Devlet otoritesinde zaafa düşülmez

Sevgili okuyucular, yazımın başlığına bakıp da devlet felsefesi üzerinde ahkâm keseceğimi, moda tâbiriyle paradigmalar inşa edeceğimi zannetmeyiniz. Umumiyetle yaptığım gibi, teoriyi kısa tutup yaşadığımız günlerde müşterek olduğuna inandığım dertlerimizden bahsetmek istiyorum.

Sevgili okuyucular, yazımın başlığına bakıp da devlet felsefesi üzerinde ahkâm keseceğimi, moda tâbiriyle paradigmalar inşa edeceğimi zannetmeyiniz. Umumiyetle yaptığım gibi, teoriyi kısa tutup yaşadığımız günlerde müşterek olduğuna inandığım dertlerimizden bahsetmek istiyorum.
‘Nereye gidiyoruz?’ ‘Nereye gitmiyoruz?’
Efendim, son zamanlarda yaşanan bazı olaylar sokaktaki insanımızı rahatsız edip kafasını karıştırıyor. Çarşıda, pazarda, işyerinde karşılaştığımız insanlarda bir tedirginlik var. Hele benim gibi naçizane bir teşehhüd miktarı politikaya bulaşmış olanları görünce, ‘Neler oluyor, nereye gidiyoruz?’ diye soranlar çoğalıyor.
Terör örgütünün eylemleri, şehirlerdeki kolunun ve eski DTP’nin şiddet olayları, bölücü Kürtçülerin kanun ve nizamı hiçe sayan davranışları, Genelkurmay’daki odakların siyasete müdahaleleri ve hukuk dışı hareketleri, halkımızı huzursuz ediyor ve haklı olarak endişelendiriyor.
Bu sunî görüntünün ve oluşturulan çalkantıların dışına çıkarak baktığınızda, aslında bu kötümser manzaradan çok farklı bir tablo görüyorsunuz. Ergenekon Soruşturması ile devlet kurumlarıyla bağlantılı derin çetelerin üzerine gidilmiş; son yarım asırlık darbe döneminde ilk olarak darbecilerden hesap sorulmaya başlanmış; TSK’daki politika meraklılarının kuyrukları kıstırılmış; ekonomik krizden çıkılmış; dış politikada zirveye ulaşılmış; demokrasi açılımı başlatılmış ve terörün üzerine gidilerek örgüt silâh bırakacak hâle getirilmiştir.
Bizce, hukuk devletinin icapları yapılırsa, taşlar kısa zamanda yerine oturtulacaktır.
‘Devlet otoritesi’, ‘Otoriter devlet’ değildir
Kulakları çınlasın, hukuk bilgesi Prof. Dr. Sami Selçuk en önemli eserinin ismini ‘Zorba Devlet’ten Hukukun Üstünlüğüne’ koyarken haklıydı. Zira, bugüne kadar ‘zorba devlet anlayışı’ndan çok çekmiştik. Anayasamızda bile bu zihniyet hâkimdi. Son yüzyılda ‘otoritarizm’ iliklerimize kadar işlemişti.
Lâkin ‘devlet otoritesi’ ile ‘otoriter devlet’ anlayışı birbirinden tamamen farklıdır. Anarşistlerin ve bir kısım teorik liberallerin dışında, kamu düzeni için hukukun üstünlüğüne dayanan bir ‘devlet otoritesi’ni herkes kabul edecektir. Aksi takdirde, devlet gemisini yüzdürmek imkânsızdır.
‘Devlet otoritesi’ndeki en büyük zaaf, yürürlükteki Anayasa ve kanunların uygulanamayışıdır. 1982 Anayasası’nda olduğu gibi Anayasa günün ihtiyaçlarına cevap vermeyebilir, hattâ demokratik rejimin önünde engel teşkil edebilir; kanunların hatâları bulunabilir. Bu takdirde yapılması gereken, Anayasa ve kanunların meşrû şekilde değiştirilmesidir. Ancak, bu yapılıncaya kadar, yürürlükteki hükümlerin uygulanmasına devam edilir.
Türkiye’de devlet otoritesinin tesisinde özellikle şu iki konuda zaafa düşülmekte ve otorite boşluğu doğmaktadır:
Birincisi, TSK’nın siyasete müdahalesi önlenememekte ve meydana gelen olaylar yüzünden demokratik rejimin geleceğinden endişe duyulmaktadır.
İkincisi, terörle mücadelede ve bölücülerin faaliyetlerinde, yargı ile yürütmenin tasarrufları senkronize edilememekte; meydana gelen otorite boşluğu teröristlerin işine yaramaktadır.
Bölücü mahallî idareciler görevlerinden alınmalıdır
Başta Diyarbakır Belediye Başkanı olacak erzel-i erazil olmak üzere, devletin imkânlarını kullanan ve kamu görevlisi statüsünde olan kişilerin, bazılarının son operasyonla tutuklanmalarına rağmen hâlâ görevlerinin devam ettirilmesi, devletin büyük bir zaafı olarak karşımıza çıkmaktadır.
Anayasa’nın 127. maddesine göre, “Görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma ve kovuşturma açılan mahallî idare organlarını veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir.”
Osman Baydemir denilen erzelin, devlete ve hükûmete alenen küfretmesine rağmen, Belediye Başkanlığı görevinde kaldığı her an devletin zaafının bir göstergesidir.
Seçilmiş kişilerin suç işleme imtiyazları yoktur. Hele AB ve benzeri dış faktörlerle bu mahlûk makamında tutulmaya devam ederse, bu devletin ve hükûmetin tahkiri mübah hâle gelir.
Devlet devletliğini bilmeli ve gereğini yapmalıdır.