Egemenliğin sahibi kimdir?

Hiç düşündünüz mü? Mustafa Kemal Paşa, önderliğini yaptığı 'Millî Mücadele'yi neden 'Millî Egemenlik' temeline dayandırmıştır? Anadolu'daki bütün ordu birliklerinin kendisine bağlı olduklarını bildirmelerine rağmen...

Hiç düşündünüz mü? Mustafa Kemal Paşa, önderliğini yaptığı 'Millî Mücadele'yi neden 'Millî Egemenlik' temeline dayandırmıştır? Anadolu'daki bütün ordu birliklerinin kendisine bağlı olduklarını bildirmelerine rağmen, niçin bir 'Devrim Konseyi' oluşturup başına geçmemiştir de, o zor şartlar altında mümkün mertebe temsile dayalı bir Meclis teşkiline çalışmıştır?
Atatürk, Nutuk'ta, düşünülen kurtuluş çarelerini sıraladıktan sonra kararını şöyle açıklıyor: 'Efendiler bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da hâkimiyet-i milliyeye müstenit, bilâkaydüşart
müstakil yeni bir Türk Devleti tesis etmek.' Atatürk, 'Millî Mücadele'nin başlangıcından itibaren 'Millî Egemenlik' düsturunu mücadelesinin temel unsuru olarak görmüş ve mücadeleyi millete dayandırarak zafere ulaşmıştır. O'nun 23 Nisan 1920'de Ankara'da topladığı TBMM'nin temelinde, 'Kuvay-ı Millîye' teşkilatlarının, 'Müdafa-i Hukuk' cemiyetlerinin, halk temsilcilerinin yer aldığı 'Erzurum ve Sivas Kongreleri'nin faaliyetleri bulunmaktadır.
Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin siyasî temeli de 'Millet Egemenliği'dir.
***
'Anladık yahu! Her 23 Nisan'da bunları tekrarlamak zorunda mısın?' diye sormayınız bana... Eğer, Büyük Atatürk'ün Millî Mücadele'nin ve Devlet'in temelini dayandırdığı 'Millet Egemenliği' ve bu egemenliğin tezahür ettiği TBMM istiskal ediliyorsa, küçümseniyorsa; milletin seçtiği temsilciler horlanıyorsa; hâlâ bir bürokratik oligarşik azınlık, çoğunluğa dayatmada bulunabiliyorsa, ben bu yazdıklarımı her 23 Nisan günü tekrarlamak mecburiyetindeyim.
Her fırsatta, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere, yüksek yargı, üniversite yöneticileri, bürokrasi ve medya tarafından aşağılanan yaralı bereli 'yasama', ne yazık ki, 87 yıl önce Millî Mücadele'nin savaş şartlarında Atatürk gibi millî bir lidere kök söktüren ilk TBMM'nin gücüne sahip değildir.
Yürürlükteki gayrimeşru darbe Anayasası'nın açık hükümlerine karşılık, binbir türlü hukukî madrabazlıklarla TBMM'nin en tabiî görevi ve yetkisi olan Cumhurbaşkanı seçme işi, milletin temsilcilerine çok görülmektedir. Jakobenizmin 'son kalesi'nin düşmemesi için bütün 'millî irade' ve 'millî egemenlik' düşmanları bir araya gelmiş, hukukun ırzına geçerek dayatma formülleri aramaktadırlar.
Öyle ya, onlara göre, 'Millet câhildir, istismara müsaittir; devletin idaresini millete bırakırsak ya irtica gelir ya da milli bütünlük bozulur.' Milletin seçtiklerini beğenmeyen, milletin değerleriyle kavgalı, İttihatçı artığı yeni 'halâskârlar', bir bakıma 'Demokrasi Bayramı' olarak kutlanan 23 Nisan'da, 'Ulusal Egemenlik' kavramını, içi boşaltılmış törensel bir sembol olarak algılamaktadır. Milletin seçtiği temsilcileri birer böcekmiş gibi horlayan dayatmacı jakoben bürokrasi ile hiçbir zaman sandıktan çıkamayan CHP baronları, 'egemenlik içinde egemen' olma çabalarını sürdürmektedir.
***
İşin tuhaf tarafı, 23 Nisan 'Ulusal Egemenlik' bayramlarının, darbe dönemlerinde de aynen kutlanmaya devam edilmesidir. Düşünebiliyor musunuz? Herifçioğlu kalkmış silah zoruyla millî egemenliğin canına okumuş, TBMM'yi kapatmış veya üzerinde baskı kurmuş; sonra da hiç utanmadan Ulusal Egemenlik Bayramı kutluyor. Beni en çok güldüren ve hüzünlendiren hâtıralarım, darbe dönemlerinde kutlanan 23 Nisan bayramlarında, darbecilerin millî egemenlik hakkında attıkları nutuklara dairdir. Üniformalı bir 'ulusal egemenlik temsilcisi'nin(!), 23 Nisan çocuklarına 'millet iradesi' hakkında attığı nutuktan daha 'trajikomik' bir şey olabilir mi?
Meğerse olabilirmiş... Yedi yıl boyunca millî iradeyi horlayarak TBMM'yi işleyemez hâle getirmeye çalışan bir Devlet Başkanı'nın attığı 'millî egemenlik nutku'...
Bereket versin ki, cumhursuz Cumhurbaşkanı Sezer, mevcut TBMM'ye dokundurmadan, milletvekillerinin kulaklarını çekmeden geçmemiş de, 'TBMM Atatürk ve devrimlerine bağlılığını kanıtlamak zorunda' buyurarak tarihsel jakoben misyonunu kurtarıvermiş...
Sezer'in başını çektiği jakoben bürokratik oligarşi artık anlamalıdır ki, egemenlik milletindir; asla kendilerine ait olmayacaktır. Türk Milleti, eninde sonunda egemenliğin tek ve gerçek sahibi olduğunu gösterecektir.