En iyi politika doğru politikadır

Sevgili okuyucular, siyaset bir denge sanatıdır. Hele, bir ülkede toplumdaki çeşitli kesimlere hitap ederek iktidara gelmek ve iktidarını devam ettirmek gerçek bir marifettir. Bazen toplumdaki bir kesimi memnun etmeye...

Sevgili okuyucular, siyaset bir denge sanatıdır. Hele,
bir ülkede toplumdaki çeşitli kesimlere hitap ederek iktidara gelmek ve iktidarını devam ettirmek gerçek bir marifettir. Bazen toplumdaki bir kesimi memnun etmeye çalışırken, başka bir kesimi üzerek karşınıza alabilirsiniz. Zaten herkesi aynı derecede memnun eden politikadan şüphelenmek gerekir.
Siyasette denge arayışı şarttır ama çeşitli kesimlerin menfaatleri arasında sıkışırsanız, siyasî kazancı en fazla olanı değil, memleket için faydalı olan ‘doğru’ politikayı
uygulamak lâzımdır.

Bölünmüş toplumda siyaset zordur
Efendim, Türkiye’de demokratik rejime geçildiğinde toplumda bölünmüşlük ve kutuplaşma bu kadar değildi. Daha
doğrusu, toplum ikiye ayrılmıştı: Birincisi, Cumhuriyet aristokrasisi, bürokrasisi ve seçkinciliğini temsil eden CHP; ikincisi ise ezilmiş fakir halk kitleleri, köylüler, orta sınıfın büyük bölümü, milliyetçiler, dindarlar, Alevîler, Kürtler, kısaca CHP dışında birleşmiş bir toplum vardı.
27 Mayıs, CHP oligarşisinin düzenlediği bir darbedir. CHP’lilere ilâveten üniversite çevrelerinin, basın-yayın ve bürokrasinin yıldızı 27 Mayıs’ta parlamış; lâkin toplumdaki ilk ciddî bölünme, mürteci/gericiler ile devrimci/ilericiler arasında ortaya çıkmıştır.
27 Mayıs sonrasında Türk toplumundaki farklılıkları kaşıyanlar, Soğuk Savaş’ın marksist saldırıları çerçevesinde, toplumu terör eylemleriyle devrimci-karşı devrimci, alevî-sünnî, Kürt-Türk, sağcı-solcu diye bölmeye çalıştılar.
Son dönemde, başımıza bir de lâikçi-anti lâikçi tartışması ve bölünmesi çıktı.
Böylesine bölünmüş ve kutuplaştırılmış bir toplumda, AK Parti haricinde Türkiye’nin bütün bölgelerinde, illerinde ve ilçelerinde varlık gösteren hiçbir siyasî parti yoktur. 

AK Parti’nin Güneydoğu ve  Kürt politikası doğrudur
Efendim, AK Parti’nin ve Başbakan Erdoğan’ın Güneydoğu ve Kürt politikası doğrudur. Zira:
1. Başbakan, Güneydoğu halkını ve Kürt kardeşlerimizi hasbî olarak kucaklamış ve her türlü ayrımcılığa karşı olduğunu haykırarak demokrasiye ve insan hak ve hürriyetlerine uygun politikalar tatbik etmiştir.
2. Başbakan, Güneydoğu için görülmemiş bir ‘hizmet programı’ hazırlayarak uygulamaya koymuştur.
3. Başbakan ayrıca, ekonomik, sosyal
ve kültürel konularda cesurane açılımlar yapmış; Kürtçe TRT-6’yı yayına
başlatmış ve Kürdoloji enstitüleri açılması sözünü vermiştir.
4. Lakin Başbakan, ‘kimlik’ politikasına ve ayrımcılığa da -kimden gelirse gelsin- karşı çıkmıştır. Ayrıca, ‘Tek millet’ düsturundan da tâviz vermemiştir.
5. Bu arada, terör örgütüne karşı
güvenlik güçlerimizin de operasyonları
devam etmiş; kendisine yöneltilen haksız saldırılar karşısında Başbakan’ın kasıtlı olmayan sözleri ise DTP’liler ve liberal geçinenler tarafından istismar edilmiştir.

Başbakan isteseydi kolayca 50’nin üzerine çıkabilirdi
Efendim, 29 Mart Mahallî Seçimleri sonuçlarına göre; AK Parti, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yüzde 39.77, Doğu Anadolu Bölgesi’nde de yüzde 38.36 oranında oy alarak Türkiye ortalamasını tutturmuştur. DTP ise, Güneydoğu’da yüzde 27.65 ve Doğu’da yüzde 24.15 oranında oy alarak AK Parti’nin çok altında kalmıştır.
Başbakan isteseydi, bu bölgelerde Türkiye’nin millî bütünlüğü aleyhinde kimlik konusunda tâvizler verebilirdi.
Diğer taraftan, TRT-6’nın Kürtçe yayına başlaması ve Başbakan’ın Güneydoğu’ya tâviz vereceği iddiasının muhalefet tarafından yayılması, AK Parti’nin başta Manisa, Balıkesir ve Trakya illeri olmak üzere büyük miktarda oy kaybına sebep olmuştur. Eğer Başbakan, birilerinin iddia ettiği gibi, askerle antidemokratik ilişkiler içine girseydi ya da Kürt konusunun çözümünde yeniliğe açık olmasaydı; hele bu bölgelerdeki vatandaşlarımızın millî hassasiyetlerini istismar etseydi, AK Parti kolayca yüzde 50’nin üstüne çıkabilirdi.

Bundan sonra ne yapmalı?
Efendim, bundan sonra da Başbakan’ın siyasî dengesini doğru olarak kurduğu politikaya devam edilmelidir.
Buna göre, bir yandan Güneydoğu ve terör konusunda, güvenlik boyutunu ihmal etmeden yeni demokratik açılımlar geliştirilmeli; diğer yandan, Türkiye’nin yüzde 85’ini meydana getiren Türk çoğunluğun millî hassasiyetlerini gözeterek, onlara birlik ve bütünlük konusunda teminat verilmelidir.
Bu arada şu hususu altını çizerek belirtelim ki, Yeni Anayasa hazırlıklarında, Türkiye’nin üniter ve millî yapısını değiştirmeye kimsenin gücü yetmez.
Zira milletimiz buna izin vermeyecektir.
Kimse boşuna heveslenmesin...