Cumhurbaşkanı'nı sevmek...

Bu yazıyı kaleme almak benim için zor oldu. Bir tarafta, sevdiğim, takdir ettiğim ve Türkiye için çok önemli hizmetler verdiğine inandığım bir Başbakan; diğer tarafta...

Bu yazıyı kaleme almak benim için zor oldu. Bir tarafta, sevdiğim, takdir ettiğim ve Türkiye için çok önemli hizmetler verdiğine inandığım bir Başbakan; diğer tarafta, birçok görüşlerini beğenmesem de tâ bakanlık yıllarımdan beri tanıdığım, tuz ekmek yediğimiz eski bir gazeteci dost...
En iyisi, her zaman yaptığım gibi doğru bildiğimi yazmak... Evvelâ şunu belirteyim ki, Başbakan'ın Cumhurbaşkanı'nı beğenmeyen vatandaşlıktan çıksın, mealindeki beyanı doğru olmamıştır. Herkes Cumhurbaşkanı'nı sevmek ve benimsemek zorunda değildir. Ancak Cumhurbaşkanı'nın milleti ve devleti temsil ettiği unutulmamalı; gerçek şahsına olmasa da devleti temsil eden hükmî şahsiyetine (tüzelkişiliğine) saygılı olunmalıdır. Meselâ, ben Ahmet Necdet Sezer'i Cumhurbaşkanı olarak beğenmiyorum. O'nun cumhurdan uzak, antidemokratik tavrını tasvip etmiyorum. Ancak, şiddetli eleştirilerime rağmen asla tahkir ve tezyifte bulunmadım. Esasen, devleti temsil ettiği için TCK da Cumhurbaşkanı'nı aşağılamayı ayrı bir hükümle düzenlemiştir.
Başbakanlık açıklamasında, Erdoğan'ın bazı görüşleri kişiselleştirmeden 'bir anlayışın eleştirisi'ni yaptığı ve durumu vatandaşlık hukuku bakımından değerlendirdiği belirtilmiştir. Bu açıklama bir nevi tevil mahiyetindedir ve bu tartışmayı noktalamaktadır. Artık, Başbakan'ın demokrat olmadığı, hatta Nazi, faşist olduğu saçmalıklarına son verilmelidir.
* * *
Bekir Coşkun'un ve eşi Andre'nin söyledikleri beni çok duygulandırdı. Onların bu ülkeyi ne kadar sevdiklerini biliyorum. Lâkin, Bekir Coşkun'un ve bu zihniyetteki kişilerin de 'göbeğini kaşıyan adamlar' olarak aşağıladıkları halkın büyük çoğunluğuna ve onların seçeceği Cumhurbaşkanı'na, sevmeseler, beğenmeseler bile saygılı olmaları lâzımdır.
Ne yazık ki, demokrasiyi hiçbir zaman içine sindirememiş jakoben oligarşi, yarı aydınlara mahsus elitist aristokrasi kompleksiyle daima halkı, halkın değerlerini ve seçim sandıklarını küçümsemişler; seçimlerden sonra da 'göbeğini kaşıyan adamlar'ın oylarıyla 'poposunu kaşıyan adamlar' durumuna düşmüşlerdir.
İşin en kötü tarafı, Cumhurbaşkanı'nın eşinin başörtüsünü dillerine dolayanlar, bilerek ve bilmeyerek antidemokratik müdahalelerin teşvikçisi hâline gelmişlerdir.
Başbakan'ın öfkeyle söylediği bir söz mü daha antidemokratiktir, yoksa yüzde 47'lik bir seçim zaferine karşılık Cumhurbaşkanı seçiminde kriz çıkararak askeri müdahaleye tahrik etmek mi daha antidemokratiktir?
57 senedir milletten yediği şamarlarla başı dönen ve her zamanki gibi gerginlik çıkararak darbe provokatörlüğüne soyunan CHP'liler ile medyadaki laikçi hempaları, bu defa da 1 metrelik bez parçasında fırtınalar koparmaya çalışıyorlar...
* * *
Artık, şu 'Ya sev, ya terk et' edebiyatından da vazgeçelim. Ben Başbakan'ın bu zihniyette olduğuna kesinlikle inanmıyorum. O'nun herkesi kucaklama sözlerinde samimiyetini biliyorum. Gene eminim ki Demirel de yıllarca ailelerinin oylarını aldığı başörtülü kızları Arabistan'a göndermek istememiştir. Bekir Coşkun da kızlara develeri göndermeye kalkarken espri yapmıştır.
Aman Bekirciğim, sakın Başbakan'a kızıp da Türkiye'yi terk etmeye filan kalkma. Sonra biz sensiz ne yaparız? Sabahları göbeğimi kaşıyarak seni okuma zevkinden beni mahrum etme. Senden ricam, seni her daim bağrına basmış bu güzel ülkedeki köpekler, kirpiler kadar halkın en az yüzde 80'ini oluşturan insanlarını da sevmeye çalışman...