Genelkurmay terör konusunda haklıdır

Sevgili okuyucular, askerin siyasete müdahalesine ve darbelere ne derece kararlı şekilde karşı çıktığım cümlenin malûmudur. Hatta bu yüzden meşhur 'andıç'ta 'TSK karşıtı' diye haksız şekilde fişlendim.

Sevgili okuyucular, askerin siyasete müdahalesine ve darbelere ne derece kararlı şekilde karşı çıktığım cümlenin malûmudur. Hatta bu yüzden meşhur 'andıç'ta 'TSK karşıtı' diye haksız şekilde fişlendim. 27 Nisan Muhtırası'na da en açık ve sert şekilde ben tavır koydum.
Lâkin, Genelkurmay Başkanlığı'nın son açıklamasını siyasete müdahale olarak görmüyorum ve tamamen haklı buluyorum.

'Sarsılmaz kararlılık'
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin esas görevi, yurt savunması ve millî güvenliğin sağlanmasıdır. Başkent'in göbeğinde bombalar patlatılırken, her gün çok sayıda Mehmetçik terör saldırıları sonucunda şehit düşerken, siz Genelkurmay Başkanı'nın ve TSK komuta kademesinin yerinde olsanız, neler hisseder, nasıl düşünürsünüz?
Sorarım sizlere, dünyanın 5. büyük ordusu ve terör konusunda en tecrübeli gücü olan Türk Silahlı Kuvvetleri'nin, terörle mücadele konusunda görevini yapmadığını söyleyebilir misiniz?
Genelkurmay açıklamasında belirtildiği gibi, 'Türk Silahlı Kuvvetleri, terörle mücadele konusunda sarsılmaz bir kararlılığa sahiptir ve bu tür saldırılara gereken cevabı vereceği tartışılmaz bir gerçektir.'

Millî güvenlik ciddî iştir
Terörle mücadele ve Irak konusunda, Genelkurmay'ın da geçmişte bazı yanlış tutumları olmuştur. Nitekim, Büyükanıt Paşa, 12 Nisan açıklamasında bunları işaret etmiştir. Bu tutumlar arasında, Özal'ın isteğine rağmen Irak'a girilmeyişi, peşmergelerin desteklenmesi ve Çekiç Güç'ün faaliyetlerine göz yumulması hemen sayılabilir. Ancak, en hatalı tutum, 1 Mart Tezkeresi'nden önce yapılan MGK toplantısında TSK'nın tavrını koymayışı olmuştur.
Son dönemde, 'sınır ötesi operasyon' konusunda Genelkurmay Başkanı, millî güvenliğimiz bakımından bunun lüzumlu ve faydalı olacağını açıkça beyan etmiş; bu konuda, Anayasa ve demokrasi gereği olarak siyasî karar beklediklerini söylemiştir.
Buna karşılık, Başbakan'ın Genelkurmay'dan 'yazılı talep' beklediğini ifade etmesi, hem demokrasi anlayışına aykırı, hem de gereksiz bürokrasidir. Bir yandan, Genelkurmay Başkanı'nı kendinize bağlı memur olarak ilan edeceksiniz, diğer yandan da sınır ötesi operasyon için ondan yazılı talep bekleyeceksiniz...
Bu çelişki izaha muhtaçtır.
Millî güvenlik ciddî bir iştir. İpe un sererek terörle mücadele edemezsiniz.

En büyük sıkıntımız: Aydın ihaneti
Efendim, aydın geçinen, aslında bir kısmı hayalperest, ütopyaların esiri aymazlardan; bir kısmı da ABD, AB ve Talabani-Barzani uşaklığı yapan, buna karşılık kendilerine menfaat sağlayan kişilerden oluşan bir koro, her fırsatta 'barış, özgürlük ve demokrasi' gibi değerleri teröre paravan olarak kullanıyor.
Bu sözde aydınlar, teröre ve uydurma Kürt sorununa çözüm olarak hep 'siyasî, demokratik ve barışçı' çarelerden söz ederler. Nedir bunlar diye sorduğunuzda kem kümden başka cevap alamazsınız. Halbuki, açıklamada belirtildiği gibi, 'bölücü ve ırkçı terör örgütü'nün gerçek niyetleri açıkça bellidir: 'Özerk yönetim', 'federasyon' gibi aşamalardan geçerek Türkiye'yi bölmek ve parçalamak... Bunu görmemek için ya aptal ya da hain olmak gerekir.
Küreselleşme gerçeğini inkâr edecek değiliz. Ancak, Türk Devleti'nin millî ve üniter yapısını değiştirmek, Türkiye'yi bölmek ve parçalamakla eş anlamlıdır.

Türk Milleti'nin refleksi körelmedi
Genelkurmay Açıklaması'nın sonunda, "Türk Silahlı Kuvvetleri'nin beklentisi; bu terör olaylarına karşı, yüce Türk Milleti'nin kitlesel karşı koyma refleksini göstermesidir" deniliyor.
Bazıları, bu dâvet karşısında, TSK'nın halkı tahrik ettiği, sokağa dökmek istediği şeklinde yorum yapacaklardır. Dikkat ederseniz aynı kişiler, Ermeni iftiralarını da savunmuşlar, PKK'ya ve peşmergelere mazeretler uydurmuşlar ve her yana asılan Türk Bayrakları karşısında 'yükselen milliyetçilik'ten dem vurmuşlardır. Millî duygularla da yapılsa, elbette her türlü şiddet eylemine ve saldırılara karşıyız. Lâkin, Türk Milleti'nin millî refleksini köreltmeye çalışanlar başarılı olamayacaktır.
Şehit cenazelerinde ağlayıp slogan atmak yetmez. Teröre karşı -en az Cumhuriyet mitingleri kadar büyük- mitingler düzenlenmeli; siyasetin dışında bu millî davamıza hep beraber sahip çıkmalıyız.
Yetki ve sorumluluk sahibi herkes şunu bilmelidir ki, sadece şehit sayısının ve terör eylemlerinin arttığı sıralarda hamasî beyanatlar vererek bir neticeye ulaşılamaz.
Türkiye'yi idare edenler, TSK'nın terörle mücadele konusundaki 'sarsılmaz kararlılığı'na sahip olmadıkça, millî güvenliğin sağlanması mümkün değildir.