Bu kıyağımı unutmayın sayın adaylar!

Sevgili okuyucular, dışarıda çöl sıcağı, aklımda 'sınır ötesi operasyon', kalbimde şehitlerin sızısı... Bugünlerde bizim allamelerin televizyon kanallarındaki Hudson komplolarını seyrediyorum.

Sevgili okuyucular, dışarıda çöl sıcağı, aklımda 'sınır ötesi operasyon', kalbimde şehitlerin sızısı... Bugünlerde bizim allamelerin televizyon kanallarındaki Hudson komplolarını seyrediyorum. Aynı, 'Cambaza bak cambaza!' misali. Başrollerde Zeyno ile Yasemin'in oynadığı bu vodvil, koskoca Türkiye'yi 10 gündür meşgul ediyor ya, helâl olsun size hanımlar!.. Bu arada, çenesi düşük kaynanalara dönüşen Genelkurmay internet sitesi de son iki aylık dönemde bilmem kaçıncı açıklamasını yapmadan edemedi.

Çatlak sesle seçim nutukları
Efendim, seçimlere bir aydan az zaman kala, nihayet Türkiye seçim 'sath-ı mâili' ne girmeye başladı. Seçim beyannameleri birbiri ardına 'pandoranın kutusu' gibi açılıyor. Ancak kutulardan kötülükler yerine bu defa bol palavralı vaatler çıkıyor. Geçen seçimlerde Erdoğan'a, 'Atma Recep din kardeşiyiz' diyenler, şimdi atmasyon yarışına girdiler.
Lâkin, en popüler seçim istismarı 'terör' üzerine yapılıyor. Öyle ki, bu konudaki palavralar, ÖSS'yi kaldırmak ve mazotu 1 liraya satmaktan daha fazla revaç bulmaya başladı.
1 Mart Tezkeresi'nden korkanlar, Lübnan'a bile asker gönderilmesine karşı çıkanlar ve PKK'yı düz ovaya indirmeye kalkışanlar, bir anda aslan kesildiler.
Gene de beni en çok çatlak sesle atılan seçim nutukları eğlendiriyor. Yahu bu kadar bağırmasanız olmaz mı? Tayyip Bey ile Deniz Bey bir dereceye kadar seslerini idare edebiliyorlar. Fakat Devlet Bey'i dinlerken sanki birbirinden farklı ses tonunda birkaç kişi konuşuyor zannediyorsunuz. Hele bizim Mehmet Ağar Bey, sanki konuşmuyor da âdeta inliyor, ıstırap çekiyor gibi... Kardeşim, Türkiye'nin en ünlü nisaiye mütehassısını transfer edip de listeye bile koymazken, bir kulak-burun-boğazcı alsaydın ya... Bir iğneyle zeytinyağı ve yumurta içmekten kurtulurdun.
El sıkışmaya ve öpüşmeye dikkat!
Efendim, bildiğiniz gibi bendeniz Türkiye'nin el sıkışma ve öpüşme rekortmeniyim. Her ne kadar meydan-ı siyasette Demirel, Ecevit, Baykal, Erbakan gibi çok uzun müddet kalmadımsa da hepsinden daha fazla el sıkıştığım ve öpüştüğüm bir gerçektir. Siyasette bulunduğum 15 yıllık dönemde 10 milyondan fazla vatandaşımızla el sıkışıp, öpüştüğümü tahmin ediyorum. Üstelik, bunlardan çoğuna elense çekip güreştiğim de söylenebilir.
Bir uzman sıfatıyla sevgili adaylara el sıkışıp öpüşürken çok dikkatli olmalarını tavsiye ederim.
Bir defa, kalabalıklar arasında ellerinizi daima hazır tutacaksınız. Elinizin parmak kısmını hiçbir şekilde muhatabınıza kaptırmayacak; bilakis onun elinin parmak kısmını sıkmaya çalışacaksınız. Yoksa maazallah eliniz bir anda eziliverir.
El sıkışırken, anasının gözü Cem Uzan gibi, karşınızdaki elin ucuna mübarek elceğizinizle dokunmayacaksınız. Muhatabınızın elini kavrayıp tâ gözlerinin içine gülümseyerek sevgiyle bakacaksınız (Meselâ, Demirel elinizi sıkarken havalara bakar. Mesut Yılmaz da kaşları çatık timsah gibi güler).
Öpüşürken 'trafiğe' dikkat etmeniz gerekir. Öpüşmeye siz sağ yanaktan başlarken, muhatabınız sol yanaktan girişirse, elin adamıyla dudak dudağa gelmeniz işten bile değildir. En kötüsü de ağustos sıcağında adamcağızın terli burnunu getirip ağzınıza sokmasıdır. Benim başıma bu tür trafik kazaları çok geldi...
İşte, bendenizin 'elense usûlü'nü geliştirmemin sebebi de budur. Karşınızdakinin ensesinden yakalayınca, hem elinizi haşat olmaktan kurtarır, hem de seksî öpüşmelere maruz kalmazsınız.
Aman, sakın omuzlara çıkmayın!
Efendim, benim çiçeği burnundaki muhterem adaylarımıza şimdilik son bir tavsiyem daha var: Seçim kampanyası sırasında, aman sakın yanılıp yakılıp da kimseciklerin omuzuna çıkmayın!... Bu garip sevgi tezahürünün sayılamayacak kadar çok sakıncası vardır.
Önce, insanlara hayvana biner gibi binmeye alışırsanız bir daha omuzlardan inemez, kendinizi nimetten sanırsınız. Benim garip memleketim, bazen binenlerden ve binilenlerden ibaret gibi görünüyor.
Sonra, sizi taşıyanlar yorulursa, kendinizi bir anda yerde bulur, eşşekten düşmüş karpuza dönersiniz.
Ortalığın kıçı kırık politikacılarla dolu olmasının sebebi bu olsa gerektir.
Ayrıca, pantolonunuz sökülür, ütüsü bozulur, cüzdanınız çekilir (Ha! Bu arada yedek pantolon taşımayı da unutmayın).
Lâkin, en berbat olan tarafı, birilerinin parmaklarının münasebetsiz bir yerinize isabet edebilme ihtimalidir. Dikkat ediniz, politikada çok omuza alınanlar, bir hayli kaypak ve dönek olurlar.
* * *
Sakın yanlış anlamayınız sevgili okuyucular! Politikaya ve politikacıya asla karşı değiliz. Cart curtçu, borazancı darbeci yerine politikacıyı daima tercih ederiz. Amma ve lâkin, artık politikada çağ atlamanın vakti gelmedi mi?..