Eyalet sistemi bölünmeye yol açar

Hani bir laf vardır: 'Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz' derler. Teşbihte hata olmaz; Evren Paşa'nın, 'bölge valiliği'nden dem vurarak 'Kürt sorunu'na(!) çözüm bulma fantezisi...

Hani bir laf vardır: 'Bir deli kuyuya bir taş atar, kırk akıllı çıkaramaz' derler. Teşbihte hata olmaz; Evren Paşa'nın, 'bölge valiliği'nden dem vurarak 'Kürt sorunu'na(!) çözüm bulma fantezisi, bizim Kürtçü ABD-AB mihverli 'siyasal ve demokratik çözüm'cü aydınları heyecanlandırdı. Derakap 'adem-i merkeziyetçi' kesilen bizim nevzuhur Prens Sabahattin'ler, bu fanteziye sarılıverdiler.
Adını ne koyarsanız koyunuz; ister 'bölge valiliği', ister 'eyalet sistemi' ya da açıkça 'federal sistem' deyiniz; hiç fark etmez. Hatta, modern yönetim anlayışının masumane yetki devirleri dahi, bölücü zihniyetteki mihrakların ekmeklerine yağ sürebilir. Nitekim, yerel yönetimlerle ilgili son reformların -iyi niyetle yapılmış olmalarına rağmen- DTP'nin elindeki yönetimlerde nasıl suistimal edildiği açıkça görülmektedir.
17 Aralık 2004 tarihinde yapılan Brüksel toplantısından önce, ayrılıkçı Kürtçüler'in Avrupa gazetelerine verdikleri ilanlardaki 'özerk yönetim' ve 'federasyon' talepleriyle, Evren'in 'eyalet sistemi' çözümü arasında esas itibariyle hiç fark yoktur.
* * *
Terörle mücadele için 1987'de 'Olağanüstü Hal Bölge Valiliği' kurulmasına karşı çıkmıştım. O tarihte Devlet Bakanı ve Hükûmet Sözcüsü idim. Merhum Özal ile tartışarak bunun iki bakımdan mahzurlu olduğunu anlattım. Birincisi, bu uygulama Türkiye'yi tekrar sıkı bir rejime götürebilirdi. Ancak, en büyük mahzuru, adı konulmadan âdeta Türkiye'de bir 'Kürt bölgesi'nin ilanı şeklinde yorumlanabilir olmasaydı. Nitekim, bundan sonra bu bölgeyi 'Türkiye Kürdistanı' olarak kabul eden dış yorumcular, delil diye bu olağanüstü hâl bölgesini göstermişlerdir.
Özal itirazlarımı kabul etmeyince, Cumhurbaşkanı Evren'e gidip endişelerimi anlattım fakat bir netice alamadım. Her ikisi de, bu uygulamanın terörle mücadele bakımından önemli olduğunu söylüyorlardı. Halbuki, bölge valiliği ilan etmeden de, sözkonusu illerde olağanüstü hâl uygulamasına gidilebilirdi.
Bu hatalı uygulama, Türkiye'nin bütünlüğü bakımından ne derece hassas davranılması gerektiğinin açık bir göstergesidir.
* * *
Birçok yorumcu, Osmanlı'daki eyalet sistemiyle Türkiye için ileri sürülen eyalet sistemini birbirine karıştırıyor. Osmanlı idare sistemi, sanıldığı gibi bölük pörçük bir yapıya sahip değildi. Merkezî idarenin eyaletler üzerinde tam bir hâkimiyeti mevcuttu. Esasen Osmanlı'daki 'eyalet', 'vilayet' ile eş anlamlı olarak kullanılıyordu. Nitekim, son dönemde eyalet yerine vilayet deyimi kabul edilmiştir. Kısaca, tarihimizdeki eyaletlerin 'federal devlet' ile hiçbir ilgisi yoktur.
Diğer taraftan, ABD'deki eyalet sisteminde ise merkezî yönetimin çok büyük ağırlığı vardır. Buna karşılık, hâlen ABD'de dahi bu sistem zaaf unsuru olarak görülmektedir. Hele SSCB, Yugoslavya, Çekoslovakya ve Belçika örneklerinde, federatif sistemin nasıl bölünmeye yol açtığı cümlenin malumudur.
1920'de imzalanan Sevr Antlaşması'nın, Türkiye'yi nasıl parçalamak istediği bilinen bir gerçektir. ABD desteğindeki peşmergenin geçen yıl hazırladığı 'Irak Kürdistanı Anayasası'nda bile bu antlaşmaya atıfta bulunulabiliyorsa, Türk aydınlarının 'eyalet sistemi'nden söz ederken bin düşünüp bir konuşmaları gerekir.
* * *
Kürtçülerin hesapları açıktır. Önce Irak'ta federal-konfederal yapılanmaya gitmek ve Kerkük'ü de alıp bağımsız devlet kurmak; sonra Türkiye'de federal yönetime giderek Güney Doğu'yu koparıp bu devletle birleştirmek. Bu açık gerçeği görmemek için ya aptal ya da kötü niyetli olmak lâzımdır.
Bizim bölünme saplantımız, 'Sevr paranoyamız' yoktur. Bu millet, vatanını müdafaa etmek için her fedakârlığa hazırdır. Âkif'in dediği gibi 'tek dişi kalmış canavarlar' bizi korkutamaz. Milletimizin vatanseverliği ve kahraman ordumuz en büyük teminatımızdır.
Lâkin, bütün bu hesapları bilmeli ve ona göre tedbirlerimizi almalıyız.