'Devlet sırrı' ve Büyükanıt Paşa'nın soruşturması

Başbakan Erdoğan'ın, MGK Toplantısı'ndan önce, yapılacak görüşmelere ilişkin bilgileri dışarıya sızdıranlar hakkındaki tepkisi, esas olarak haklıdır.

Başbakan Erdoğan'ın, MGK Toplantısı'ndan önce, yapılacak görüşmelere ilişkin bilgileri dışarıya sızdıranlar hakkındaki tepkisi, esas olarak haklıdır. Çünkü, 'Millî Güvenlik Kurulu ve MGK Genel Sekreterliği Kanunu'na göre, MGK toplantılarındaki görüşmeler 'gizli'dir. Ayrıca, TCK'nın 327. ve 330. maddelerine göre, 'Devletin güvenliği ve iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri' temin eden ve açıklayan kimselere 'Devlet sırlarına
karşı suçlar' başlığı altında ceza tertip edilmiştir.
Lâkin, konu daha yakından incelendiğinde şu sonuçlara varmak mümkündür:
1. MGK'da görüşülecek Kuzey Irak meselesi hakkında önceden basına bilgi sızdırılması doğru değildir. Ancak, sızdırılan bilginin sadece 'fotoğraf ve video görüntülerinin belge olarak gösterileceği' hakkında olduğu anlaşılmaktadır. Bunun dışındaki bilgiler, zaten Büyükanıt Paşa'nın PKK destekçisi peşmerge grupları hakkında daha önceki beyanlarının özeti mahiyetindedir. Yani, basına akseden bilginin, TCK'daki ifadesiyle 'niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgi' olmadığı görülmektedir.
2. Türkiye'nin elinde Kuzey Irak'taki grupların PKK'yı desteklediği konusunda belgelerin bulunduğunun bilinmesi, 'devletin dış siyasal yararları bakımından' faydalı olmuştur. Muhtemel bir diplomatik temasta, bu sayede Türkiye'nin eli güçlenecektir.
3. Sızdırılan bilgiyi yayınlayan medya organlarında, TCK'nın ilgili maddelerindeki 'kasıt' unsuru da bulunmamaktadır.
4. Başbakan, tepkisinde haklı da olsa, 'ihanet' kelimesini kullanarak gereksiz şekilde sert bir üslûp sergilemiştir.
***
Olay üzerine Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın soruşturma açtırması ise, çok olumlu ve sevindirici bir gelişmedir. Önceki dönemlerde, buna benzer çok daha vahim olaylarda Genelkurmay Başkanları sessiz kalmışken Büyükanıt Paşa'nın bu hassasiyeti, Türk demokrasisi adına gerçekten sevindirici bir gelişmedir. Üstelik, Başbakan'dan farklı görüşlere sahip olduğu
bir konuda bu soruşturmayı açtırmış olması, 28 Şubat'ın 10. yılının tartışıldığı şu günlerde, sivil-asker diyalogunun on yıl öncesinden farklı olduğunu göstermesi bakımından da memnuniyet vericidir.
28 Şubat Dönemi'nde (18 Nisan 1997 tarihinde) bir jandarma tuğgenerali, TRT kameralarının önünde Türkiye'nin Başbakanı'na 'Sen adam değilsin' demişti. Bu hakaretinden dolayı bırakınız cezalandırılmayı, hakkında soruşturma dahi açılmamış; mükafaten de tümgeneralliğe terfi ettirilmişti.
O sırada YDP Genel Başkanı idim. Devlet Bakanı olan yakın dostum Abdullah Gül'e telefon ederek, Genelkurmay'a Başbakanlık'tan talimat gönderip soruşturma açtırmaları gerektiğini söyledim. Bunun üzerine Bakan Gül, beni cevaben aradı ve yazıyı yazdırıp Başbakan Erbakan'a verdiğini söyledi. Ben de basın toplantısı yaparak 28 Şubatçılara, 'Bakalım ne cevap verecekler?' dedim. Ertesi gün Genelkurmay II. Başkanı Org. Çevik Bir, 'Bize böyle bir yazı gelmedi' diye sırıtarak açıklama yaptı. Tekrar Gül'ü arayınca, 'Hoca yazıyı göndermemiş.
Ben bizzat yanında durarak imzalattım. Artık yazı gönderilecektir' dedi. Erbakan Hükûmeti düştükten sonra Gül bir akşam yemeğinde bana, Erbakan'ın yakını olarak Başbakanlık makam odasını topladığını ve sümenin içinden imzalanmış fakat gönderilmemiş yazıyı bulduğunu söyledi.
***
28 Şubat Dönemi'nde, eski TCK'nın 136. maddesine göre 'Devlet sırrını ifşa' suçlamasıyla, 28 Şubatçıları ve Batı Çalışma Grubu'nun illegal faaliyetlerini açıkladığım için, Ankara 2 No'lu DGM'de bir yıl boyunca yargılanmıştım. Aslında, 'devlet sırrı'nı değil, 'cunta sırrı'nı ifşa etmiştim. Üstelik, eski TCK'nın 151. maddesine göre, suç işlendiğini ilgili makamlara bildirerek vatandaşlık görevimi yapıyordum. Sonunda beraat ettim.
Lâkin, hâlâ '28 Şubat cuntacıları'nın yargılanmasını bekliyorum.