Dayatmalar altında zor bir seçim

Geçtiğimiz Pazar günü, Cumhuriyet tarihimizin 'yüzkarası' olan 27 Mayıs Darbesi'nin yıldönümüydü. Rahmetli Menderes'in o nuranî, mütebessim çehresini...

Geçtiğimiz Pazar günü, Cumhuriyet tarihimizin 'yüzkarası' olan 27 Mayıs Darbesi'nin yıldönümüydü. Rahmetli Menderes'in o nuranî, mütebessim çehresini, gene içimiz sızlayarak seyrettik; bu 'cennet vatanımızı' geri bıraktıran bütün darbelere ve darbecilere lanet okuyarak...
Türkiye'de, darbe ve muhtıralardan genellikle birkaç yıl sonra seçime gidilmiştir. 27 Mayıs'tan 1,5 yıl sonra, 12 Mart'tan 2.5 yıl sonra, 12 Eylül'den 3 yıl sonra ve 28 Şubat'tan da 2 yıl sonra seçim yapıldı. Halbuki 27 Nisan Muhtırası'ndan sonra sadece üç aydan daha az bir süre içinde seçimlere gidiliyor. Yani, Türkiye, yeni bir 'muhtıra'nın zorbalığı ve Anayasa Mahkemesi'nin hukuka aykırı dayatması altında 22 Temmuz Seçimleri'ne gidiyor.
Bu dayatmalar sonucunda, göz göre göre millî egemenlik milletin elinden alındı ve millî irade geçersiz sayıldı. 'Lâiklik elden gidiyor' denilerek demokrasiye darbe vuruldu. Türkiye'de oligarşik bir hâkimiyet ve askerî vesayet rejimi olduğu artık iyice anlaşıldı.
***
AK Parti İktidarı'nın 4,5 yıllık icraat torbası ağzına kadar dolu. Başbakan ve iktidar sözcüleri, milletin önüne, ekonomiden sosyal çalışmaya ve dış politikaya kadar dopdolu bir icraat bilançosuyla çıkıyorlar. Elbette yapamadıkları ve yanlış yaptıkları da var. Meselâ, dış politikada 1 Mart Tezkeresi konusunda yapılan tarihî hatayı bizzat Başbakan kabullenmiştir. Ancak, bu hatada muhalefetin de rolü olduğu unutulmamalıdır.
Lâkin, bu seçimlerde asıl mihverin, 'demokrasi ve rejim tartışması' üzerine kurulacağı anlaşılıyor. Nitekim, TOBB Genel Kurulu'nda siyasî parti liderleri bunun işaretini vermişlerdir.
Bu durumda, 22 Temmuz Seçimlerinde bir 'kutuplaşma' (polarizasyon) olacağı anlaşılmaktadır. Zaten 'Cumhuriyet Mitingleri' bunun ilk belirtisidir. Bu mitingiler sonucunda toplum, 'laikçi-laikçi olmayan' şeklinde ayrılmak istenmiştir. Aslında, birbirine çok yakın kavramlar olan 'Demokrasi' ve 'Cumhuriyet', karşı karşıya getirilmeye çalışılmıştır.
'Cumhuriyetçi' ve 'laik' olduğunu söyleyenlerin darbe karşıtı üslupları olumlu bir gelişmedir. Ancak, bu gelişmenin arkasında seçimlerde netice alma ümidi yatmaktadır. CHP-DSP İttifakı'nın gene çok geride kalması, bu darbe tahrikçisi unsurları tekrar kolaylıkla 'Ordu göreve!' sloganlarına götürebilecektir.
Laiklik, elbette önemlidir ve demokrasiyle çok yakından ilgilidir. Ancak, başta Baasçı rejimler olmak üzere, Tunus gibi birçok ülkede laiklik vardır ama demokrasi yoktur. Halbuki, bütün demokratik ülkeler, aynı zamanda laiktir. Türkiye'de laiklik, bütün irtica tehdidi iddialarına rağmen hiç elden gitmemiştir ama demokrasi on yılda bir elden gitmiştir.
***
Seçim sonuçları alınıncaya kadar, herhangi bir zorbalık beklemiyoruz. Zira, Cumhuriyet Mitingleri'nin oya tahvil olacağı hesapları yapılmaktadır. Seçim sonuçlarına göre, AK Parti tek başına iktidar olamazsa, 'iyi saatte olsunlar'ın devreye gireceği ve
AK Parti dışındaki partilerin koalisyonu sağlanarak AK Parti'nin muhalefette bırakılmak isteneceği anlaşılmaktadır.
Bu ise, yeni bir 28 Şubat Kurgusu'nun sahneye konulması demektir.
22 Temmuz Seçimleri, Türk Demokrasisi için bir düğüm noktası olacaktır. Bu
kısırdöngünün kırılması için tek geçerli çözüm, AK Parti'nin yüzde 35-40 veya daha fazla oranda oy alarak darbe heveslilerinin yolunun kesilmesidir.
Bu seçimler, Türk Milleti için bir demokrasi sınavı olacaktır. Seçmen, oyunu hiç çekinmeden demokrasiden yana kullandığı takdirde, darbe ve dayatma ihtimali de ortadan kalkacaktır.