Cumhurbaşkanı seçimi krizine bir çözüm teklifi

1983 Genel Seçimleri sonrasıydı. Merhum Özal bana, Evren Paşa'nın seçimden önce yaptığı ANAP aleyhindeki konuşmasının nasıl tesir ettiği hakkındaki görüşümü sordu.

1983 Genel Seçimleri sonrasıydı. Merhum Özal bana, Evren Paşa'nın seçimden önce yaptığı ANAP aleyhindeki konuşmasının nasıl tesir ettiği hakkındaki görüşümü sordu. Ben de hemen herkesin düşündüğü gibi, 'Oyunuzu birkaç puan arttırmıştır' diye cevap verdim. Özal ve Kahveci ise tam aksi kanaatteydiler. Halkın önemli bir kesiminin bu sert konuşma üzerine, ürküp ANAP'a oy vermediğini ve ANAP'ın bu yüzden kayba uğradığını düşünüyorlardı.
***
Son aylarda yaşadığımız rezalet boyutundaki antidemokratik dayatma ve zorbalıkların, muhtıraların, baskı altında verilmiş peşin hükümlü siyasî mahiyetteki yargı kararlarının ve Cumhurbaşkanı seçiminin zorla engellenmesinin, normal şartlarda seçmen üzerinde AK Parti lehine bir tesir icra etmesi gerekir. Nitekim, bizim tahminimiz milletin demokratik tepkisini ortaya koyacağı ve AK Parti oylarının yüzde 35'in üzerine çıkacağı; muhtemelen yüzde 40'lara ulaşacağı şeklindedir.
Ancak, muhalefetin ve özellikle CHP'nin, fısıltı gazetesi halinde, AK Parti tekrar iktidara gelirse darbe olacağı ve Parti'nin kapatılacağı dedikodusuyla seçmeni ifsat ettiği bilinmektedir. Böylece, kavgadan hoşlanmayan halkın korkutulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, başta Baykal olmak üzere CHP'lilerin, hem bütün antidemokratik yolları kullanarak Cumhurbaşkanı seçimini engellerken, hem de AK Parti aleyhinde, büyük bir pişkinlikle '352 Milletvekiliyle Cumhurbaşkanı seçemediler' propagandasına başladıkları görülmektedir.
Bu durumda, rahmetli Özal'ın deyimiyle artılarla eksilerin iyi hesap edilmesi lâzımdır.
***
Son Anayasa değişikliği paketine gelince; bir tarafta, Anayasa'nın 102. ve 106. maddeleri açıkça ortadayken, 16 Mayıs'tan itibaren Cumhurbaşkanlığı makamını işgal ve sıfatını gasp eden A.N. Sezer'in TBMM çoğunluğuna karşı taraflı ve hasmane tutumu; diğer tarafta, Sezer'in ve CHP'nin müracaatları karşısında 9-2 karar almaya hazır Anayasa Mahkemesi varken, bu Anayasa değişikliklerinin kısa zamanda gerçekleştirilmesi mümkün görülmemektedir. Nitekim Sezer 'in 15 günlük sürenin dolmasını beklediği ve sürenin sonunda değişiklik kanununu TBMM'ye iade edeceği gün gibi âşikardır. Ayrıca, TBMM tadil kanununu aynen kabul ederek ikinci defa A.N. Sezer'e gönderince, Anayasa'nın 148. maddesindeki, Anayasa değişikliklerinin AYM'ce esastan denetlenmesinin mümkün olamayacağı şeklindeki açık hükme rağmen, şekil denetlemesi denilerek CHP ve A.N.S. tarafından iptal davası açılabilir.
Bu arada, Anayasa'nın 175. maddesine göre, 'Meclis, geri gönderilen (Anayasa değişikliği hakkındaki) kanunu, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul ederse Cumhurbaşkanı bu kanunu halkoyuna sunabilir' hükmü vardır. Sezer'in, referanduma gitmekten kaçınacağını pek sanmıyoruz.
Uzun lafın kısası, bu Anayasa değişikliklerinin kısa vadede gerçekleştirilebileceğini beklememeliyiz. İşin daha da kötüsü, AYM'nin yanlış kararından sonra, yeni teşekkül edecek Meclis de yeni Cumhurbaşkanını seçemeyecektir.
***
Bizce yapılması gereken, A.N.S.'nin Kanunu iadesinden sonra, sadece toplantı yeter sayısının 184 olacağını belirten değişikliği ihtiva eden, tek maddelik bir tadil kanununun çıkarılmasıdır. Bu kanuna ilave edilecek bir 'Geçici madde' ile bu yasama döneminde yeni Cumhurbaşkanının seçilmesi mümkün olabilecektir. Bunun için, 102. maddeye göre 30 günlük bir süre yeterlidir.
Yeni Cumhurbaşkanı seçiminin bu yasama döneminde uygulanamayacağı düşünülse bile, bu suretle 22 Temmuz Seçimleri'nden sonra meydana gelecek tıkanıklar önlenmiş olacaktır.
Cumhurbaşkanı'nın doğrudan halk tarafından seçilmesi ve diğer değişiklikler konusunda, yeni yasama döneminde, -muhtemelen milletvekili sayısı 184'ten az olacak- CHP dışındaki parti (ya da partiler), daha derinlemesine inceleyerek sistem değişikliğine gidebilirler.
Aksi takdirde, Türkiye , referandum ve seçim sandıklarıyla dolu karmakarışık bir döneme girecektir.