Dertleşme

Sevgili okuyucular, bu pazar sizinle biraz dertleşmek istiyorum. 62 yaşındayım. Hamdolsun bütün ömrümü inancıma, milletime, vatanıma hizmetle geçirdim.

Sevgili okuyucular, bu pazar sizinle biraz dertleşmek istiyorum. 62 yaşındayım. Hamdolsun bütün ömrümü inancıma, milletime, vatanıma hizmetle geçirdim. İdealistim. Tek servetim, yetişmesine emek verdiğim binlerce vatan evlâdıdır. Siyasetle de çok uğraştım. Yüce Allah, bana memleketime hizmeti nasip etti. Vakti gelince de arkamda dürüst bir isim bırakarak ayrılmasını bildim. Beş yıldır köşe yazarlığı yapıp, 'köşeli yazılar' yazıyorum.
Devlet hizmetinde de, akademik çalışmalarımda da, siyasette de, yazarlıkta da inandıklarımı ve bildiklerimi açıkça söylemeyi tercih ettim. Bundan dolayı kayba uğradığım da oldu ama bu yolun doğruluğuna inanıyor ve herkese tavsiye ediyorum.
Köşe yazarlığı, Nasreddin Hoca'nın oğluyla eşeğe binme hikâyesi gibidir. Yazdıklarınızı herkese beğendiremezsiniz. Ya birini ya da ötekini mutlaka öfkelendirirsiniz. Bazı köşe yazarları hem nalına hem mıhına yazmayı âdet edinmişlerdir. Gene Nasreddin Hoca'nın meselinde olduğu gibi, bunlar 'Sen de haklısın hanım'cılardır. Bir kısmı da okurun kolay anlayamayacağı yazılar döktürüp entelektüel görünmeye çalışırlar. Sol ya da sağ özentili yazarlarımızın içler acısı hâlini ise fazla irdelemeye değer bulmuyorum.
Bana gelince, ben ne isem oyum vesselâm...

Dilin kemiği yok ki...
Efendim, bu yazdıklarımdan, beğenilmediğim ve çok eleştirildiğim anlaşılmasın sakın... Çok şükür, memleketsever aydınlar ve halk yazılarımı genellikle beğeniyor ama her yazımın herkese beğendirilmesi elbette mümkün değil.
Halkın inancını, özgürlüğünü, manevî değerlerini savununca, hemen birileri internetin başına geçip lâiklik karşıtı, dinci, gerici olduğumu sayıp sıralıyor. En azından beni katı bir 'muhafazakâr' olarak nitelendiriyor. Askerin politikaya müdahalesine karşı çıktığım için hemen 'asker düşmanı' yaftasını yapıştırıyorlar.
Millî değerleri, milleti, vatanı, bayrağı, devleti savunup Türkiye'nin bölünmez bütünlüğünden yana tavır koyunca, ne 'ırkçılığım', ne faşistliğim kalıyor. Kardeş bildiğim Kürtleri kucaklayıp Kürt ırkçılarına, bölücülere, teröristlere karşı çıktığımda, kolaylıkla 'Kürt düşmanı' ilân ediliveriyorum.
Düşünce ve düşünceyi ifade hürriyeti için İnsan Hakları mitinglerinde konuşunca, hattâ bu yüzden hapis yatınca; 301. maddenin yanlışlığını anlatınca, bir anda 'solcu', 'liberal', hattâ 'devlet düşmanı' damgasını yiyiveriyorum.
Tecrübeli bir iktisatçı sıfatıyla piyasa ekonomisini savununca 'kapitalist', gelişigüzel özelleştirmeye karşı çıkınca 'devletçi' oluyorum.
Ya politik değerlendirmelere ne demeli?.. İktidarın doğrularını anlatınca 'Tayyibin yağcısı' çamurunu yemeye alıştım da, yanlışları tenkit edince küsüp 'Sen de mi Brütüs?' diyenlere üzülmemek elde değil...

