Dış politikamızda lahana turşusu

Sevgili okuyucular, bendeniz Gaziantepliyim ve maalesef boğazıma düşkünüm. Kırk yıldan fazla bir müddettir çektiğim ülser ağrılarına rağmen, ne perhiz tuttum...

Sevgili okuyucular, bendeniz Gaziantepliyim ve maalesef boğazıma düşkünüm. Kırk yıldan fazla bir müddettir çektiğim ülser ağrılarına rağmen, ne perhiz tuttum, ne de lahana turşusu -daha doğrusu, bizim Antep'in nefis acur turşularını- yemekten vazgeçtim. Biliyorum, bu yazdıklarımı okuyunca 'İyi halt etmişsin' diyeceksiniz. Çok haklısınız ama ben hiç bir zaman perhizin tam ortasında turşu yediğimi de hatırlamıyorum.

Dış politikada tutarlılık esastır
Kimsecikler kusura bakmasın. Ben lafını evirip çevirip ağzında geveleyenlerden değilim. Memuriyet hizmetimde de, siyasî hayatımda da, naçizane yazarlığımda da doğru bildiklerimi açıkça söyledim. Son dönemde de, Başbakan Erdoğan'ı nasıl açıkça destekleyip 'yağcılık' ithamlarına aldırmadan hakkında nasıl müsbet yazılar yazdıysam, benim değerlendirmelerime göre yaptığı yanlışlıkları da aynı şekilde, kendi deyimiyle 'açık ve net' olarak dile getirmeye çalıştım.
AK Parti İktidarı, dış politika konusunda çok önemli ataklar yapmış ve özellikle AB ile ilişkilerde inkâr edilemeyecek mesafeler kat etmiştir. Ancak, iyi niyetli de olsa ABD, Irak, Ortadoğu ilişkileri ile Türkiye'nin güvenliği konularında tutarlı ve kararlı bir dış politika takip edememiştir. Bunda, siyasî kadronun tecrübesizliği ve acemiliği kadar, özellikle Başbakan ve Dışişleri Bakanı'nın istişare ettiği ve tesirleri altında kaldıkları kişilerin yanlış yönlendirmelerinin de menfî rolü olmuştur.
Irak Savaşı öncesinde ABD'yi beklentiye sokarak 1 Mart Tezkeresi'nin reddiyle ortada bırakmak; daha sonra Kerkük ve Türkmenler ile ilgili kırmızı çizgiler ilan edip bunların çiğnenmesine seyirci kalmak; peşmerge yönetimi ve PKK için tehditler savurup arkasından yelkenleri suya indirmek tutarlı bir dış politikanın örnekleri değildir.

Bölgesel Kürt hükûmetiyle ilişkinin sırası mı?
Son bir aydır ilk olarak iktidar, muhalefet, Cumhurbaşkanı ve bürokrasi (TSK, MGK ve Dışişleri Bakanlığı) fikir ve ağız birliği ederek Kuzey Irak'taki oldu bittilere karşı tek bir cephe oluşturmuşken, Başbakan Erdoğan'ın Türkmenistan dönüşünde uçakta ayaküstü verdiği beyanat 'lahana turşusu yemek' değil de nedir?
Çok değil, daha 15 gün önce 'sınır ötesi operasyon'dan, Kerkük'ten bahsedip aslanlar gibi kükreyeceksiniz. Hattâ koordinatör Edip Başer Paşa'yı bile zor durumda bırakacak şekilde sert beyanatlar vereceksiniz. Irak için 6 şart ileri sürerek Kerkük'ü 'casus belli' (savaş sebebi) ilan edeceksiniz. Daha geçen hafta Devlet Bakanımız Tüzmen'le beraber Kuzey Irak'taki bölgesel Kürt yönetimini muhatap almadığınızı söyleyeceksiniz. Cumhurbaşkanınız teröre destek veren bölgesel yönetimle ilişki kurulmasını reddedecek. ABD'ye gönderdiğiniz Genelkurmay Başkanınız, tam siz bu beyanatı verirken ABD'de, hasmane konuşan peşmergelerle görüşmeye karşı çıkacak. Sonra da kalkıp 'Kuzey Irak'taki Bölgesel Kürt Hükûmeti ile ilişkileri geliştirecek adımlar atılabilir. Neden olmasın?' deyip huzurdan, barıştan bahsedeceksiniz...
Bu sırada, peşmerge yönetimi de Neçirvan Barzanî'nin sözcülüğüyle Türkiye ve Türk ordusu hakkında düşmanca beyanatlarına devam edecek.

