Gene lüzumsuz 'türban' polemiği

Tarhan Erdem'in KONDA şirketi tarafından yapılan 'Türban araştırması', Türkiye'nin gündemine oturdu ve gene 'türban' üzerine kısır, lüzumsuz polemikler başladı.

Tarhan Erdem'in KONDA şirketi tarafından yapılan 'Türban araştırması', Türkiye'nin gündemine oturdu ve gene 'türban' üzerine kısır, lüzumsuz polemikler başladı. Aslında, söz konusu çalışmada tek araştırılan türban değil. Ancak, hem araştırmanın yayınlandığı Milliyet gazetesinin attığı başlık, hem de Tarhan Erdem'in takdim yazısı, bunun bir türban araştırması olduğunu gösteriyor.
Cumhurbaşkanı seçiminden sonraki dört aylık dönemde türban tartışmaları durulmuş, gündemdeki yerini önce Yeni Anayasa taslağına, sonra da 'sınır ötesi operasyon'a bırakmıştı. Erdem'in araştırmasının yayınlanması ve 'türbanın hızlı yükselişi' diye takdimi, Türkiye'yi gene kısır ve yıpratıcı bir tartışmanın lüzumsuz gerginliğine taşıyor.
Komplo teorilerini sevmem ama sanki birileri, sınır ötesi operasyonla birlikte meydana gelen Hükûmet-asker kaynaşmasını tekrar bozmaya çalışıyor gibi... Bu arada, Gül'ün Cumhurbaşkanı seçilmesiyle, üniversitelerdeki utanç verici 'başörtüsü yasağı'nın kaldırılması ihtimalini düşünen yasakçı oligarşi, böyle bir araştırmanın sonuçlarını özellikle mübalağa etme eğiliminde görünüyor.
* * *
Erdem'in araştırmasında, türbanlı sayısının 4'e katlandığı iddiasının dışındaki neticeler, daha önce herkesin tahmin edebildiği gerçeklerdir. Özetle, Türk toplumu muhafazakâr, dindar ve inançlı bir toplumdur. Toplumdaki kadınların büyük kısmı başını örter. Başörtüsü oranı muhafazakâr siyasî tercihleri olanlarda daha yüksektir. Başörtüsünün asıl gerekçesi dinî inançlardır. Ancak, başörtüsü kullananlar laikliğe karşı değillerdir. Başlarını örtmeyenlerin de büyük kısmı başörtüsü yasağına karşıdır. Diğer bir deyişle, başörtüsü/türban toplumda ayrımcılık sebebi olarak görülmemektedir.
Türbanlı sayısının artışına gelince; daha iki ay önce bizim Radikal Gazetesi'nde yayınlanan A&G şirketinin araştırmasına göre başörtülü kadın sayısında azalma olduğu gösterilmişti. Herkes işine gelen araştırmayı doğru kabul ederse bilimsel bir sonuca ulaşılamaz. Erdem'in araştırmasının değerine inanıyoruz. Lâkin bu, Radikal'de yayınlanan araştırmanın değersizliğini göstermez. Demek ki, kamuoyu araştırmalarında değişik ve zıt sonuçlara ulaşmak mümkündür. Burada, sorulan sorular ve değerlendirmeler bizi farklı neticelere götürebilir.
* * *
Her iki araştırmada da 2003-2007 yıllarının esas alınması, AK Parti İktidarı döneminde türbanın artıp artmadığının tesbiti amacı güdüldüğünü göstermektedir. Araştırmayı yapanlar, değerlendirenler ve üzerinde tartışanlar, türbanın (aslında başörtüsü) modernleşmeden sapma ve geriye dönüş olduğu varsayımıyla davranmaktadır.
Bu görüş sahiplerine göre; türban laikliğe karşıtlığın ve irtacanın göstergesidir. AK Parti, 2002 yılı sonunda iktidara gelmiştir. AK Parti yöneticilerinin eşleri türbanlıdır ve AK Partililer türban taraftarıdırlar. Bu dönemdeki uygulamalar türbanın artmasına sebep olmuştur.
Bu 'bulguların' (!) ardından, artık Türkiye'nin İran'a ya da Malezya'ya döndürüldüğünü; irticanın hortladığını ve laikliğin elden gittiğini; demokrasiyi ortadan kaldıracak olanlara demokratik yolları kullanma fırsatı tanınmaması gerektiğini söyleyenler ve 'iyi saatte olsunları' tahrik ederek darbe çığırtkanlığı yapanlar çıkabilecektir.
Artık bayatlamış bu jakoben tâifeye bir çift sözümüz var: Türban, bir geriye dönüş değil, muhafazakâr genç kızlarımızın eğitim ve modernleşme talebinin göstergesidir. Toplumda bundan dolayı bir huzursuzluk yoktur. Huzursuzluk çıkarmak isteyenler, bir avuç oligarşik jakoben azınlıktır.
Erdem'in araştırmasında görüldüğü üzere, Türk toplumundaki ateist ve inançsızların oranı sadece yüzde 3,2'dir. Yani insanımızın yüzde 96,8'i inançlı ve dindardır.
Herkes hesabını buna göre yapsın vesselâm...

'Teşkilât'
Ben sütunlarımda kitap eleştirisi yapmaya fırsat bulamıyorum. Ancak, son okuduğum 'Teşkilât' adlı kitaba tek kelimeyle bayıldım. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu, genç yazar Selman Kayabaşı harika bir siyasî roman yazmış. Büyük bir birikimi, enfes bir Türkçeyle ve inanılmaz bir kurguyla dile getirmiş. Kitabı okuyabilmek için iki gece sabahladım. 'Teşkilât'ı okurken 'Devlet-i ebed müddet' fikrinin asırların arasından nasıl süzüldüğünü görüyorsunuz. Bazen Dan Brown'ın kitaplarındaki esrarı ve heyecanı, bazen de gönül dolusu lirizmi yaşıyorsunuz.
Bütün okuyucularıma Selman Kayabaşı'nın TİMAŞ yayınlarından çıkan 'Teşkilât'ını okumalarını tavsiye ediyorum. Yalnız şimdiden ikaz edeyim ki, kitabı anlamak için asgarî bir kültür seviyesinde olmak gerekiyor.