Demokrasi henüz bizden çok uzakta

Senelerdir yazıp çiziyoruz, Türkiye'de militarist bir vesayet rejimi vardır diye... Egemenliğin kayıtsız şartsız Millete ait olduğu tam bir demokrasi uygulamasından hâlâ o kadar uzaktayız ki...

Senelerdir yazıp çiziyoruz, Türkiye'de militarist bir vesayet rejimi vardır diye... Egemenliğin kayıtsız şartsız Millete ait olduğu tam bir demokrasi uygulamasından hâlâ o kadar uzaktayız ki...
Düşününüz bir kere; iktidar partisi Cumhurbaşkanı adayını, yeterli çoğunluğa sahip olduğu halde bir türlü seçemiyor. Anamuhalefet partisi başkanı, 'Yüzde 95 oy alsanız bile gene Cumhurbaşkanı seçemezsiniz' diyor ve ne yazık ki, bu iddiasında haklı çıkıyor. Anayasa Mahkemesi, göz göre göre hukuku çiğneyerek siyasî kararlar alıyor; TSK muhtıra veriyor ve erken seçime gidiliyor. Halk, bu açık haksızlığa karşı AK Parti'ye yüzde 47'lik bir seçim zaferi kazandırıyor. Halkın yarıya yakın oyuyla 341 milletvekili çıkaran ve tek başına iktidara gelen AK Parti'nin artık adayını Cumhurbaşkanı seçmesi beklenirken, gene yetkisiz kişilerden antidemokratik sesler yükseliyor.
Siz böyle bir rejime 'demokrasi' diyebilir misiniz?...
***
Eğer bir ülkede, hemen genel seçimlerden sonra Genelkurmay Başkanı, bir kokteylde 'TSK'nın görüşleri günlük olarak değişmez, söylediklerimizin arkasındayız' diye beyanat verdiğinde, bu sözleri ülkenin Cumhurbaşkanı'nın kimliğini etkiliyorsa, rejimin adı 'demokrasi' olamaz; olsa olsa 'militarizm' olur.
Genelkurmay Başkanı, 12 Nisan'da ne demiş? Seçilecek Cumhurbaşkanı sözde değil özde Cumhuriyet'e bağlı olmalıdır, buyurmuş. Peki bunu kim tesbit edecek? Yüksek Askerî Şûra mı, Millî Güvenlik Kurulu mu, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları mı; yoksa Atatürkçü Düşünce Derneği mi, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği mi, TSK içindeki darbe heveslisi gruplar mı?!..
Büyükanıt'ın 'Aynen şu anda da arkasındayız' dediği 27 Nisan Muhtırası'na bakıyorsunuz. Tamamen AK Parti İktidarı'nı hedef alan ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerini laiklik tartışması olarak gören bu antidemokratik muhtırada, üstü kapalı olarak haksız şekilde Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı'na karşı dayatmada bulunulduğunu görüyorsunuz.
Bu durumda, milletin karşı çıktığı haksız bir dayatmanın devamı söz konusu değil midir? Hangi demokratik ülkede Cumhurbaşkanı silahların gölgesinde seçilir, bana söyler misiniz?
***
Abdullah Gül, ismi hiçbir yanlış işe ve yolsuzluğa karışmamış; gerek Türkiye'de gerekse bütün dünyada tanınan ve sevilen; her bakımdan Cumhurbaşkanlığı'na lâyık bir devlet adamıdır. Mesele eşinin başörtüsünde ise, CHP haricinde, Türk seçmeninin yüzde 80'lik kısmının bunu engel kabul etmediği bilinen bir gerçektir.
Şimdi siz böyle bir adaya, sırf eşinin başörtüsünden dolayı antidemokratik şekilde ambargo koymaya kalkıyorsunuz. Ne yazık ki, Ankara kulislerinde, daha dün yapılan seçimlerdeki açık sonuçlara rağmen hâlâ 'darbe'den bahsedilebiliyor. Çünkü, bizim seçkinci jakobenler için halkın oyu, milletin iradesi hiç bir değer ifade etmiyor.
Bu durumda, Erdoğan'a ve TBMM'ye de, dayatmalar karşısında boyun eğmekten başka çıkar yol kalmıyor. Abdullah Gül dışında bir Cumhurbaşkanı adayının gösterilmesi, AK Parti'ye ve Erdoğan'a halk nezdinde puan kaybettirecektir. Lâkin, TSK'nın haksız tutumu, Erdoğan'ı buna zorlamaktadır.
Türk tarihi, bir milletin, bir devletin kaderinin 1 arşınlık bir bez parçasına nasıl bağlandığını yazacak ve gelecek nesiller bizimle alay edecektir.
Türkiye, hâlâ demokrasiden o kadar uzakta ki...