Hodri meydan!

Genel seçimlerin 22 Temmuz tarihinde yapılması kararlaştırıldı. Aslında seçim tarihinin, daha önce AK Parti'nin istediği gibi 24 Haziran gününe alınması daha uygun olacaktı.

Genel seçimlerin 22 Temmuz tarihinde yapılması kararlaştırıldı. Aslında seçim tarihinin, daha önce AK Parti'nin istediği gibi 24 Haziran gününe alınması daha uygun olacaktı. Çünkü bu tarihte, Temmuz ayındaki seçimlere iştiraki düşürebilecek mevsimlik olumsuz şartlar ortaya çıkmayacaktı. Bu konuda, sürenin Yüksek Seçim Kurulu takvimine uymayacağı istikametindeki itirazlar da geçerli değildi. 1987 Genel Seçimleri'nde sadece 43 günlük bir müddet hukuken yeterli olabilmişti. Bu durumda, Anayasa'nın ifadesiyle 'derhal' yapılacak genel seçimler için 17 Haziran tarihi bile mümkün olabilirdi.
Artık tarihi kararlaştırılmış bir seçimin zamanını tartışmamızın sebebi, CHP muhalefetinin Temmuz'un şartlarını bahane ederek seçimden kaçmak istediğini bir defa daha tesbit etmektir. 'Erken seçim' denilince, bugüne kadar Türk siyasetinde hep samimiyetsiz tepkiler dile getirilmiştir. Muhalefet partileri -özellikle 'millî muhalefetimiz CHP'-, her zaman erken seçim istedikleri halde, iktidar seçime gitmeye kalkınca 180 derece çark ederek buna karşı çıkmışlardır. 1987 genel seçimlerini çok yakından yaşayan tecrübeli bir eski politikacı sıfatıyla, muhalefetin önce müthiş bir yaygara kopararak erken seçim istediğini; daha sonra merhum Özal, erken seçim kararı alınca, bunu 'baskın seçim' olarak nitelendirip iptal ettirebilmek için yargının kapılarını zorladığını hatırlıyorum.
TBMM 'nin dünkü oturumunu takip ederken bu hatıralar hafızamda canlandı.
* * *
Hiç şüphesiz, CHP lideri Baykal, parlamentodaki bir azınlık grubunun çoğunluğa tahakkümünü sağlamasında gösterdiği marifetleriyle, dünya siyaset tarihine adını yazdırmış bir politikacımız olarak anılacaktır.
Düşününüz bir kere... 550 üyelik parlamentoda 151 üyenizle çoğunluğa dayatmada bulunup Cumhurbaşkanı'nı dahi seçtirmemek ve Meclisi çalışamaz hale getirmek az şey midir? 'Demokrasi'nin nasıl 'demagoji'ye dönüştürüldüğünü gösterebilmek için, üniversitelerdeki siyaset bilimi öğrencilerine bu süreç örnek olay olarak anlatılmalıdır.
Tabiî, bu arada, Baykal'ın ve Türk Jakobenizmi'nin, TSK'yı nasıl istismar ederek 'muhtıra' verdirdikleri ve Anayasa Mahkemesi üzerinde nasıl baskı kurup kendi lehlerine siyasî kararlar verdirdikleri de unutulmamalıdır. Robespiyer ile Danton 'un mezarlarından hortlayarak Baykal ile Sezer'in ellerini öpmesi sezadır vesselâm...
Göz göre göre, bütün dünyanın ve milletin önünde, açıkça millet iradesine tecavüz edilmiş, millî egemenlik yok sayılmış ve zorbalıkla demokratik haklar gasp edilmiştir.
* * *
Lâkin, artık CHP'nin ve Baykal'ın hukuk ve demokrasi dışı oyunlarının sonuna gelinmiştir.
Şimdi, 1950'de olduğu gibi 'Yeter! Söz Milletindir!' deme vaktidir. Baykal, her zamanki gibi, sandıktan çıkamayacağının farkında olduğu için, bir taraftan Cumhurbaşkanı'nın halk tarafından doğrudan seçimine karşı çıkmakta ve Sezer gibi cumhuruyla kavgalı bir Cumhurbaşkanı aramakta; diğer taraftan, AK Parti tekrar seçimleri kazandığı takdirde bile jakoben egemenliğin devam edeceğine dair tehditler savurup aba altından sopa göstermektedir. Zira Baykal, bu milletin kendisi gibi milletin değerlerine saygı duymayan, halkı 'potansiyel irticacı' olarak varsayan birini asla Cumhurbaşkanı seçmeyeceğinin bal gibi farkındadır.
* * *
22 Temmuz Genel Seçimleri, Türkiye'de bir 'demokrasi imtihanı' olacaktır. Millet iradesine dayatmada bulunanlarla ve onların kuyruklarına takılanlarla 'demokrasi mağdurları' arasında bir mücadele şeklinde cereyan edecektir.
Bakalım, askere geceyarısı internet muhtırası yayınlatanlar, Anayasa Mahkemesi'ni darbe tehdidiyle yanlış kararlar almaya sevkedenler, bu defa milletin önünde ne yapacaklardır? Tandoğan'da, Çağlayan'da millî duyguları istismar ederek meydanları dolduran 'milyonlar', seçim sandıklarına nasıl aksedecekler?
Hodri meydan!...

Değerli hukuk bilgesi Ahmet İyimaya'nın 'Siyaset Hukuku Sorunları' isimli muhteşem eserini, hukukla ilgilenen herkese tavsiye ediyorum. Yanılmıyorsam, bu emsalsiz eser, siyaset hukuku konusundaki ilk çalışmadır. Özellikle Anayasa Mahkemesi üyelerinin dikkatle okumalarını tavsiye ederim. Eğer iptal kararı almaktan okumaya vakitleri yoksa, raportörlere özetletebilirler.