Hangi ilke ve inkılâplar?

Sevgili okuyucular, bu Pazar sohbetinde, gene son günlerde Yeni Anayasa çalışmaları ile gündeme gelen 'Atatürk İlkeleri ve İnkılâpları'ndan bahsetmek istiyorum.

Sevgili okuyucular, bu Pazar sohbetinde, gene son günlerde Yeni Anayasa çalışmaları ile gündeme gelen 'Atatürk İlkeleri ve İnkılâpları'ndan bahsetmek istiyorum.
Atatürk, Millî Mücadele'nin önderi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin, Devletimizin kurucusudur. O, Türk Milleti'nin millî kahramanı, bayraklaşmış bir simgesidir.
Atatürk, asla bir ideoloji ve doktrin adamı olmamıştır. Tam aksine, daima pratik, pragmatik çözümlerle hedeflediği değişimi gerçekleştirmiştir.
O 'nun en büyük ve değişmez ilkesi, 'çağdaş uygarlık düzeyi' olarak ifade edilebilir.

Çağdaş uygarlık düzeyi
Atatürk, Büyük Nutuk'un sonunda asıl ilkesini şöyle vaz eder: 'Görülüyor ki biz her vasıtadan yalnız ve ancak bir temel görüşe dayanarak faydalanırız. O görüş şudur: Türk Milletini medenî dünyada layık olduğu mevkie yükseltmek, Türkiye Cumhuriyeti'ni sarsılmaz temelleri üzerinde her gün daha çok güçlendirmek'.
Atatürk, kurduğu devleti 'Hâkimiyet-i milliyeye müstenit, bilâ-kayd ü şart müstakil yeni Türk Devleti' olarak tanımlamış ve bu devletin iki temel özelliğini şu şekilde tesbit etmiştir: 'İlim ve fennin en son esaslarına müstenit, MİLLÎ ve ASRÎ bir devlet' (İsmail Acar).
Halbuki, Atatürk İlkeleri diye takdim edilen 'okların' içinde ne 'Millî Devlet', ne de 'Modern Devlet' ilkesi bulunmaktadır.

Atatürk ilkeleri mi, CHP'nin altı oku mu?
Atatürk, sağlığında 'Kemalizm' diye adlandırılan 'doktrin'e karşı çıkmıştır. Çeşitli anekdotlarda, bu takdirde, görüşlerinin dogmatik hâle geleceğini söyler. Zira dogmatik ve değişmez bir Kemalizm, O'nun çağdaşlık ilkesine ve inkılâpçı/değişimci hedeflerine tamamen aykırı olacaktır.
Atatürk'ün vefatından sonra, kendi hâkimiyetlerini ve menfaatlerini gözeten sınırlı bir 'tek parti' ekibi, 'Atatürk İlke ve Devrimleri' ile CHP'yi özdeşleştirerek, O 'nun düşüncelerini dogmatik ve dar kalıplarda dondurmuşlardır. CHP'nin 'altı oku' nu 'Atatürk İlkeleri', Cumhuriyet'in ilk döneminde çıkarılan bazı kanunları da 'Atatürk İnkılâpları' olarak dayatıp, değişmez bir tabu hâlinde 'Kemalizm/Atatürkçülük' doktrini şeklinde formülleştiren 'sözde Atatürkçüler', aslında Atatürk'e ve düşüncelerine en büyük kötülüğü yapmışlardır.
Kısaca, 'muasır medeniyet seviyesi'ne erişmeyi hedef olarak göstermiş Atatürk'ün karşısına, ne yazık ki, dogmatik hâle getirilen, bir ideolojinin dar kalıplarında dondurulan ve bol bol istismar edilen Atatürkçülük/Kemalizm çıkarılmıştır.

