Ey derin devlet, elma dersem çık!

Nasreddin Hoca, evinin anahtarını ahırda düşürmüş. Lâkin bahçede arayıp dururmuş. Karısı, anahtarı nerede kaybettiğini sorunca, 'Ahırda kaybettim ama şimdi orası çok karanlık, onun için bahçede arıyorum' cevabını vermiş.

Nasreddin Hoca, evinin anahtarını ahırda düşürmüş. Lâkin bahçede arayıp dururmuş. Karısı, anahtarı nerede kaybettiğini sorunca, 'Ahırda kaybettim ama şimdi orası çok karanlık, onun için bahçede arıyorum' cevabını vermiş. Aynen fıkrada olduğu gibi, ne menem şeyse, 'derin devlet'in tehlikeli sularına girmeden, biz de onu birkaç fukara polis ile jandarmanın başarı hatırası olarak bayrak önünde çektirdiği fotoğraflarda arıyoruz.
Daha önce de defaatle yazdım. Bendeniz, ömrümü devlet hizmetinde geçirdim.
Devletin her kademesinde ve bürokrasinin tepe noktasında bulundum. Velhâsıl, bu devletin her tarafını avucumun içi gibi biliyorum.
Ve açıkça iddia ediyorum ki, 'derin devlet' diye bir saçmalık yoktur...
***
Değerli dostum Yavuz Donat, geçen günkü yazısında, 'Derin devlet konusunda bu kadar devlet tecrübesi olan Hasan Celâl'in bile kafası karışık' diyor. Çünkü ona 'Derin devletten şikâyet ettiği için Başbakan hem haksız,
hem de haklıdır' demiştim...
Bu konuda Başbakan haksızdır. Çünkü, deriniyle de, sığıyla da devletin yönetiminden kendisi sorumludur. Kendi sorumluluğundaki bir meseleden de şikâyet etmeye hakkı yoktur.
Bu konuda Başbakan haklıdır. Çünkü, parlamenter sistemdeki bu sorumluluğuna karşılık gerekli yetkiye sahip değildir. Yani, davulu Başbakan'ın boynuna asmışsınız; tokmağı başka ellere vermişsiniz. Halkın oyuyla 'iktidar' olmuş; hattâ Meclis'in üçte ikiye yakın çoğunluğuna erişmiş amma ve lâkin bir türlü 'muktedir' olamamış. Bu durumda elbette
'derin devlet'ten şikâyet etmekte haklıdır.
***
Bugünlerde gene 'derin devlet' moda oldu. Körlerin fili tarif ettikleri gibi, bu konuda herkesin ayrı bir tarifi var. Türkiye'nin her yerinde verdiğim çok sayıda konferanslar esnasında, halkın 'derin devlet'i, erişilmez ve meçhul bir kavram olarak algıladığını görmüştüm. Bu algılamada, bir kötümserlik ve çözümsüzlük vardı.
Bana göre 'derin devlet' diye sır perdesine büründürülerek soyutlaştırılan; aslında, vatandaşına karşı dayatmada bulunan,
kendi doğruları için milletin taleplerini hiçe sayan, gayrimeşru müdahalelerle millet iradesinin üzerine çıkan ve hukuka aykırı eylemlerde bulanan 'bürokratik güçler'dir.
Sakın, 'Bak, sen de anahtarı aydınlıkta arayıp birtakım soyut laflar ediyorsun' demeyiniz. Buyurunuz, işte size 'derin devlet' manzaraları...
Bu ülkede, 1960'dan beri 4 defa darbe yapılmış ve bir tekinin hesabı görülmemiş ve failleri cezalandırılmamışsa, derin devleti ortadan kaldırabilir misiniz?
28 Şubat'ta, bırakınız kanunu, yönetmeliği, bir tek meşru 'onay'a bile dayanmayan illegal 'Batı Çalışma Grubu' cuntası kurulmuş ve
bunun -benim dışımda- kimse hesabını soramamışsa; hâlen bu örgütlenmenin uzantıları yaşatılıyorsa, derin devleti tasfiye edebilir misiniz?
12 Eylül'de, özellikle İstanbul 'da Sıkıyönetim Komutanlığı, Emniyet Teşkilâtı ve istihbarat birimlerinin yasa dışı uygulamaları kolaylıkla örtbas edilmişse; bunun yanında mafyanın çelik çomak oyunlarıyla uğraşılmışsa, siz hangi derin devletten dem vurabilirsiniz?
Varlığı yokluğu belli olmayan istihbarat birimleriyle, devlet bütçesinden alınan silahları Güney Doğu'da Hizbullah'a dağıtanların üstü örtülürken; geçen yıl bizzat Jandarma'nın yaptığı fişlemede, bakanların, milletvekillerinin adı geçerken, siz nasıl olup da derin devletten bahsedebilirsiniz?
28 Şubat'ta illegal cunta örgütü, Genelkurmay'da yüksek yargı mensuplarına, hâkimlere, savcılara 'brifing' adı altında direktifler yağdırırken; millî iradenin temsilcisi siyasî partiler emir komuta zinciri altında kapatılırken; siyasallaştırılmış yargı, hukuku bırakıp
'vatan kurtarıcılığı'na soyunmuşken, derin devlet masallarının esamisi okunur mu?
Devletin güvenlik ve istihbarat birimlerinin mafyayı kullandıkları, artık çoluk çocuk tarafından her akşam TV'lerde seyredilirken; bu kadar yaygınlaşan iddialar karşısında 'derin devlet' teşhisiyle işin içinden çıkabilir misiniz?
Ya, Ecevit'ten bu yana bol bol edebiyatı yapılan ama tek bir yetkilinin dahi hakkında gerekli açıklamalarda bulunmadığı 'gladyo' ve
'kontrgerilla'ya ne demeli?...
***
En iyisi şöyle seslenmek:
'Ey derin devlet elma, elma, elma...'