Ağabeyliğin de, ilişkinin de yeri ve zamanı vardır
ABD'nin ve peşmergelerin hoparlörlüğünü yapan misyon sahibi bazı ağızların bu yazdıklarıma itirazlarını duyar gibiyim. 'Efendim, diplomatik ilişkiden ne zarar gelirmiş? Türkiye, ağabey rolü oynamalıymış. Kürt sorunu barışçıl ve siyasî biçimde çözümlenirmiş' falan filan diyeceklerdir.
Ağabeyliğin de, diplomatik ilişkinin de yeri ve zamanı vardır. İktidarınız döneminde ilk defa birleşik bir Türkiye görüntüsü içerisinde, askerî gücünüzü diplomasinizin arkasına yerleştirerek güvenliğinizi ve millî menfaatlerinizi ciddî şekilde tehdit edenlerin üzerine gidiyorsunuz. Bu konuda ABD'yi de ikna etmek üzereyken PKK destekçilerinin burnunu sürteceğinize, bilmem kaçıncı defa çark ederek, bir hafta önce muhatap kabul etmediğiniz kişilerle diplomatik ilişkiden bahsediyorsunuz.
Ve, bir anda Türkiye'nin elindeki kozlar berhava oluyor.
Bu durumda, ilkbaharda PKK terör saldırılarını yeniden başlatacak. O zaman şehit ailelerine ne cevap vereceğiz? ABD, Kerkük'te bindirilmiş, taşınmış peşmergelerle referandum yaptırırsa, nasıl müdahalede bulunacağız?
Geçen gün Barzanî taraftarı bir siyasî Kürtçü şöyle alay ediyordu: "Adama adın nedir diye sormuşlar. 'Mülayim' cevabını vermiş. Sert olsan ne yazar demişler..."

Gerçekleri görünüz artık...
Türkiye'yi yönetenler PKK terörü, Irak'taki Kürt Yönetimi, ABD ve AB konusunda gerçekleri görerek tutarlı bir politika uygulamak zorundadır. Aksi takdirde, verilecek açıkların telafisi çok zor olacaktır. Şöyle ki;
1. Önce, Türkiye'nin halkının en az yüzde 85'inin Türk asıllı olduğu ve yüzde 94'ünün kendisini Türk olarak tanımladığı; Türkiye'nin bir 'mozaik' olmadığı; ırka değil vatandaşlık ve kültür esasına bağlı bir 'Türklük' anlayışının kabul edildiği ve bunun 'Türkiyelilik' olarak adlandırılamayacağı; Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter (tekçi ) bir devlet olduğu gerçeği bilinmelidir. Türkiye'de yaşayan yüzde 9 civarındaki Kürt asıllı vatandaşımızın pek az bir kısmı ırkçı-bölücü Kürtçülük hareketinin tesirindedir. Burada uygulanacak ana politika, ırkçı-bölücülerle normal vatandaşı ayırt ederek, bölücülüğe taviz vermeden hukuk çerçevesinde faaliyetlerini etkisiz kılarken tabandaki kardeşlerimize sahip çıkmak olmalıdır.
2. PKK terör örgütü Kuzey Irak'ta konuşlanmıştır ve bölgesel peşmerge yönetimi tarafından desteklenmektedir.
Bu yönetim ise ABD'den cesaret almaktadır. Yapılacak iş, önce kapsamlı bir 'sınır ötesi operasyon'la PKK yuvalarını ortadan kaldırmak ve peşmerge yönetimine gereken dersi vermektir. Bunun için, silahlı müdahale dışındaki zorlayıcı tedbirlerin de alınması lâzımdır.
3. Bu sene Kerkük'teki referandum mutlaka engellenmeli ve Kerkük'ün peşmerge yönetimine bağlanması önlenmelidir. Bunun için, gerekirse askerî müdahaleyi de göze almak icap eder. Zaten, Başbakan'ın bu konuda taahhüdü vardır.
4. Ancak bu tedbirlerin alınmasından sonradır ki, Türkiye 'ağabeylik' rolünü üstlenir ve Merkezî Irak Hükûmeti çerçevesinde bölgesel yönetimlerle de diyalog kurabilir. Bu diyalogların da diplomatik teamüllere uygun şekilde yapılması gerekir.
* * *
Unutmayalım ki, Milliyet'in 764 bin kişinin iştirak ettiği anketinde yüzde 84'ün arzusu hilafına 'Kurtlar Vadisi Terör' dizisi yasaklatılarak 'Kürt Sorunu'(!)na çözüm bulunamaz.