Selçuk ve Büyükanıt'ın görüşleri
Eski Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 'Atatürk bir ideokrat ve ideolog, Atatürkçülük de bir ideokrasi ve ideoloji değildir' diyor ve devam ediyor: "Kimi içten Atatürkseverler, çoğu sığ ve yanlış Atatürkçüler, 'Atatürkçülük, laiklik' diye diye 'Atatürk'ün saatini durdurmak', hatta geriye ayarlamak üzereler. Üstüne üstlük bilinçsizce..." Selçuk 'un şu tesbitine katılmamak mümkün mü? "Atatürk'ün 'öğreti istemem, donar kalırız' sözü, iki şeye; zihinsel patinaja ve şimdiki zamanın elimizden kaçırılmasına açık ve kesin bir rettir(...) Atatürkçülük katı ve gerçeküstü (sürrealist) bir ideoloji değil, bilime dayalı bir çağcıllaşma yöntemidir".
Bu konuda dogmatik oldukları varsayılan askerlerden gelen görüşler, aslında Kemalizm'in dogmatizminin tümüyle iflas ettiğinin göstergesidir.
Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök Paşa'nın her fırsatta değişim ve modernleşme ihtiyacından söz ettiği hatırlanacaktır. 2004'te, Kara Harp Okulu öğretim yılının açılışında, Yaşar Büyükanıt Paşa'nın yaptığı konuşma, TSK'nın Atatürkçülüğe bakış açısındaki değişimi göstermesi bakımından çok önemlidir. Bu değerlendirmelerde, eski, alışılmış dogmalar yerine, 'çağdaş uygarlık düzeyi'ne erişmenin ön planda tutulduğu görülmektedir.
Büyükanıt Paşa şöyle sesleniyor: 'Ulu Önder Atatürk, bize, sizlere hiç bir dogmatik, kalıplaşmış miras bırakmamıştır. Onun manevî mirası bilim ve akıldır. Bilim ve akıl; Atatürk ilkelerinin iç dinamik gücüdür ve ilkelerinin her dönemde iç dinamiğini oluşturur ve çağa uyumunu sağlar. Bu anlayışla, bilim ve aklın rehberliğinde kendini sürekli yenileyen Atatürk İlkeleri, sonsuza dek kendilerini yenilemek, geliştirmek gücüne sahip bir düşünce sistemi olarak ortaya çıkar. Tekrar ediyorum, Atatürk bize dar bir ideolojik kalıp bırakmamıştır. Her türlü dogmadan uzak, bilim ve aklı hedef gösteren bir düşünce sistemi, hümanist ve çağdaş, gelişmeye ve değişime uygun bir dünya görüşünü miras olarak bırakmıştır'.
Hangi 'Atatürk İlkeleri'?
Efendim, CHP'nin altı oku diyerek hâlen geçerliliğini koruyan Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Laiklik'ten elbette vazgeçecek değiliz. Ancak, bir yöntem konusu olan inkılapçılık, çok genel bir ifade olan halkçılık ve artık bilimsel açıdan geçerliliği kalmayan devletçilik üzerinde ısrarın anlamı yoktur. Kaldı ki, önemini kabul ettiğimiz Cumhuriyetçilik'in demokrasi ile bağdaştırılması, Milliyetçilik'in, ayrımcı değil birleştirici olması, Laiklik'in ise 'laisizm'in dayatmacı unsurlarından arındırılmış olması gerekir.
Atatürk İlkeleri'nin başında, Atatürk'ün çok önem verdiği 'Millî Egemenlik' ve 'Tam Bağımsızlık' da bulunmaktadır. Prof. Dr. Utkan Kocatürk, ilkelerin içine 'Bağımsızlık', 'Millî Egemenlik', 'Barışçılık' ve 'Akılcılık, bilimcilik, gerçekçilik' ilkelerini de ekliyor.
Atatürk İlke ve İnkılâpları'nın neler olduğu, bugüne kadar hep tartışma konusu edilmiştir. 12 Mart 1971 sonrası 'Atatürk İlke ve İnkılâplarını Tesbit Komisyonu' bile kurulmuştu.
'Dogmatik' ve 'dar kalıplı ideoloji' olarak ele alınan 'Kemalizm'den, 'gelişmeye ve değişmeye uygun' bir 'Atatürkçü Düşünce Sistemi'ne geçiş; en az Türkiye'nin AB yolunda gerçekleştirdiği reformlar kadar önemlidir.
Hangi 'Atatürk İnkılâpları'?
Sevgili okuyucular, 'Atatürk İnkılâpları' denilince aklınıza 25 Teşrinisâni 1341 tarihli 'Şapka İktisası Hakkında Kanun'ya da 26 Teşrinisâni 1934 tarihli 'Efendi, Bey, Paşa gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanun' gelir mi? İşte 1982 Anayasası'nın 174. maddesinde korumaya alınmış 8 adet inkılâp kanununun ikisi bunlardır. Allah aşkına, bugün Demirel'den başka şapka giyen kaç kişiyi sayabilirsiniz? 'Efendi, Bey, Paşa' gibi unvanları kullanmayan tek kişi gösterebilir misiniz?
Diğer taraftan, Atatürk'ün en büyük inkılâplarından tek kelime bahis yoktur. Hani Atatürk'ün hukuk inkılâbı? Hani kadın hakları? Hani dil inkılâbı? Hani tarih inkılâbı? Eğitim inkılâbı'nı sadece Tevhidi Tedrisat Kanunu ile sınırlayabilir misiniz?...
Artık bu saatten sonra, koruma altına almasanız da, kim medenî nikâhtan vazgeçer, kim harfleri ve rakamları değiştirir?
Hâsılı, asıl önemli olan İnkılâplardan kimse söz etmezken, artık fiilen yürürlükten kalkmış ve metruk hâle gelmiş 80 yıllık kanunları İnkılâp Kanunu diyerek Anayasa'nın koruması altına almaya lüzum yoktur.
Ne yazık ki, Yeni Anayasa Taslağı'nı hazırlayan değerli bilim adamları bile çığırtkanlardan korkup bu dogmaları aynen muhafaza etmek zorunda kalmışlardır.
Son olarak şunu belirtelim ki, yapılacak en büyük inkılâp, Büyük Atatürk'ün ilke ve inkılâplarını dogmatizmden arındırmak olacaktır.