Füzeler...

Bizde, yabancı-laşmış aydının sathîliği ve eski diyalektik kısır döngüler yüzünden dar görüşlü yaftacılık vardır. Bir zamanlar, sosyal adaletten bahsedenler nasıl McCarty'ci bir anlayışla 'komünist' diye yaftalanmışsa...

Bizde, yabancı-laşmış aydının sathîliği ve eski diyalektik kısır döngüler yüzünden dar görüşlü yaftacılık vardır. Bir zamanlar, sosyal adaletten bahsedenler nasıl McCarty’ci bir anlayışla ‘komünist’ diye yaftalanmışsa, millî menfaatlerden bahsedenlere ve millî değerleri savunanlara ‘faşist’, dindarlara da ‘mürteci’ damgası vurulmuştur. Böylece ortaya, bir papağanlar güruhunun ya da ağustos böcekleri korosunun şahsiyetsiz, kimliksiz teranelerden ibaret, birkaçbin kelimelik âvâzeleri çıkmıştır.
Türkiye, 1 Mart 2003’te tarihinin en önemli fırsatını, bu akıldâneler yüzünden kaçırmış; bu romantik koro nükleer enerji santrallerine mâni olmuş ve dış politikadaki millî menfaat gerçekçiliği yerine, hümanist maskeli uluslararası çıkar çevrelerinin tuzağına düşmüştür.
Büyük Atatürk’ün ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ vecizesi ne güzeldir... Lâkin aynı Atatürk, Millî Mücadele ve kazanılan zaferler neticesinde devletimizi kurmuş ve ömrünün sonuna kadar Hatay’ın Türkiye’ye ilhakı ve Musul Meselesi ile uğraşabilmiştir.
İslâmiyet barış dinidir; ‘İslâm’ın kelime anlamı da barıştır. Hz. Muhammed (s.a.s.) sevgi ve barış peygamberidir ama Hakkı müdafaa için bizzat savaşmıştır.
Abdülhak Molla’nın, halkımızın çok kullandığı şu beyiti, aslında stratejistlerin kitaplar dolusu ortak görüşlerini çok güzel özetlemektedir.
‘Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz ü felâh
Hazır ol cenge eğer ister isen sulh ü salâh’.
***
‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ büyük bir devlettir. Siz paçamıza dolananlara aldırmayınız; bunlar bizim için sivrisinek vızıltısından ibarettir.
Türkiye, 250 milyonluk Türk Dünyası’nın ve 1,5 milyarlık İslâm Dünyası’nın tartışılmaz lideridir. Türk Milleti, 6 bin yıllık tarihinde kurduğu 200 civarındaki devletle geçmişte birçok defa ‘cihân hâkimi’ olmuştur.
Son yıllarda artık büyüklüğünün farkına varmaya başlayan Türkiye, bir ‘Merkez Ülke’ ve ‘Küresel Güç’ olduğunu bilerek hareket edebilmektedir. Türkiye’yi idare edenlerin bu başarılarının ardında dünyanın en güçlü ve disiplinli ordularından biri yatmaktadır.
Gündemdeki ABD’den füze alınması tartışmasında, gene Millî Eğitim Bütçesi mukayeseleri başladı. Ben de Millî Eğitim Bakanlığı yaptım ve bakanlığım döneminde hem Millî Eğitim Bütçesi’nin arttırılmasını, hem de ayrı bir ‘Eğitim Fonu’ kurulmasını sağladım. Lâkin, hiçbir zaman Millî Savunma Bütçesi’nin azaltılması görüşünde olmadım.
Aslında Türkiye gibi bir ülkenin ‘nükleer silâh’ sahibi olması da elzemdir. Burnumuzun dibindeki İsrail’de, Pakistan’da bile nükleer silâh varken ve İran’da konu tartışılırken Türkiye’nin merkezî ve küresel bir güç olarak nükleer silâhının bulunmayışı ciddî bir eksikliktir.
Başbakanlık Müsteşarlığım sırasında rahmetli Özal ile bu meseleyi çok tartışmış ve Atom Enerjisi Komisyonu’nu güçlendirmek istemiştik. Ne yazık ki, uygun idarecilere ve uzman personele ulaşamayışımız, bizi bu
hedeften alıkoydu.
***
Açıkça ifade edeyim ki, Türkiye gibi büyük ve iddialı bir ülkenin silâhlı kuvvetleri en güçlü, modern ve tesirli silâhlara sahip olmak zorundadır. Millî savunmamız için bu şarttır. Askerin siyasete müdahalesine karşı çıkmak başka bir şey, ordunun güçlü olmasını istemek başka bir şeydir.
Bu sebeple TSK için dünyanın en modern füzelerinin alınması son derece önemli ve lüzumludur. Füzelerin ABD’den alınması da doğru bir tercihtir. Silâh sanayiinde en gelişmiş teknolojinin ABD’de olduğu bilinmektedir.
Ayrıca, ABD ile NATO câmiası içerisinde beraberiz ve aramızdaki bazı ihtilâflara rağmen ABD stratejik müttefikimizdir. Bu arada füzelerin alınması karşılığında başka siyasî avantajların sağlanması da mümkün olabilecektir.
Ancak, biz eski Sayıştay Başkanı olan ve dürüstlüğüyle ün salan Millî Savunma Bakanı Gönül’ün isabetli bir tercihte bulunacağına inanıyoruz.
İnşaallah yakın bir gelecekte Türkiye’nin savunma sanayiinde ulaşacağı nokta, kendi füzelerini yapmasına da imkân verecektir.
***
Biliyorum, bu yazımı okuyan barış güvercinleri (ya da papağanları) benim ne keskin bir faşist ve barış aleyhtarı olduğumu söyleyeceklerdir. Umurumda bile değil... Milletimin benim gibi düşündüğünden eminim. Ben bir vatanseverim; Türkiye’nin ve milletimin menfaatleri benim için her şeyden daha önemlidir. Beşeriyete hizmet edebilmenin ve hümanizmin tabiî yolu da budur.