonra Haçlı seferleri dönüşünde, medeniyetin ne demek olduğunu anlayana kadar devam edecekti.
Anadolu’da Doğu Roma’nın (Bizans ) saltanatı sallantıdaydı. Oğuzlar (Uzlar ), 600 binlik kişilik bir orduyla Tuna’yı geçip Balkanlar’a inmişler, Peçenekler ile birlikte Doğu Avrupa’ya hâkim olmuşlardı. Slavlar, Türk hâkimiyeti altındaydı. Asya ’nın büyük bir kısmında, Doğu ve Batı Türkistan, Kazan, Kırım, Sibirya, İran ve Hindistan’da Türk devletleri hüküm sürüyordu...

Tarihimizle övünmek
Efendim, tarihimizdeki böylesine zafer dolu günleri ve asırları anlatırken, ukalânın biri çıkıp ‘Canım, bırakınız geçmişle övünmeyi de günümüze bakalım!’ demez mi, kahrolurum... Yahu, geçmişini bilmeyen bugününü ve yarınını nasıl değerlendirebilir ki?... Atatürk’ün çok beğendiğim bir vecizesi de bazı kompleksli aydınlar tarafından tersine çevrilmek istenmiştir. Atatürk, ‘Türk, övün, çalış, güven’ demişti. Allah aşkına söyler misiniz, Türkler kadar ‘övünmeyi’ hak eden bir millet var mıdır?...
6000 yıla uzanan tarihiyle dünyanın en eski medeniyetlerinden (bizce en eskisi) birisi ol; 2500 yıllık bilinen tarihte yüzyıllar boyunca dünya hâkimiyetine sahip bulun; 14 asırlık İslâm Tarihi’nde 10 asır İslâm’ın bayraktarlığıyla şeref kazan; Osmanlı İmparatorluğu gibi, dünya tarihinin en muhteşem devletini ve medeniyetini kur; bin yıl sonra düşmanların, ‘Artık yok oldular’ diye sevinirken, 1. Cihan Harbi’nin harabeleri altından yeniden bir ‘Ergenekon’ doğuşuyla ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa et...
Sonra da bir takım zavallılar kalksınlar, bu şanlı mâziyi inkâr ederek bu mübarek milleti horlamaya çalışsınlar... Bu ülkede son dönemde, mâziye sövmek, ceddini küçümsemek, kendi milleti ve tarihi hakkında iftiralar atmak, ne yazık ki ‘aydın’ olmakla eşdeğer tutuluyor. Bencileyin gönlü yaralı millet âşıklarına da ‘şoven’ muamelesi reva görülüyor. 

30 Ağustos Zaferi
Efendim, bin yıllık Türk yurdunun muhafazasının mücadelesi, fethinden daha zor olmuştur. Türkiye’nin sömürgeci devletler tarafından paylaşılmaya başlanması üzerine, Mustafa Kemal Paşa’nın teşkilâtlandırdığı ‘Millî Mücadele’ ve kurduğu Meclis idaresi, işgal altındaki vatanda, ortadan kalkan devlet otoritesini ve bozulan asayişi yeniden tesis etme yolundaki ilk başarılarından sonra, Anadolu’nun içinde bulunduğu çok zor iktisadî ve sosyal şartlar altında, küçük ve düzensiz kuvvetleri bir ‘Millî Ordu’ hâline getirebilmiştir.
Son zamanlarında tam bir hâkimiyet kuramadıkları imparatorluklarını kaybeden Türkler, Büyük Taarruz’la başlayan ‘30 Ağustos Zaferi’ (Dumlupınar/Başkomutanlık Meydan Muharebesi ) sâyesinde, tam ve gerçek sahibi oldukları bir vatan elde etmişler ve bin yıldır yaşadıkları vatanın kâlpgâhında yapmak zorunda kaldıkları var olma mücadelesini kazanmışlardır.
Türk Milleti, başta Büyük Atatürk olmak üzere, Millî Mücadele’yi veren ve zaferler kazanan bu nesile çok şey borçludur.
***
Bu millet, çok büyük bir millettir. Üç kıt’ada asırlar boyunca inancının bayraktarlığını yapmış; hükümrân olduğu yerlerde hep adaletle hükmetmiş ve ‘huzur medeniyeti’ni kurmuştur.
Bu millet, mağdur, mazlum ve asil bir millettir. Bu millete mensup olmakla şeref duyuyor ve ‘Zaferler Ayı’nın kıvancını sizlerle paylaşıyorum.