Bu ne biçim sıcak takip?

Türkiye ile Irak arasında hazırlanan 'Terörle Mücadele Anlaşması', ilk nazarda Irak'ın PKK terörüyle mücadele konusunda attığı olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir.

Türkiye ile Irak arasında hazırlanan 'Terörle Mücadele Anlaşması', ilk nazarda Irak'ın PKK terörüyle mücadele konusunda attığı olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir. Bu çerçeveden bakınca, bu anlaşmayı çiçeği burnunda İçişleri Bakanı Atalay'ın bir başarısı olarak görmek mümkündür.
Ancak, perdeyi araladığımızda ortaya çıkan şu tereddütlerimizin giderilmesi lâzımdır:
1. Bu anlaşmanın, Dışişleri Bakanları dururken İçişleri Bakanları ile yapılması, konunun basit bir asayiş ve sınır güvenliği olarak kabul edildiği intibaını uyandırmaktadır. Halbuki, 'sıcak takip' adı altında 'sınır ötesi harekât'a dönüşebilecek bir meselenin tarafları Dışişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı olmalıdır. Bu noktada, Irak Dışişleri Bakanı Zebari'nin Anlaşma'yı imzalamaktan imtina ettiği de akla gelmektedir.
2. Irak Merkezî Hükûmeti'nin, Anlaşma'nın söz konusu olduğu Kuzey Irak üzerinde fiîlen hiçbir otoritesi yoktur. Bu bölgede, ABD işgal gücünün kuyruğuna takılan Bölgesel Kürt Yönetimi söz sahibidir. Barzani'nin bu konudaki olumsuz, hattâ PKK taraftarı tutumu da bellidir. Bu takdirde, Anlaşma'nın uygulanması mümkün değildir.
3. Anlaşma metni incelendiğinde, 5 Haziran 1926 tarihli Ankara Anlaşması'ndan daha ileri bir hüküm ifade etmediği görülmektedir. Hâlen yürürlükte olan bu anlaşmanın 6-13. maddelerinde, yeni anlaşmada getirilen yükümlülükler zaten bulunmaktadır. Ayrıca, Ankara Anlaşması'nın 10. maddesinde, 'işbu faslın tatbik edileceği hudut mıntıkası(...) hududun 75 kilometre derinliğinde bulunan mıntıkadır' hükmü yer almaktadır. Buna göre, Türkiye'nin bu mesafeye kadar olan bölgede sıcak takip hakkı ortaya çıkmaktadır.
4. Defaatle yazdık: Birleşmiş Milletler Anlaşması'nın 51. maddesine göre, devletlerin 'meşru müdafaa hakkı' vardır. Buna göre, bir devlet saldırıya mâruz kaldığı takdirde kendisini savunma hakkına sahiptir. Günümüz dünyasında bu hak, özellikle sınır ötesinden gelen terör saldırıları için geçerlidir.
5. Uluslararası hukukta, 'sıcak takip' denilen teamülî bir hukuk kuralı vardır. Buna göre, suçluların ve teröristlerin yakalanabilmesi için komşu ülke topraklarına girilerek operasyon düzenlenebilir. Bunun için karşı tarafın izninin alınması da şart değildir.
6. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 28 Eylül 2001 tarih ve 1373 sayılı kararının, ayrıca özellikle Irak için 8 Haziran 2004 tarih ve 1546 sayılı kararının hükümleri, Irak ve Bölgesel Kürt Yönetimi tarafından ihlâl edilmiştir. Bu durumda, 'sınır ötesi operasyon' Türkiye için tamamen meşru bir hak hâline gelmiştir.
7. Yeni Anlaşma'ya göre 'sıcak takip hakkı'nın önceden karşı tarafın iznine bağlanması, sıcak takibin etkilerini başlangıçta ortadan kaldırmak demektir. Zira, özellikle peşmerge yönetiminin PKK'yı desteklediği, bilinen bir gerçektir.
8. Irak'la bu 'Terörle Mücadele Anlaşması'nın yapılması, PKK terörüne karşı mücadele etmeyen -hatta perde arkasında PKK'yı destekleyen- ABD'ye ve Irak Yöntemi'ne, Türkiye'nin talepleri karşısında nefes aldıracak ve istemedikleri bir 'sınır ötesi harekât'ı oyalama fırsatı verecektir.
* * *
Bütün bu tereddütlerimize rağmen, terörle mücadele konusunda bu adımın atılmasının, müsbet bir başlangıç olmasını diliyoruz.
Lâkin, yakın gelecekte cereyan edecek olaylar, AK Parti iktidarını -istemeyerek de olsa- Irak'ta bir askerî operasyona sürükleyecektir. Bunda ne kadar gecikilirse, Türkiye o derece zarar görecektir.