Hey Sam amca, ayağını denk al!

Sevgili okuyucular, gelecek hafta dananın kuyruğu kopuyor. Ermeni diyasporasının iftiraları, ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi'nin gündemine alındı.

Sevgili okuyucular, gelecek hafta dananın kuyruğu kopuyor. Ermeni diyasporasının iftiraları, ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi'nin gündemine alındı. Bu defa Türkiye aleyhine bir karar çıkması ihtimalinin yüksek olduğu anlaşılıyor. Amerikalılar , Türkiye'ye atacakları kazığın acısını hafifletmek için, uydurma soykırım tasarısının sonuna, çocuk aldatır gibi, PKK terör örgütünü de kınayan bir madde ilâve etmişler.

Amerikan dostluğu
Amerika'nın 19. asrın sonundan itibaren giriştiği yoğun misyonerlik faaliyetlerine ve 1. Cihan Harbi'nden sonra Başkan Wilson'un münasebetsizliklerine rağmen, tarih boyunca Amerikalılar ile hiç savaşmamış ve karşılıklı husûmet içine girmemiştik. Zaten Amerika çok uzaktaydı ve Osmanlı'ya muhatap olamayacak kadar kısa bir tarihe sahipti. Amerika'ya gösterilen sempati, içlerinde önemli isimlerin de bulunduğu bir kısım aydınımızın Mütareke Dönemi'nde 'Amerikan Mandası' talebine kadar uzanır.
2. Cihan Harbi'nden sonra Sovyetler Birliği'nin tehdidi üzerine Batı'ya ve özellikle ABD'ye yaslandık. 1952'de NATO'ya girdik ve ABD'nin indinde demokratik dünyanın en güvenilir jandarması olduk. 1953'te Kore'de ABD'nin yanıbaşında 'hür dünya' için savaşıyorduk.
1985 yılında rahmetli Özal ile beraber ABD'ye gitmiştik. Bu Özal'ın Başbakan sıfatıyla ABD'yi ilk resmî ziyaretiydi. Beyaz Saray'da Özal , Başkan Reagen ve adamlarına saatlerce Türkiye'yi anlattı. Lâkin muhataplarımız anlamsız bakışlarla cevap vermeden bizi dinliyorlardı. Buna sıkılan Özal , bana dönerek Türkçe 'Anlaşıldı, gene eski taktiği kullanacağız' diye mırıldandı ve karşısındakilere 'Türkiye'nin Sovyetlerle sınırının uzunluğunu biliyor musunuz?' diye sordu. Başta Reagen olmak üzere Amerikalıların gözleri parladı ve müzakerenin seyri müsbet şekilde değişiverdi.

'Amerika, Amerika...'
Efendim, halkımız, biraz saf, biraz da sonradan görme kabul ettiği bu sevimli 'Conileri' başlangıçta pek sevmişti. Aslında, ben de, kültürlerini basit bulsam da, bu sade, saf, kompleksiz, çalışkan insanları seviyorum. Lâkin, baştaki, herkesi aptal kendini akıllı sanan, dar görüşlü, kibirli yöneticilerin Amerikan halkının sıcaklığı ve tavazuuyla hiçbir ilgisi yoktur.
1954 yılında, Malatya'da geçen çocukluk günlerimde, sonradan propaganda maksadıyla bedava dağıtıldığını anladığım bir taş plâktan Celâl İnce'yi dinlerdik:
'Amerika, Amerika/Türkler dünya durdukça
Beraberdir seninle/Hürriyet savaşında
Bu bir dostluk şarkısıdır/Kardeşliğin yankısıdır'
Türkler , 'dünya durdukça' değil ama tam yarım asır boyunca Amerikalılar ile beraber oldular. Soğuk savaş esnasındaki Amerikan aleyhtarı gösteriler halkımızca benimsenmedi. Türklerin gözünde Amerika , hep dost ve müttefik bir ülke oldu.

Amerikan aleyhtarlığı
Lâkin bu yarım asırlık dostluk dönemi 2003'teki Irak Savaşı ile sona erdi. İlk nazarda, daha önce vaadde bulunulmasına rağmen 1 Mart Tezkeresi'nin reddiyle Amerikalıların haklı bir kızgınlığa kapıldığı düşünülebilir. Bu tarihî hata Türkiye'ye çok pahalıya mal olmuştur. Ancak, bu olayda Amerika'nın tavrının da önemli ölçüde rolü vardır. ABD , Irak Savaşı öncesinde Türkiye'yi hafife almış ve 'babasının uşağı' gibi görmeye kalkmıştır.
Esasen, Amerikalılar , gerçek dostları olan Türklere gereken önemi vermediler. Ermeni Diyaspora'sının kucağına oturdular. Biz, aman Amerikan imajı zedelenmesin diye medyamızla uğraşırken, Türkiye aleyhindeki propagandalara çanak tuttular. Bilir misiniz ki, en büyük müttefikimizle aramızdaki dış ticaret devede kulaktır. ABD , beşinci sınıf ülkelere siyasî sebeplerle kotalar tahsis ederken, Türkiye'ye hep sırtını dönmüştür. NATO üyesi olarak Batı'nın güvenlik yükünü yarım yüzyıl sırtında taşıyan Türkiye'ye, kendi parasıyla verilen askerî 'yardımlar' , her yıl Amerikan meclislerinde tartışılarak kırpılmıştır.
Ancak, bütün bunlara rağmen Türk Milleti , 2003 yılına gelinceye kadar Amerikalıları 'dost' olarak görmeye devam etmiştir.
Vakta ki, Amerikan askerleriyle peşmergeler tarafından Kerkük , Musul işgal edilip nüfus ve tapu kayıtları yakılmış; Felluce'de, Telafer'de katliamlar yapılmış; Ebu Gureyp Cezaevi'ndeki işkenceler ortaya çıkarılmış; Bağdat'ta, Kerbelâ'da, Necef'te mukaddes mekânlara saldırılar düzenlenmiş ve özellikle Süleymaniye'de Türk askerinin başına çuval geçirilmiş, işte o zaman Türkiye'de Amerikan aleyhtarlığı başlamıştır.

Bardağı taşırmak...
Türkiye'deki Amerikan aleyhtarlığı, ideolojik peşin hükümlere dayanan ve telâfisi mümkün olmayan bir antipati değildir. Ancak, ABD yönetimi şunu bilmelidir ki, 10 Ekim'de Ermeni iftiralarının kabulü mahiyetindeki sözde soykırım tasarısı kabul edilirse, bu tarihî haksızlık Türkiye ve Türk Milleti için bardağı taşıracak son damla olacaktır. Bu takdirde son yıllarda ABD'ye duyulan antipati, kolayca nefrete dönüşebilecektir.
Bu konuda, Başbakan'ın ve Türk dışişlerinin gayretlerini takdir etmekle birlikte yeterli bulmuyoruz. Dış ilişkilerde öfkeyle kalkıp zararla oturmanın tehlikelerinin farkındayız. Ancak, tasarı konusunda Türkiye 'nin, caydırıcılık sağlama bakımından ABD 'ye karşı lâftan öteye geçerek elle tutulur kararlar alacağını bildirmesi lâzımdır. Aksi takdirde, bir takım kınamalar ve boş sözlerle netice alabilmemiz mümkün değildir.
Sam Amca , menfaatlerinin zedelenebileceğini görmeli ve ayağını denk almalıdır.