Eleştirilere toptan cevabım
Efendim, her gün aldığım çok sayıda elektronik postaya ayrı ayrı cevap vermem mümkün olamıyor. Okuyucularım kusura bakmasınlar lûtfen... Aslında bu pazar sohbetiyle biraz da bu mektuplara toptan cevap vermiş oluyorum.
Yazılarımda, Türkiye'nin ve Türkiye'de yaşayan bizim insanımızın sorunları öncelik taşıyor. Doğruluk, dürüstlük, vicdan gibi genel ve evrensel ölçüler mahfuz kalmak şartıyla, miyarım Türkiye'nin ve insanımızın menfaatleridir.
Fikir elbette önemlidir. Ancak, köşe yazısı çerçevesinde teorisyenlik yapmaya, malûmatfuruşluk etmeye, entellektüellik taslamaya hiç niyetim yok. Benim hedef kitlem halktır. Yazılarımı sığ bulanlar, bir zahmet yazıhaneme teşrif ederlerse, onlarla saatlerce felsefî ve teorik tartışmalara âmâdeyim.
Ben inançlı bir 'Müslüman'ım. Ancak devlet yönetiminde laiklik taraftarıyım. Başka dinden olanlarla dinsizlere karşı hiçbir önyargı taşımıyorum. Onların haklarını da savunmaya hazırım. Hıristiyanlara ve benim gibi inanmayanlara ters bakmam. Herkesin kendi inancını ve inançsızlığını serbestçe ifade edebilmesi gerekir. Lâkin, bazı misyonerlerin bölücü faaliyetlerini de hoşgörüyle kabullenemem.
Ben vatansever bir 'Milliyetçiyim' fakat aslâ ırkçı değilim. Hem Müslüman olup hem de ırkçılık yapmak mümkün değildir. On uzun asır boyunca İslâm'a hizmet eden Türk Milleti'ne mensubiyetimle iftihar ederim. Lâkin, 'Arabın Arap olmayana üstün olmadığı' düsturunu unutmayarak... Kürtleri kardeşim bilir, severim. Ancak, Türkiye'yi parçalamak isteyen ırkçı, bölücü, terörist Kürtçüleri aynı kefeye koyamam.
Ordumu, askerimi, komutanlarımı sever, sayarım. Onları, her Türk gibi başımın üzerinde taşımaya razıyım. Lâkin, milletimin değerlerine saygılı olmayan ve ikide bir siyasete karışıp darbe yapanlara karşı, daima cesaretle milletin inançlarını ve demokrasiyi savunurum.
Benim için Türk Devleti, bir 'devlet-i ebed müddet'tir. Devlet, Milletin yönetiminde ve hizmetinde olmalıdır. 'İnsanı yaşat ki devlet yaşasın' felsefesine inanırım. 'Zorba devlet' anlayışına ve oligarşik devletlûların tahakkümüne karşı çıkarım.
Değerlerimizi muhafaza anlamında 'muhafazakâr' ama özü muhafaza ederek yeniliğe, değişime ve modernleşmeye sonuna kadar taraftarım. Her türlü yasakçılığa karşıyım. Herkesin düşüncesini serbestçe ifade edebilmesi gerektiğine inanıyorum. Bu çerçevede 'liberal' sayılırım fakat anarşiden yana değilim.

İşte bu, milletin fikriyatıdır
Sevgili okuyucular, bu yazıyı kaleme alırken hep 'ben' demekten çok sıkıldım inanınız... Lâkin, bu yazdıklarımın samimiyetinden hiç şüpheniz olmasın.
Şimdi, 'Sen muhafazakâr mısın, milliyetçi misin, liberal misin, demokrat mısın?' diye soracak olursanız, cevabım, 'Ben hepsiyim' demek olacaktır. Ne diye elâlemin kısır ideolojik kalıplarına girecekmişim ki?..
Esasen, Türkiye'de yaşayan insanların büyük çoğunluğu da benim değer yargılarıma sahiptir ve benim gibi düşünmektedir. Azınlıktaki marjinal gruplara gelince, onlara da hitap eden birçok köşe yazarı var.
Hepinize iyi pazarlar diliyorum.