Fazıl Say'a sahip çıkmak

Piyanist Fazıl Say, bir Alman gazetesine verdiği beyanatta kelimenin </br>tam manasıyla saçmalamış. Türkiye'yi yüzde 70, yüzde 30 diye ayırıp, 'Biz azınlıkta kaldık...

Piyanist Fazıl Say, bir Alman gazetesine verdiği beyanatta kelimenin
tam manasıyla saçmalamış. Türkiye'yi yüzde 70, yüzde 30 diye ayırıp, 'Biz azınlıkta kaldık, Türkiye hayallerim öldü, Türkiye'yi terkedebilirim' demiş.
Bu beyanatı bazı arkadaşlarım, 'Bu da Orhan Pamuk gibi ödül peşinde, Türk düşmanlarından aferin bekliyor' şeklinde yorumladılar. Ben bu görüşte değilim. Satır aralarında, bir sanatçının hüsranını, sükûtu hayâlini ve teessürünü hissedebiliyorum. Bu feveranında Fazıl Say'ın samimî olduğu kanaatindeyim. Lâkin, onu aslâ haklı bulmuyorum.
Ülkenizde siyasî ve sosyal görüşlerinizin genellikle paylaşılmadığını, hayat tarzınızın benimsenmediğini düşünüp üzülebilirsiniz. Bu konularda eleştirilerde bulunma hakkına da hiç şüphesiz sahipsiniz. Ancak, ülkenizi ve sizin ifadenizle halkınızın yüzde 70'ini yabancılara kötülemeye hakkınız yoktur.
Sizden daha kabiliyetli ve şöhretli birçok piyanistimiz var. Siz hiç İdil Biret, Verda Erman, Selman Ada, Tuluyhan Uğurlu ya da Gülsin Onay'ın ülkesini terketmekten bahsettiğini işittiniz mi? Pekinel kardeşlerin Türkiye aleyhindeki tek beyanatını hatırlıyor musunuz?..
Bırakınız milliyetçi, sağcı sanatçıları, Türkiye'nin düzenine ters düşmüş ve yurtdışına kaçmış olanlar bile bu memleketin hep özlemini çekmişlerdir. Bakınız Nâzım Hikmet ne diyor:
'Memleketimi seviyorum:
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
Memleketimin şarkıları ve tütünü gibi'
Nâzım Hikmet gibi, 'Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni' diye vasiyet etmenizi beklemiyoruz ama Allah gecinden versin, sizi Almanya'da, İsviçre'de ya da Fransa'da haçların gölgesinde yatarken görmek de istemiyoruz...
***
Fazıl Say'ın bazı kompozisyonlarını beğenirim. Uluslararası ödülleri olan, genç ve değerli bir sanatçımızdır. Verdiği beyanatın tek kelimesini bile doğru bulmuyorum. Ancak, gene de içimden ona 'Gidersen git' demek gelmiyor. Onu fazıl saysak da saymasak da gitmesini istemek yerine, gitmemesini sağlamaya, mümkünse gönlünü almaya çalışmalıyız.
Türkiye'den kimsecikler gitmemeli. Hiç kimseye 'Ya sev, ya terket' diyemeyiz. Hele sanatçılarımıza, bilim adamlarımıza, aydınlarımıza
hiç diyemeyiz. Milletimizden, halkımızdan, değerlerimizden kopuk olsalar bile...
***
Fâtih, 1453'te İstanbul'u fethettiği zaman, İstanbul yıkık dökük 25 bin nüfuslu bir virâne idi. Fatih, dünyanın her yerine haber salarak,
âlim, sanatkâr veya sermayedar olan herkesi, hiçbir din ve ırk ayırımı yapmadan İstanbul'a dâvet etti. İstanbul'un yerli halkı muhafaza edildi; Avrupa'dan, Asya'dan, Kuzey Afrika'dan ilim ve sanat sahipleri İstanbul'a gelerek yerleştiler ve bir 'beyin göçü' yaşandı. Çeyrek asır sonra 1480'lerde İstanbul'un nüfusu 75 bine ulaşmış ve İstanbul dünyanın kültür, sanat, bilim ve ticaret merkezi hâline gelmişti.
Daha dün denilebilecek kadar yakın bir zaman önce, 2. Dünya Savaşı esnâsında, Nazi zulmünden kaçan Musevî asıllı Alman bilim adamlarına kucağımızı açmıştık. Bu bilim adamları, üniversitelerimize önemli katkılarda bulunmuşlardı.
Atatürk, Macar, Alman, Rus Türkologları Türkiye'ye dâvet ederek Türk tarihinin ve dilinin derinlemesine araştırılmasını sağlamıştı.
Türk Milleti, tarihi boyunca hiçbir devirde yabancı kültür, sanat ve medeniyetlere sırtını dönmedi. Bilâkis, onları kucaklayarak yeni ve güzel sentezlere ulaşmasını bildi. Ayırımcı ve itici olmadı; birleştirici ve toparlayıcı oldu.
***
Fazıl Say'ın söylediklerini anlık bir feveran olarak kabul ediyorum. Değerli Kültür Bakanımız Ertuğrul Günay'ın onunla ve sanatçılarla yakından ilgileneceğine inanıyorum. Unutmayalım ki, gönül kırmak kolay, kazanmak zordur.